Menu
KADİM BİR RESİM: KAYABAŞI MAHALLESİ
Deneme/Eleştiri • KADİM BİR RESİM: KAYABAŞI MAHALLESİ

KADİM BİR RESİM: KAYABAŞI MAHALLESİ

http://www.izlesene.com/video/sultaniyegah-sirto-ney-kanun/3236927

Muradiye’nin en eski mahallelerinden biri Kayabaşı… İsmi nerden gelir bilinmez...

Belki “Kaya Paşa” namında bir askerden, belki de “kale’nin başı” olarak tasvir edildiğinden, bilir miyiz? Bilinen bir şey varsa, o da mahallenin gerçekten de bir kayalığın başına bağdaş kurmuş olduğudur...

İşte sokak, önümde öylece uzanmış duruyor...
İsmine ilk defa 1467 tarihli belgelerde rastlansa da bu sokak sanki dünya var olalı beri hep aynı yerde duruyor. 1573 tahrirat defterlerinde ise ismi "Simaviyân" olarak geçiyor.

Simaviyân…
Mora, Eğriboz, Atina, Göllükasrı, Yanya, Alasonya, Serez, Selânik, Urumeli, Edirne, Gümülcine ve Midilli’den esen güçlü bir rüzgâr, ilk Kayabaşı’ndan Yahudiliğe inen bu sokaktan inmiş sanki... Demirkapı’da ipek fabrikası olan Ohannes Taşçıyan bu sokakta rüzgâr satmış mıdır aaba?..

Tango Hayriye Hanım kim bilir kaç defa bu sokaktan salınarak inmişti... Alel acele anılarını paketleyen kaç Rum aile göçüp gitmişti buralardan ve kim bilir Müslüman olan Elizabet Hanım mercan kolyesine sakladığı bahtını hangi gecenin karasına sarmıştı…

Bu sokak “kayabaşı” değil, bir kapı gibi...
Kocaman, görünmez bir kapı… Cumbalı eski ahşap konakların önünden geçerken ürperiyorum. Bir şey çağırıyor sanki beni. Bir ses değil bu… Ama sessizlik de değil... Zamanda geri kayar gibi, sanki bir daha hiç geri dönmeyecek gibi…

Ne çok şey öğrendi bu sokakta yaşayanlar… Ve ne çok şey unuttular sonra…
Ne çok eşya biriktirip ve ne çok terk etmek zorunda kaldılar her şeyi… Bir tek dalın filizlenmesi için ne çok güneş ve su biriktirmiş gövdesinde kim bilir ağaçlar…
Benimle birlikte bütün ölüler de yazgılarına yeniden uyanmış gibi peşimden sürükleniyorlar...

Yokuşun başında durup soluklanıyorum...
Tâ uzakta, Emir Sultan’dan Erguvan kokuları geliyor. Ezbere bildiğim bu sokaklar derinden geçince nasılda farklılaşıyor! Artık benim olsun istiyorum bu taşlar, bütünüyle benim!.. Bu adımlar benim olmalı, sokağın bütün sırları benim!
Öykülere girmek, taşlara, kayalara, çınarlara meydan okuyarak bütün yaşamışlıklara şahit olmak istiyorum!

İşte... Sokağın başından el sallıyor Kaz Faik, beni kendi sokağına, yaşadığı çınarın kovuğuna götürmek istiyor… Eski Muradiye'ye dair bütün öykülerin ayak izleri Arapşükrü Mahallesi’ne inen bu sokakta sanki...

Önceleri Yıldırım Bayezit Han’ın annesi Gülçiçek Hatun’un yaptırdığı bir mescit varmış mahallede,1870’lerde yıkılmış. Hasan Taib’in anlattığı Yahudiliğe inen cadde üzerindeki değirmen ise çoktan zamanın yokluk çarkında kaybolmuş…

Nedir ki insan?
Bir yankı ve geride bıraktığı hüznünden başka? Anlamadığım bir dilde yazılmış kelimeleri çözer gibi sokağı dinliyorum. Bu ahşap evlerin gölgesi kaybolursa, geçmişin yankısı da kaybolacak! Ne bir fısıltı kalacak bize ne de koku… Her şey toza ve küle batmış olacak!

Sokağın sonundayım…
Altıparmak Caddesi'nin parmak uçlarında…
Geri dönüp sokağa bakıyorum…
Kadim bir resmin içinden çıkmış gibi geride kalan ölülerime el sallıyorum…
Arabalar, vitrinler, klakson sesleri…
Sisler dağılıyor…
Dünya tanıdıklaşıyor…