Menu
MEHMET AYCI İLE SÖYLEŞİ
Söyleşi • MEHMET AYCI İLE SÖYLEŞİ

MEHMET AYCI İLE SÖYLEŞİ

Şiirinizde ses ve yapı olarak genelde hece şiirinin özelde halk edebiyatının özel bir yeri olduğu görünüyor. Heceyi tercih etmediğiniz şiirlerde bile bu tercih arkadan arkaya kendini hissettiriyor. Sizin hayat hikâyenizde bu şiirlerin karşılığından bahseder misiniz?


İsmet Özel kadar var var mı bilmiyorum bu karşılık. Türkçe yazıyorsanız böyle olması gerekmez mi. Bizim yakın dönem usta şairlerimizin tamamında hece kullanımı belirgindir. Dilinizin doğası gereği böyle. Bir de çok erken yaşlardan itibaren güçlü bir Karacaoğlan damarım oldu. Aileden kaynaklanıyor. Şimdi bile duyduğum hangi ölçüde olduğunu, duraklarını saymadan çıkarabilirim. Hece bende tercihin ötesinde bir şey. 


Velut bir şair olarak görüyoruz sizi. Sürekli bir şiir mesaisi içindesiniz. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?


Yazmayı hayatınızın merkezine almışsanız ve yazma eyleminde başat kaygınız şiirse siz onu bırakmadığınız sürece o da sizi bırakmaz. Çok çalışıyorum. Kendimi açık tutmaya da çalışıyorum.  Yazı masası mesaisi, okuma masası mesaisi ve sokak mesaisi dengesini kendimce kurduğumu düşünüyorum. 


Şiirde çok farklı biçemleri denediniz. Haikudan gazele pek çok farklı form sizin şiirinizde yankılandı. Şiir biçemiyle mi geliyor yoksa biçemi denerken şiiri bahanesi mi oluyor?


Bu Türk şiirini bütün olarak görme hassasiyetiyle alakalı biraz. Türk Şiirinin imkanları şairinde imkanları. Şiir bizatihi bir form zaten. Onun hangi formda olduğu başka bir konu. Yazarken her şiir kendi biçemini kendi belirliyor yargısı da doğru. Başka bir şey daha var. Ruhunuzun yer altında bir labirent inşa ediyorsunuz. Koridor bittiğinde yeni bir koridor açıyorsunuz. Oradan yeni bir koridor. Bu yol açma çabaları da biçem çeşitliğine katkıda bulunuyor.


Aşk önemli temalarınızdan biri. Rilke şiir yazmaya başlayanlar için aşk şiiri yazmayı risk olarak görür. Siz usta bir şair olarak Rilke ile hemfikir misiniz?


Almanca ve Alman hayatı için Rilke dönemini ve onunun deneyimini bağlar en fazla bu yargı. Hem marazi olanın misal olmaması lazım. İlk şiirinizde temanın ne olursa olsun, sürdürmediğiniz zaman zaten bir yere varamazsınız. Her aşk şiiri iyi şiir olmayabilir ancak her iyi şiire rahatlıkla aşk şiiri diyebiliriz; teması aşk olmasa bile. 


Doğadan kültüre, tarihten coğrafyaya zengin bir sözlük kullanıyorsunuz şiirinizde. Kelimeleri seviyorsunuz galiba. Bir de beşerî olan her şey bir şekilde radarınıza takılıyor. Bu geniş ilgi yelpazesini nasıl inşa ettiniz?


Edilmiş, tamamlanmış bir şey değil ki bu. Sizin hayatı “tecrübe” edişiniz, yazarsanız şayet yazdıklarınızda da kendisini gösterir. Kaldı ki hayatı yazıyla deneyimleme gibi bir ayrıcalığınız var tırnak içinde. Ansiklopedist değilim. Bilgi bir yere kadar. O bilgi nasıl bir yer açıyor insanda, buna bakıyorum.  Kelimeleri sevmezseniz zaten hayatı da sevemezsiniz. Hangi işi yaparsanız yapın işinizi de severek yapamazsınız. 


Sizinle yapılan bir söyleşide “Her şiiri bir tablo olarak düşünün.” diyorsunuz. Şiirinizde yoğun bir “görselleştirme” gayreti var sanki. Yoksa yok mu?


Özel olarak yok. Varsa bile başka bir şeyi göstermek için vardır. Oradaki kastım şiirin yüksek yerde duruşu, bütünlüğüyle alakalı. Sanat eseri bitmemiş hissi verse bile estetik bütünlükle sanat eseri olur. Kompozisyon önemli. Renkleri rasgele karıştırıp beze veya kâğıda sürdüğünüzde bir resim olmayacağı gibi bir avuç kelimeyi bir araya getirmek de yazdıklarınızı şiir yapmaz. Karacaoğlan’ın bir dörtlüğü, Fuzuli’nin bir beyti bu bağlamda Van Gogh tablolarıyla kıyas edilebilir. Kastım bu idi.


Denemelerinizi, portrelerinizi sormadık. Bütün kalem tecrübelerinizde şiir yazıyor olmanızın katkısı hissediliyor. Kelime tercihleriniz, üslubunuz hep şiir mesainizin getirdiği tecrübe ile zenginleşmiş sanki. Sizce yanılıyor muyuz? Peki, nesirlerinizin şiire katkısı nedir?


Birbirini etkiliyor kuşkusuz. En azından “şair bakışı” olduğu için nesirde de etkiliyor. Benim uzun zamandır “resmi” işim de yazmak. Ekmeğimi yazarak kazanıyorum. Ancak bunların her biri farklı çekmecelerde. Resmi işimle kendi yazma pratiğimi ayrı tutuyorum. Yazma pratiğim dairesinde denemeyi, portreyi, değiniyi farklı çekmecelerde tutuyorum. Bir yazma ve okuma programı çerçevesinde çalışıyorum.


Son soru şimdiki yazı mesainizle ilgili. Tezgâhta neler var? At kültürü sözlüğü demiştiniz uzun zaman önce. Onu çok bekleyecek miyiz? 


İki eleştiri kitabını, At Kültürü Sözlüğünü, bir Nasreddin Hoca yazması neşrini, bir romanı ben bekletmiyorum, yayınevinde bekliyor. Ne kadar beklersiniz bilmem. Üç öykü kitabı var. Bir de şiir kitabı. Dosya halinde. Çekmeceleri karıştırsam en az on kitap çıkar çıkmasına da bu yayın talebi olursa ilgileneceğim bir şey. 

SUAVİ

1972 İstanbul doğumlu. İlk şiiri 1991 ekim ayında Türk Edebiyatı dergisi okur mektupları sayfasında yayınlandı. Pek çok dergide dergi ve gazetede yazı, şiir ve röportajlarıyla yer aldı. Sebepsiz Serçe, Taş Suya Değince, Heves ve Tövbe Gölgeliği isminde dört şiir kitabına, Kırk Gri Hırka ve Dünyanın Çekmeceleri isminde iki hikaye kitabına imza attı. Ayrıca Pierre Karton namı-ı müstearıyla Horkhaymır’dan Alzhaymır’a Türk Aydını isimli bir de mizah kitabı mevcut.

Daha fazla görüntüle
Diğer Yazıları