Menu
KESKİ
Öykü • KESKİ

KESKİ



Göz kapaklarının yavaş yavaş ağırlaştığını hissediyorsun.

Vaktin sabaha evrildiği bu vakitte; masa lambasının loş ışığında; önündeki kitaptan bir iki satır okumanın gayreti içindesin.

Perdeyi hafiften aralıyorsun. Şehir; deliksiz uykuların kollarında, geceyi siyah bir yorgan gibi üstüne çekmiş, kıpırtısız. Derin bir sessizlik... Üzerinden gün boyu binlerce insanın geçtiği kaldırımlar, sanki bu sessizlik anının tadını çıkarmakta. Sokak lambalarının titrek, ölgün ipiltisi seyreltmekte karanlığı…

Bakışların karanlığın içinde boğulup giderken soğuk kaldırımları düşünüyorsun. Ezilen, aşınan… Geçmişin gibi… Geçmişine ait düşünceleri kafandan kovalamak istiyorsun. Ama olmuyor.

Sıska, çelimsiz bir çocuk olduğun için sıkça dayak yediğin çocukluk yıllarını… Çalışkan bir öğrenci olduğun halde sırf meslek lisesinde okuduğun için üniversite sınavını kazanamayışını… Fabrikadan aldığın asgari ücretle ev geçindirmeye çalışmanı… Boşanmanı… Anımsıyorsun. Dilinde acımtırak bir tat…

Masanın kenarına bıraktığın ayracı kitabın arasına yerleştiriyorsun. Ama için bir türlü kitabı kapatmaya elvermiyor. Okuduğun bu kitaplarla düşüncelerini somutlaştırabilmek, yazıya dökebilmek için kendine bir yol oluşturduğunu...

…Göz kapakların yavaş yavaş ağırlaşıyor. Ancak parmakların halen kitabın arasına yerleştirdiğin ayracın üzerinde…

Peki neden?

Neye karşı meydan okuyorsun?

Elinde kalan tek sermayenle, kelimelerle…

Kendine mi?

Hayır, olamaz… Sabahlara dek her ilmeğine göz nuru dökerek işlediğin narin gergefini böyle ucuza…

Yüzünü hafiften buruşturup dört günlük sakalını dalgın bir şekilde sıvazlıyorsun. Yer yer ağarmış, dağınık saçlarını parmaklarınla taraklarken önündeki kitabı tekrar açıyorsun.

Ancak göz kapakların…

İmgeleminde ışıl ışıl yıldızlar beliriyor. Ancak imgeleminde mi; yoksa biraz önce dışarıda gördüğün yıldızlar mıydı bunlar? Ayırt edemiyorsun.

Yıldızlar düşüyor göz bebeklerinin içine, suyu tükenmeye yüz tutmuş boz bulanık bir kuyunun dibine düşermiş gibi. Her şey ya da hiçbir şey arasında gidip gelen umutların…

Umut?

Kelimeler?

Bir görünüp bir kayboluyor kelimeler ıslak, menekşe kokulu bir düş gibi. Yüzünde ipeksi bir serinlik… Pencereyi mi açık unutmuştun?

Kelimeler büyüyor büyüyorlar. Boz bulanık kuyu diplerini aydınlatan yıldız parıltıları gibi. Gümüşsü parıltılara hafifçe dokunuyorsun. Yumuşacıklar. Gürültülü zamanlarda kulaklarına tıkadığın; kaygan zeminlerde tutunduğun… Tutunuyorsun. Sessizlik. Üzerlerindeki ümitsizlik tozlarını parmak uçlarınla, özenle siliyorsun kelimelerin.

Masa lambasının sarımtırak ışığı gözlerini kamaştırmakta. Işık huzmeleri odanın bazı köşelerine ulaşamadan karanlığın içinde yitip gitmekte.

Karanlık köşeler.

Zihninde.

Çabalıyorsun aydınlatabilmek için. Durmadan. Küçük bir ışık kırıntısı da olsa…

Göz kapakların bir açılıp bir kapanıyor… Uykuyla uyanıklık arasında…

Karanlıklar etrafını kat kat sarınca kelimelerin şeffaf kapısından içeri… Sıcacık… Giriyorsun. Muhkem bir kale; kendi içindeki boşluğun eteklerinde… Eteğindeki taşlar gün geçtikçe ağırlaşıyor…

Kelimeler…

Açık gri, beyaz, süt mavisi taşları döküyorsun eteklerinden… Eksiliyor… Eksildikçe fazlalaşıyor; fazlalaştıkça eksiliyorsun… Derin kuyular açılıyor zihninin dar mahzenlerinde. Çakıl taşları birer birer dökülüyor kuyu diplerine. Bir gün tüm kuyular dolar ümidiyle…

Bilinç, yorgun bir çakıl taşı gibi düşmekte boşluğun kollarına. Sessiz bir türkü mırıldanıyorsun bilinmeyen kulaklara.

Kelimeler ellerinde…

Göz kapakların…

Çakıl taşları bir keskiye dönüşüveriyor. Parıl parıl, sivri… Sert kütleyi yontuyorsun durmadan, bir şekil verebilmek için. Vurdukça keskiyi sanki kendi etin acıyor. Vuruyor vuruyorsun gözlerini kanatırcasına. Ortaya çıkan yapı sana ne kadar da benziyor. Bazı yerleri çarpık, kargacık burgacık da olsa…

Bir açılıp, bir…

Keski… Kelimeler… Ayraç…

Bir oyun muydu yoksa her şey? Herkesin kendine biçilen rolü kusursuzca oynadığı… Bir tek sen oynayamamıştın rolünü… Becerememiştin… Ve bu beceriksizliğinin diyetini ödüyorsun belki de…

Sessizce. Kimseden habersizce…

Dışarıda günün ilk ışıkları belirmeye başlarken, yüzünde kelimelerin sıcaklığını duyumsayarak, çoktan kapanmış olan göz kapaklarını.........

(HAZİRAN 2010)

İSMAİL

1983, Kayseri-Develi doğumlu. Selçuk Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden 2005’te mezun oldu. Öyküleri Muhayyel, İtibar, Post Öykü, Aşkar, Temmuz, Hece Öykü, Mahalle Mektebi, Yumuşak G dergilerinde yayınlandı.Eserleri:Öykü: Gergin Bir Yay(2014), Sonrası(2015), Deliliğin Evrensel Tarihi(2019)Roman: Ölüm Kadar Güzel(2017)...

Diğer Yazıları