Menu
MANİPÜLE EDİLMİŞ MİTOLOJİ NE İŞİMİZE YARAR?
Haberler • MANİPÜLE EDİLMİŞ MİTOLOJİ NE İŞİMİZE YARAR?

MANİPÜLE EDİLMİŞ MİTOLOJİ NE İŞİMİZE YARAR?

'Anlamak için inanıyorum' Augustinus

Bizdeki mitoloji (Doğu'ya ait mitolojiler) hala turizm envanteri olarak tarihsel kalıplarla yorumlanmakta ve  geçmişin statik evrakları olarak parşömen değeri görmektedir. Fotoğraf sanatının merceklerarası ilişkisinde mitolojik göstergeler, 'en iyi görüntü' en iyi parçaya ait olmak koşulu ile turistik değerini yükseltmekten öteye gidebilmekte midir?

***

Fantazyanın edebiyat ile olan ilişkisi bizi onun hayat ile olan ilişkisine götürür. Fakat kavramları belli kültürel kodlarla yorumlayışımız hayat-mitoloji bağını gözden kaçırmamıza neden oluyor.

Kavramların yerli yerine oturamayışı ya da zihinsel ön kabullerle farklı algılanışı aydınlanmanın sarstığı bir yapıyı açık eder. Aydınlanma, Grek kültürünün kodlarını mitleştirirken, onun dışındaki kültürlerin yoksayılması, görmezden gelinmesi ya da kayda değer olmadıkları yargısı ile zihinleri donattı. Bu yıkım, topluma bir gecede bütün bir Doğu kültürüne yabancılaşmayı getiren Latin harflerinin kabulü kadar etkilidir.

Bu etkinin günümüzde bütün şiddetiyle devam ettiğini söylemek mümkün. Yayınevi önemli değil, yakın zamanda elime geçen bir kitap, bu zihinsel silinmenin en belirgin örneği olarak masamda duruyor. Kitap çocuklar için hazırlanmış bir mitoloji kitabı. Adı, Klasik Mitoloji. Buna benzer birçok çocuk kitabına (10-14 yaş) baktığımızda mitolojinin sevdirilip anlatılmak istediği fakat her nedense 'klasik' dendiğinde neden Yunan'dan başladığı sorusuna cevap veremeyecek içerikleri barındırıyor.

Klasik, 'gelenekten ayrılmadan meydana getirilen ve değerini uzun zaman süresi içinde kaybetmeyen' anlamıyla dikkat çeker. Bir yönü ile de 'sıkça tekrarlanan' anlamına gelen klasik, mitoloji söz konusu olduğunda -ve elbette diğer bütün ilim dalları, sosyal bilim kategorileri ya da sanat akımları için de geçerli- neden Yunan'dan başladığı ile ilgili bir belirtecin olmaması dikkat çekicidir.

Mitoloji ise, mitlerin doğuşlarını, anlamlarını yorumlayıp inceleyen bir bilim dalı olarak karşımıza çıkar. Her ulusun mitolojisi, onun tarihine, düşünce biçimine, kutsal ile kurduğu bağa, değerlerine, kahramanlık öykülerine inanç sistemlerine masal ve söylencelerine dayanır. 'Hayali bir anlatım içine, hayallerde yer etmiş yarı tanrılar ve kahramanların hikayelerini de katan ve arkaik bir zaman türüne, tarihsel zaman ötesindeki başlangıç zamanına dayanan bir öykü anlatım biçimi' olarak görülenin ötesindeki anlam uzantılarıyla mitoloji, insanı kendi tarihiyle olduğu kadar kökeniyle de yüzyüze getirir.

Bilindiği gibi Yunan Mitolojisi, Grek kültürünün kaynaklık ettiği bir mitolojidir. Kökeninde 12 Yunan tanrısının Titanlar'la giriştikleri mücadeleler, ilişkiler vardır. Yunan mitolojisi insanın tanrısal olana meylinin, gücün simgesi olan olanakların ve insan-tanrı merkezinde insan aklının tanrıları hayrette bırakan varlığının ve fakat  insani özelliklere sahip tanrıların da insanlarla mücadelesinde ne kadar muktedir (iktidar öznesi, kendisi) olduklarının, verdikleri cezaların ne kadar dehşetli olduğunun izdüşümlerini vermesi açısından önemlidir. Bu izdüşümler, aklın öncelendiği bir dönemde, kutsalın parodileşerek, fantastikleşerek hayatın dışında yer edinmeleri ile de dikkat çekerler. Yani, Yunan mitolojisindeki güç mücadeleleri, aydınlama dönemi ile birlikte 'olağandışı' konuma indirgenerek, bir yerde, Titanların ebedi galibiyeti ile tanrılar 'gökteki yerlerine' oturtulmuşlardır. Tanrının hakkı tanrıya Sezar'ın hakkı Sezar'a döneminin başlangıcı bu şekilde kesinleşmiştir.

Yoksa bugün okuduğumuz Yunan mitolojisindeki temel izlekleri skolastik algının hakim olduğu Antikçağ Avrupa'sındaki bütünlüklü algı ile örtüştürmek mümkün değildir.

Ortaçağ Avrupa'sında, nominalist eğilimlerin varlığı ile tümellere ilişkin düşüncelerin kökünden sarsılması, mitolojik bir çok unsuru da varlıkbilgisi açısından sarsıntıya uğratmıştır.

Ayrımında olunması gereken nokta, pozitivist akılcı algının hakimiyetinin şimdi okuduğumuz Yunan mitolojisini de 'manipüle' ettiği ve edebi estetiğini bozduğu gerçeğidir. Mesela pozitivist algı, bir asır önceki Dante'nin İlahi Komedya (Divinia Comedia)sı için 'skolastik safsatanın şiirsel anlatımı' demekle kendi metafizik geçmişi ile de ipleri koparmıştır.

Homeros'un İlyada'sının, M.Ö. 700 lerde kayda geçirilmiş ilk yazılı belge olduğu düşünülürse, İlyada'dan İlahi Komedya'ya (14.yüzyıl) ve oradan 18. yüzyıl aydınlanmasına Avrupa tarihinin skolastik felsefeden pozitivist düşünceye bu denli hızla yolalması dikkat çekicidir. Yani Homeros'tan Dante'ye kadar geçen zamanda kutsal ile içiçe geçmiş düşünce ve sanat örneklerini görmek mümkünken, 17. yüzyılın sonlarından itibaren artık bu birikimin dışlanması, 'safsata' olarak görülmesi ya da 'mitolojik' gerçekliğiyle fantastikleşmesi tehlikesi belirmiştir. Din ile dünyanın ayrılma projesinin en son darbesi bu noktada sanat ve türevlerine vurulmuştur denilebilir. Hiç bir satırı değiştirilmeyen metinler, kendilerine bakış açısı değiştirilmek suretiyle aydınlama tarafından atıl hale getirilmişlerdir.

Yukarıda değindiğim mitoloji denince neden akla ilk Yunan mitolojisinin geldiği ve klasik mitolojiyi dahi böyle algıladığımızın temel nedenlerinden birisi, İlyada,  Odysseia ya da İlahi Komedya'ya karşı benimsenmiş tavır ile yakından ilgilidir. Doğu dünyası, aydınlama ile ikinci elden manipüle edilmişlik üzerinden mitolojik eserlerle karşılamakta ve fakat birinci manipülasyon Batı'nın bizzat kendi algısında yaşanmaktadır.

Netice itibariyle bugün sorun, kendi skolastik geçmişini maniple eden Batı'nın düşünme kodları ile mitolojiye baktığımızdır.

Aydınlanmanın bir tarihsel proje olarak ortaya çıkması 17. yüzyıla denk gelse de etkilerini bütün bir Avrupa'da göstermesi için 18. yüzyılı beklemek gerekecektir. Aydınlanma, bilgiye bilime ve akla önem verme bağlamında, kilisenin, eski geleneksel yapıların, ideolojilerin ve aklın dışında sayılacak olan bütün gizemli alanların en büyük savaşçısı olarak ortaya çıkar.

Peki gizemli alanlara, metafizik ve göksel perspektiflere mesafeli bakmakla kalmayıp onları dışlayan ve ötekileştiren aydınlanma (rönesans) neden Yunan mitolojisini bu kadar önceledi ve günümüze dek etkileri süren bir kabule kol kanat gerdi?

Aydınlamanın, kutsala karşı tavrı belli iken, Yunan mitolojisini bu derece öne çıkarması ve 'mitoloji' dediğimizde pek çok kallavi yazarın bile tarihi Yunan'dan başlatmasını nasıl okumak gerekir? Bunu ancak Yunan mitolojisinin günümüzde veriliş biçimine bakarak anlayabiliriz.

Yunan mitolojisi, tanrıların, tanrıçaların ve yarı tanrı kahramanların birbirleri ile olan münasebetlerinden oluşan sözlü kültür birikimidir. Yunan mitolojisinde tanrılar insanlar gibidir. 5 i kadın 7 si erkek olmak üzere seçilmiş bu tanrılar, efsanevi Olympos dağında otururlar. Titanların onlarla olan mücadelesi Titanların yenilip cezalandırılmasıyla sonuçlanır. Sonunda gökyüzünün efendisi olan Zeus dünyayı üç erkek kardeşinin arasında paylaşır. Poseidon denizlerden, Hades yeraltından, Zeus ise gökyüzünden sorumludur.

Kısaca, sadakat tanrıçası Hera, toprak tanrıçası Demeter, Troya Savaşı'nın kahramanı İthaka Kralı Odysseus, tanrı Apollon'un cezasıyla kulakları eşek kulağına dönüşen Midas, aşkı uğruna ölüler ülkesine gitmeyi göze alan Psykhe ve efsanevi dağın aşağısında, dokuz kafalı ejderhalar, yarı insan-hayvan yaratıklar, uçan kanatlı atlar, tek gözlü devler, büyücüler, periler ve cadılar...

Böyle bir dünyanın mitoloji ile sınırlanmış olması elbette beklenemez. Bu nedenle 18. yüzyıl öncesinde romantikler bu dünyadan epey yararlanmış ve mitolojinin konularını edebiyata aktararak eşsiz eserler üretmişlerdir.

Fakat bu uyarlama ya da etkilenim, alanın kendisinin ontolojisi ile ilgili bir sorun teşkil etmemiş ve gotik Avrupa algısı uzun süre sanata hakim olmuştur. Bu şu demektir.  Avrupa romantizmi, metafizik alana ya da göksel olan kutsal sayılan alana ilişkin/ilişkili eserler verirken, bu alanın 'uydurma, hayal ürünü' şeylerle donatıldığıyla ilgilenmemiş, böyle bir kategorileştirmeye girişmemiş bu türden bir düşünceyi de üretmemiştir.

Mitoloji ancak aydınlanma ile 'gerçeğin dışına' itilerek 'fantastik'(gerçekliği olmayan anlamıyla) vecheler kazanmıştır. Bu durum bugün yüzyüze olduğumuz 'klasik Yunan mitolojisi'ne yaklaşım biçimimizi de şekillendirmiş ve tarihsellikten fantastikleşmeye evrilen, tasavvurların ancak insan-tanrı ikilemine sığabildiği bir teoloji ile düşünce dünyasını şekillendirmiştir. Bu kısır bakış, zihinlerin insan-doğa-tanrı üçgeninden kozmosa açılan perspektifini de iğdiş etmiş görünmektedir.

Bizdeki mitoloji ise (Doğu'ya ait mitolojiler) hala turizm envanteri olarak tarihsel kalıplarla yorumlanmakta ve  geçmişin statik evrakları olarak parşömen değeri görmektedir. Fotoğraf sanatının mercekler arası ilişkisinde 'en iyi görüntü' en iyi parçaya ait olmak koşulu ile turistik değerini yükselmekten öteye gidememektedir. Bu göstergeler, mitolojinin, hayatımızda ve algılarımızda ne biçimde yer ettiğinin de trajik bir göstergesidir.

SANAT-MİTOLOJİ KISKACINDA AVRUPA ALGISI

Gotik tarzdaki heykellerde enteresan bir durum söz konusudur. Bunlardan, Ulm Protestan Luthera Katedrali'ndeki Üzüntüler Adamı, Paris Notr Dame Katedrali'ndeki Adem ve Havva heykeli ya da Fransa'da Strazburg Katedrali önündeki Magilerin Hediyeleri Heykelleri gibi bir çoğunda, bakan kişiye kendi hislerini aktarmaları için hassasiyetle yapılmışlardır. Bu heykellerde gerçeğe benzerlik ya da doğrusal pespektifin önemi yoktur. Yalnızca kompozisyondaki ruh hali ya da hissedilenler onlara bakan kişilerce en 'gerçek' biçimde hissedilebilmeleri koşulu öncelenerek inşa edilmişlerdir. Yani mimarinin felsefesine uzanan bir algıyı 6-12. yüzyıl arasındaki gotik Avrupa algısında görmek mümkünken, görmeye de  biçim veren aydınlanmanın, bütün bu hassasiyetleri yerle bir ettiğini bugün, 'ucube' sayabileceğimiz 'sanat yapıtları'nın postmodern mimarideki hakimiyetine uzanan bir serüvene şahit oluyoruz.

Fakat elbette yalnızca mimari ve felsefeden söz edemeyiz. Ortaçağ sanatının biçimlenmesinde feodal sosyo-ekonomik yapı, kentlerin ve kentsoylu orta sınıfların oluşumu, kilisenin politik niteliğinin, lonca sisteminin ve bilimin de en az felsefe kadar etkin rol oynadığı söylenebilir.

Bütün bunlardan hareketle, bugün karşılaştığımız kavramlara bakış açımızın ne olması gerektiği, onları yorumlarken hangi olguları onlar sayesinde inşa ettiğimizle yakından ilgilidir. Mitolojinin tarihsel, felsefi, ve hatta matematiksel uzantılarına bakış şeklimiz, ondan menkul olan geleceğimizle organik bağlar kurmak zorundadır.

Bu zorundalık, bugün yeni bir medeniyet inşaasında ihyanın önemini artık farketmiş olan Doğu toplumlarına önemli işaretler vermektedir. Zira Doğu toplumları kendi metafizik alanlarını istila eden fantazya (hayal mahsulü olan, olağandışı, akıl almaz, gerçekte olmayan, kabul edilemeyen durumlar) fikrini kabule yanaşmazken, bu alanların 'gerçeklikten kopması' karşısında da çaresiz kalmaktadırlar.