Menu
DEFİNE
Öykü • DEFİNE

DEFİNE

Elinde kısa saplı kazma, daracık mağarada zar zor devam ediyor kazmaya. Kalenin hemen her tarafı aranmış, kazılmış, delik deşik edilmiş olsa da, umut işte… Vuruyor kazmayı. Kimden duymuştu; dedesinden mi, yaşlı birinden mi? “Bu kalede define var” demişti anlatan. Zamanında, Kara Hüsam namıyla anılan bir eşkıya varmış. Onun gömdüklerini henüz bulan olmamış.  Aramak lazımmış. Arıyor işte. Gemici fenerinin sarı, ölgün ışığında arıyor...

Bulsa? Ah bir bulsa! Ondan sonra neler neler yapmazdı!

Aklında, duyduğu define hikâyeleri… Altınların yerini sürekli değiştiren ecinniler… Defineyi bulsan bile vermiyorlarmış. Aramaya başlamadan önce kan akıtmak lazımmış; kuzu, oğlak… En azından bir horoz kesilmeliymiş. Hiç birini yapmadı. Defineyi bulursa dana kesmeye karar veriyor. Dudakları sürekli kıpır kıpır…

Yoruldukça zihni bulanıyor. Aklına, olmadık şeyler geliyor. Uzun kış gecelerinde, kahvede, aylak ihtiyarların soba başında anlattıklarını hatırlıyor. Savaş zamanında, köylerde erkek kalmamış… Kimi Çanakkale’de, kimi Yemen’de kırılmış... Kara Hüsam, yanındaki çapulcularla birlikte basarmış köyleri. Yakıp yıkar, ırza, namusa göz dikermiş. Altınları vermeyenlerin çocuklarını bile öldürdüğü olmuş. Sonra, milis kuvvetleri Asar Kalesi’nde kıstırmış bunu. Cesedini kalenin burcuna asmışlar, günlerce kalmış orda. Kargalar, çakallar parçalamış… Altınları da buraya gömdüğü söylenir hep. “Ulan zalim Hüsam!” diye söylendi Rasim, “ulan kitapsız, nereye gömdün altınları.”

Bunlar aklına gelince irkildi. Durakladı. Yanlış mı yapıyordu? Bulsa bile… O masumların kanı... O kadınların ırzı… Kara Hüsam’a yar olmayan altınlar, kendine olur muydu?

Vazgeçse… Bıraksa… Gitse… Bu kadar da uğraşmış… Ne yapsa? Yoruldu. Susadı. Kararsız! Başı dönmeye başladı. Mağara daracık. Havasız. Ne yapsa? Zaten bir şey bulamamış. Başı dönüyor. Ecinniler. Kara Hüsam. Zalimlik. Ölüm. Altınlar. Kanlı altınlar. Mazlumların, masumların ahından ürküyor, korkuyor. Kazmayı atıyor. Öylece kalakalıyor. Karasız!

Kahvenin, ihtiyarların esrarlı sözlerini daha bir korkulu yapan dumanlı, pis havasını hatırladı. Bunları her dinlediğinde yüreği daralır, eziyet gören kadınlara, çocuklara acırdı. Kahveden çıkıp, eve gidene kadar, her köşe başından Kara Hüsam çıkacak sanırdı. Her gölgeyi, her sesi bir şeylere benzetir, ürperir, korkardı. Çocukluk işte.

Bulursa… Ne yapacak?  Fakir fukaraya yardım eder. Evlenmek isteyen garibanların evini kurar, okumak isteyenlerin elinden tutar. Tabi ya… Zekât verir. Sadaka dağıtır.

Kazmayı kapıyor yeniden. Kan ter içinde, neredeyse üç saattir çalışıyor. Az dinlense. Olmaz. Az sonra güneş doğacak.

Devam.

Susadı.

Yandı.

Kazmayı bıraktı kenara. Mataraya uzandı. Birkaç yudum içti. Devam yine. Köyün çobanlığını yapmaktan bıkmıştı artık. Sığırtmaç Rasim gel, sığırtmaç Rasim git. Of be! Yetti iyice canına. Bu işten kurtulmanın tek yolu buymuş gibi geliyordu ona. Buluverse. Şu kör olası küp, burada oluverse…

Sığırlar, tarla; vuruyor kazmayı…

Traktör, pulluk, römork; vuruyor kazmayı…

Nam, şan, itibar; vuruyor kazmayı…

Son model bir araba; vuruyor kazmayı…

Almak istedikleri aklına geldikçe daha bir hırslanıyor. Alt dudağını ısıra ısıra, gözlerinden kıvılcımlar saçarak çalışıyor. Ne çok terliyor, ne çok susuyor… Kolları da ağrıdı. Yorulduğu için kendine kızıyor. Mağara daracık, havasız.

Küreğe uzanıyor. Kazdığı toprağı atıyor.

Tekrar kazmaya başlamadan, şöyle ayakta durup az soluklanıyor…

Sesler… Sesler duyuyor. Bu ıssız mağarada, gecenin bu vakti…

“Kim var orda?”

Kulak kesiliyor. Çıt yok. Ya o sesler…

Kuklalarını oyan o ses…

Dinliyor. Yine ses yok?

Fısır, fısır, fısır…

Korku, umut birbirine giriyor. Kendine cesaret vermeye çalışıyor.

Duydu mu? Duyduğunu mu sandı? Ecinniler! Korkusunu bastırmaya çalışıyor. Vakit kaybetmek istemiyor. Bu kadar uğraştıktan sonra vazgeçemez. Vuruyor kazmayı.

Çat!

Taş değil bu. Her neyse kırıldı. Çatladı. Kazma içine batıverdi. Küp…

Gözleri ışıyor. Kazmayı atıp, elleri ile… Kırılan yerden açıyor. Elini daldırıyor. Şıkır, şıkır… Avuçluyor. Altın; altın bunlar. Buldu işte. Buldu. Terler alnından altınlara damlıyor. Kahkaha atıyor. Yorgunluğu, bitkinliği uçup gidiyor. Küpü boşaltıyor. Altın paralar, bilezikler, beşibiryerdeler, yüzükler… Nefes nefese. Yorgun. Mutlu.

Sesleri yeniden duymaya başlayınca silahına davranıyor. Bu kadar uğraşmış, altınları bulmuş kimseye bırakmaya niyetli değil.

“Kim var ulan orda? Acımam ona göre!”

Sesi mağarada yankılanıyor. Çıt yok.

Altınları bulmuş. Bu satten sonra Kara Hüsam’ın hayaleti gelse vız gelir. İçinde bastıramadığı bir sevinç. Mersedes, tarla, traktör… Rasim Bey, Rasim Ağa… Hey, hey… Oh be! Altınların şıkır şıkır sesi… Sarı, parlak ışıltısı…

Altınları torbasına dolduruyor. Kazmayı, küreği çuvala koyuyor. Dikkat çekmeden köye dönmeli.

Ne kadar da ağır. Altınlarla uzaklaşırken kalenin burcuna bakıyor. Sanki Kara Hüsam hâlâ sallanıyor direkte. “Pis mendebur” diye söyleniyor. Eli silahının kabzasında… Ara ara duruyor, etrafı dinliyor. Az önceki anlaşılmaz sesler… Omzundaki torbayı yokluyor. Yok, rüya değil. Gerçekten buldu. Bir türlü inanamıyor. Yürüdükçe yükü ağırlaşıyor. Kazmayı, küreği atsa. Olmaz. Devam. Ne kadar da ağır!

Yorgun argın eve varıyor. Ne duyduğu sesler, ne de ecinniler umurunda değil artık.

İçeri girer girmez torbayı omzundan alıp, sevinçle odanın ortasına...

Altın… Altınlar yok…

Torbadan, altın yerine sesler dökülüyor… Sesler odayı dolduruyor… Sesler duvarlarda yankılanıyor… Sesler kulaklarını tırmalıyor, oyuyor; ağlamalar, çığlıklar, yalvarışlar, beddualar: …yapma ilişme namusuma… ana ana öldürmüş anamı… yapma ağam etme, ne yer ne içer bu çocuklar… vatan haini kitapsız… geber…

Sesler geceyi deliyor…

Sesler…

AKİF

Akif Hasan KAYA: 1977 Balıkesir doğumludur. Öykü ve denemeleri Aşkar, Post Öykü, Muhayyel, İtibar, Yediiklim, Ğ, Hece Öykü dergilerinde yayımlandı. İlk kitabı Islak Kibritler ile 2012’de Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın Hikâyecisi ödülüne layık görüldü. Bazı kitapları Arnavutça’ya çevrildi.  Kitapları: Islak Kibritler (Öykü, Okur Kitaplığı, 2012, İz Yayıncılık, 2017)Ölmüş Oyuncaklar müzesi (Öykü, İz Yayıncılık, 2014)Uzun ve Lacivert Günler (Öykü, İz Yayıncılık, 2015)Bu Bir Aşk Hikayesi Değildir (Öykü, İz Yayıncılık, 2017)  ...

Diğer Yazıları