Menu
PENCEREDENİZLER 23
Deneme/Eleştiri • PENCEREDENİZLER 23

PENCEREDENİZLER 23

bismihi teala

...13 ramazan 1433, cıharşanba...

akıl, diye bir nimet vardır, ki, kullanmadıkça sen onu göremezsin. yani: aslında varolan nimet, ona nezaret etmemen, onunla ilgilenmemen yüzünden, senin gözünden gizlenmişdir.

...

«şübhesiz allah nezdinde canlıların en kötüsü aklını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir.» (kur’an; enfal)

... 14 ramazan 1433, perşenbe...

«ey âdemoğulları (insanlar), size giysi indirdik ki, mahrem yerlerinizi örtesiniz ve bedeninizi koruyasınız ve de zînet olarak kullanasınız. ... ey âdemoğulları, şeytan, ana-babanızı, mahrem yerlerini biribiri önünde açtırmak için ve elbiselerini soyup cennetten çıkardığı gibi sizi de aynı fitneye düşürmesin!» (a’raf 26-27)

...

«eğer babanız, evladınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akraba ve dostlarınız, elde ettiğiniz mal-mülk, durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticaretiniz, sevimli evleriniz size allah’dan, rasûlünden ve allah yolunda cihaddan daha hoş ve sevimli ise, bu takdirde allah’ın emrinin (ecelinizin) gelmesini (ve gözünüzün toprakla dolup-doymasını) bekleyin!» (tevbe 24)

...

«ey iman edenler! allah’a ortak koşanlar (emir ve yasaklarına/şeriata aldırmayanlar) necisdir. bu seneden sonra onlar mescid-i haram’a yaklaşmasın.» (tevbe 28)

bilinmez ki, şeriat düşmanlarını umre vs adı altında harem’e götürenler bunun hesabını nasıl verir (hesab verme gibi bir derdi, inancı ve itikadı yoksa muhteremin, bu dünyada mesele yok demekdir!) ve dahi şeriat karşıtlarının, temiz olmayanların da harem’e sokulmasının serbest bırakılması edepsiz ve ahlaksız teklifine, dedi ise, “tartışılabilir” diyen hoca efendi, hangi hak ve âmâlık ve yalakalık ile bunu ileri sürebiliyor?! (boşuna bekleme hoca, sana o kaztenekesinde köşe açıp yazı yazdırmazlar.. ta ki raki sofralarında onlarla balik olmadıkça; ve bu da yetmez, başı açık hanımınla, onların dans pistinde kıvırtmadıkça...)

...

ne şekil ve türde olursa olsun, önüne ve ardına ilave kabul eden (doğu hıristiyanlığı-batı hıristiyanlığı, türk-islamı, arab-islamı, fars-islamı, demokratik islam, kötencilik islamı, hoşgörü islamı, uzlaşmacı islam, uzlaşmasız islam vb) din, adı ne olursa olsun, şeytanın (boyasını ve zehrini kattığı) dinidir. şeytanın insanları aldatmak için kullanmayacağı bir telaffuz, üflemeyeceği bir ibare ve göstermeyeceği şekl ü şemal yokdur (aynen dünya devletlerinin politika dansları ve kayakçılıkları gibi): islam olur, iman olur, ihlas olur, vahdet olur, isa olur, musa olur, kur’an olur, incil olur, tevrat olur, hatta allah olur (“şeytan sizi allah –lafzı- ile aldatmasın”), peygamber olur, cebrail olur, dua olur, sadaka ve zekat olur vs vs...

...16 ramazan 1433, cumaertesi...

kur’an-ı kerim’de, «gökleri ve yeryüzünü yarattığı günden beri, allah’ın yazısında ayların gerçek sayısı onikidir» (tevbe 36) ifadesi bulunduğuna göre, allah’ın, islam dininin emir, yasak ve hududlarını (şeriatı) ihtiva eden şeriat kitabı kur’an-ı kerim’de!

eyvah!

ayları oniki kabul etmek, laikliğe aykırı değil mi acaba, şeriatin kitabında yeraldığına göre? bu (ayları oniki kabul etmek), şimdi, şeriata uymak olmuyor mu?! şeriatçılık olmuyor mu?

başka çaresi yok görünüyor: bütün laikler ve laikçiler, militanıyle zilitanıyle, amerikancısı avrupancısıyle.. laikliğin yılmaz ve yorulmaz savunucu ve koruyup kollayıcısı chp’nin ulu önderliğinde birleşip, elbirliğiyle ayların sayısını onbire indirmek veya onüçe çıkarmak için mücadele etmeli, daha doğrusu savaşım vermeli, gerekirse yeryüzünü fitne-fesat dumanıyla boğmalı, karşı çıkanları, islamcı veya değil, çoluk-çocuk demeden hepsini laiklik ateşinde cayır-cayır yakmalı, sonra küllerini çinliler ve hindliler ve japonlar gibi denize dökmeli; akdeniz’e, izmir’den akdenize...

sahi: en temizi, aylarının ve günlerinin sayısı değişik ve muasır medeniyet (teknoloji) seviyesinde avrupa’yı sollamış japon, çin veya hind aylarını almalıyız!

iyi fikir!

...19 ramazan 1433, salı...

elbet, fikrin asal/asıl taşıyıcısı söz. ancak, sözün natıkını (konuşmayı) üstü açık bir vasıtaya benzetir isek, havanın hararetiyle eksilmekden ve havadan inen yağmur, toz vs ile karışma ve katılaşma haline uğramasını hesablamak icab eder. bunun yanında, fikrin taşıyıcısı yazı olduğunda, bundan, üstü kapalı bir vasıtayı gözönüne alabiliriz. bunun, söze (konuşmaya, nutka, hitabete) göre müsbet tarafları, üstünlüğü bellidir: havanın hararetinin eksiltmesi ve inen yağmur vs ile katışma ve fuzuliyeti asgariye iner. belki, menfi vechesi diye, bir kalıb(a habs) muhkemliği itibarıyle, kalıplaşma, dolayısıyle, esneksizlik ve sertleşme akla gelebilir. bu menfilik, öncekine nisbetle, telafisi, tam değilse de, bir mikdara kadar mümkin görünüyor: yazıyı yoğurmayı bilen ehil kişiler elinde, (yazılı) metinler, vaktin icabatına göre yorumlanma şansını, imkanını verir.

...

akşam paçacı hasan’da iftarda idik. üç as oyuncudan mahrum bir takım oluştu. on kişi içinde en tenbel ve dünya kaçkını bendeniz idi. diğer bütün arkadaşlar, dünyanın türlü-çeşit dertleriyle fedakârca dertli ve yorgun, şehrî(medeni)lik ve ma’muriyetin kendilerine çok şey borçlu bulunduğu muhterem insanlardı. hepsine dua etdim, dünya ile daha iyi geçinsinler, ve, dünyanın altında ezilmemek için daha güçlü-kuvvetlileşip yekpâre (bütün) halde geçsinler/çıksınlar, diye.

...20 ramazan 1433, cıharşanba...

yedikule surlarının karşısındaki zeytinburnu’nda iftarda idik. gökden yağan toz-toprakdan sonra, ve, çorbadan sonra akşam namazını edadan sonra, epeyi sohbet ve kazları yemlemeden sonra pilav üstü mantarlı ve mecazi manada mantar ana yemek geldi ki, tam bir saltanat öğünü ve öğüncü. sonra, sakın ola bu açık hava restaurantına küçük çocuğunuzla gitmeyin veya ne olursa olsun elini bırakmayın: köpek çıkıp çocuğunuzu kovalayabilir. sonra, aracınızı kuytu bir kenara bırakmayın, bir sonradan görme yeni zengin bir mal/manda gelip aracını arkanıza bırakıp kilitler ve maç seyrine gidebilir, otoparkçı gençler de bu magandayı bulamaz ve yarım saatiniz böyle bir herc ü mercde sinir ateşinde yanabilir... (bu iftarda kârımız da olmadı değil: ömer buğra, hüseyin hatemi ve ömer lekesiz ile tanıştı!)

...22 ramazan 1433, cuma...

dün iftarda, vahdet ustanın (vahdettin yiğitcan: şair, gazeteci, gıda araştırmacısı, iyi dost) camlı kahve’de açtığı “açık mutfak”ında idim. hususi olarak! böyle bir iftar dostlar başına...

bugün, servisi beş dakika bekletme bahasına, üç akşamdan sonra iftara eve geldim.

yasin doğru’nun iki kitabı (hilale bakan günler; sır yay, 2009) ve rahmi kaya’nın şiir kitabını(gül kokulu sabahları / yusuf yüzlü geceleri; ankara, 2009), hanidir okumama ve hiç olmazsa bu ramazan geçmeden hayıflarmasına ve bu akşam birşeyler karalayabilirim niyetine rağmen, ömer buğra ile oyuna daldık. iyi ki oyuna daldık da, hz ömer dizisi nedeniyle atv televizyor kanalına küfrederken dilimin yorulmasından kurtuldum: reklam arası dizi! atv: asla ve asla hz ömer’in (ra) hışmından kurtulamayacak bir kanal.

...26 ramazan 1433, salı...

hüsnü mahalli, dendikde, hatırlanması gereken ifadeler:

«yani esad gitse bile sünnilerle aleviler ya da aşiretler arası düşmanlık asla son bulmayacaktır. hıristiyanlar ve diğer dinsel, etnik ve mezhepsel gruplar “allahu ekber” diyerek iktidara gelecek bir yapıyı asla kabullenmeyeceklerdir. bugün ırak’da şii–sünni çatışmasında hâlâ insanlar öldürülmekde ve ülkede neredeyse hıristiyan kalmamışdır. iç savaş riski, suriye için asla göz ardı edilmemelidir. yani esad güçleri kanlı çatışmalar sonrasında duruma hakim olamazsa, ülkede mutlak olarak bir kırım olacak ve bu kırımda kimin kimi nasıl boğazlayacağını gelişecek yeni dengeler ve çıkarlar belirleyecekdir.» (iki boyut; akşam gazetesi, 14 ağustos 2012, shf 14)

...28 ramazan 1433, perşenbe...

«suriyeli hıristiyanlar müslümanların yanında

«suriyeli hıristiyanlar, papa 16’ncı benedikt’e mektupla çağrıda bulundu.

«‘juljula’ ismiyle bilinen ve suriye’de katolik hıristiyanların sorunlarıyle ilgilenen mahalli işbirliği heyeti’nce neşredilen mektubda, papa’dan, kendilerini hıristiyan oldukları için değil, suriyeli olarak kurtarmasını isterken, beşşar esed’in devrilmemesi halinde 20 milyondan fazla suriyelinin çevre ülkelere mülteci olarak sığınabileceği belirtildi.

«papa’ya çağrıda: “dünyanın şunu bilmesini istiyoruz: suriye’deki hıristiyanlar, müslümanların yanındadır. (...) esed, rahmet ve şefkatden yoksun bir şekilde suriyeli insanlara tarihde eşi görülmemiş bir şiddet uyguluyor” ifadeleri yeraldı.» (yeni şafak gazetesi, 16 ağustos 2012, shf 10)

((bu günki istanbul gazetelerinde yeralan ikişer sahifelik reklama göre: muhafazakar demokrat (ak) gençler prezervatiflerini muhafazakar-demokrat kırmızı-beyaz üç-harf mağazalar zinciri’nden temin edebilir. hergele pazarı meydanları müdavimleri olarak, nasıl olsa alıyorsak, para yabancıya gitmesin, di mi ya! paranın dini-imanı olmaz kardeşim: hürriyet gazetesi ‘iftarlık’da beyaz şarap tavsiye etti diye vur patlasın haberleri ‘yapan’lar, nedense, ramazaniyelik prezervatif reklamına sessiz kalır; mesela, cevval islamcı türkvakti sitesi de bu konudaki yorumu dahi yayımlayamaz. –bendeniz dahi, korkudan açık yazamıyorum, bu muhafazakar demokrat islamcıların korkusundan. – demek ki neymiş: en radikaline bile, para, dinden önce geliyormuş. –kimmiş islamcı, ha, kimmiş? duyamadııım! ...paradan âlâ islamcı mı var canım kardeşim?! para kimdeyse islamcı odur birader. bu, budur: söven, islamcı olamayacağına göre, parasız adam nasıl islamcı olsun? asgari ücretli nasıl islamcı olsun?))

...

yıllardır dergi elime almamışlıkdan sonra, bir öykü dergisini karıştırırken, gayr-i ihtiyari şu ifade geçdi içimden: çoğun kabızlık ve bırbırıklık (cırcırıklık).

bu hasbelkader dergi karıştırmışlıkdan sonra, kendi kendimi, dergi okumadığım için tebrik ettim.

...

aslında nefis ve şeytan, nasıl meşhur olunacağını gösterip öğretiyor. ancak, kimileri, adeta hayırlı, sadık bir tenbellikle, bu faciaya, bu yangına kendisini atması engelleniyor.

bilmem ki tenbelliğin hayırlısı bu şekilde duyulmuş mudur? (madem ki su hem hayat, hem ölüm verir! bu, tenbellik için de niye geçerli olmasın? batıran tenbellik, kurtaran tenbellik!)

...

...30 ramazan 1433, cumaertesi...

islamcılığa, denizötesi katkı: böyle olur islamcının bayramı

iskenderiye’deki bir arkadaşa telefon edip, oralarda bugün bayram mı, yoksa oruç mu, öğreneyim dedim. eğer hilal görünmüş ve bayram ise, orucu bozmam ve bayrama başlamam gerekir idi. (türkiye’de, bilim-ilahının aylar, yıllar öncesinden söylediğini gözümüz yalanlasa da, hazreti diyanet bizden bilim-ilahının dediğine gözü-kapalı uymamızı, oruç tutmanın haram olduğu günde oruç tutmamızı ister.. hangi hak ve dinden dolayı ise... elcevab: cumhuriyet ihtilalinin inkılab kanunlarına istinaden.)

/«... kur’an, asırlara hükmetmek üzere gönderildiğinden ve kendisini belli bir devrin bilimsel teorilerine bağlayamayacağından (diğer kutsal kitablar gibi) deneysel tecrübeden bahseder. onun imajları, yaşantımızda bize göründükleri şekliyle –güneşin doğuşu ve batışı, dünyanın üzerine yıkılmış yüklere benzeyen dağların üstündeki gökkubbe– kâinatın fenomenleridir. bilimsel gözlemler gzlemcinin önyargılarına ve elinin altındaki aletlere göre değişir ve bu gözlemlerin temeli üzerine bina edilen insanların kafasını karıştırıcı spekülasyonların değişimi de aynı hızla gerçekleşir. buna karşılık, insanoğlunun görülür evrene aid tecrübesi değişmez. bugün benim için ‘doğan’ güneş, onbin yıl önce yaşamış bir insan için de ‘doğan’ güneşin aynısıdır. (...)

/«islam dinindeki ibadetler, özellikle beş vakit namaz ve ramazan orucu, mekanik saaten çok tabiattaki devirlerle sıkı sıkıya ilişkilidir. ibadet vakitleri şafağın sökmesi, güneşin doğması, güneşin en yüksek noktaya gelişi, zevale doğru gitmesi, batışı ve günün bitişi tarafından tayin edilir. takvimin bize ramazanın ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini bildirmesine karşın, tarihin tesbiti için yeni ayın gözle görülmesi esas kabul edilir. dolayısıyle canlı müşahede, bütün bilimsel hesaplamalardan önce gelmektedir. bir bilgisayar yeni ayın muayyen bir bölgede ne zaman görülebileceğinin, değil dakikasını, saniyesini bile tesbit edebilir. ufuktaki incecik hilali gözle müşahedenin yanında, bunun hiçbir değeri yoktur. müslümanlar –batıda yaşayanların sayısı az değildir– ‘gözle görme’ prensibine sımsıkı bağlı kalmakla, allah’ın ‘işaretler’inin düşünce süreclerimizden çok tabiat tabiatı müşahedemizde bulunacağının şuurunda bulunduklarınıortaya koymaktadır.» (shf 168, 170; islam ve insanlığın kaderi; gai eaton; çev. ihsan durdu; insan yay. 1992) /

minye’deki arkadaşım abdullah, hilalin görünmediğini, dolayısıyle ayın otuza tamamlanacağını, bayramın, allah’ın izni ile yarın başlayacağını söyledi... sonra biraz sohbet edelim dedik. burada islamcılığın ne olduğu, bitip-bitmediği falan tartışılıyor, dedim. oralarda islamcılık ve islamcılar ne alemde? diyor: buradaki islamcılık ve islamcılığın halini, hepsini olmasa da ahval-i umumiyesini özetleyecek bir halden bahsedeyim: islamcı patronlar işçileri bayrama maaşsız başlattı; olabilir, parası yokdur, diyelim de, iki maaşı bayramda dahi ödemeyen hazreti islamcı patronlar, hakaret eder gibi, hani uyduruk da olsa bir darb-ı mesel haline gelmiş fransız kraliçesinin: ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler, misali, birer kutu çukulata dağıtıyorlar. dervişmeşreb siyoları da bundan rahatsızlık duymuyor, manda gibi arabalara binen çocukları ve müdirleri de utanmıyor. bize de, minye’de böyle olur islamcıların bayramı, demek düşüyor. haydi bayramın mübarek olsun; allah’a emanet... (diyor “minyeli abdullah”)