Menu
HERKESİN TÜRKÇESİ KENDİNE VESSELAM
Deneme/Eleştiri • HERKESİN TÜRKÇESİ KENDİNE VESSELAM

HERKESİN TÜRKÇESİ KENDİNE VESSELAM

dünki hâl pek bir melâl idi. belediye otobüsünde, okumağa çalıştığım kitabdaki türkçe, ve, istanbul sevdalısı ve aşığı olduğunu söyleyenlerce deruhte edilen istanbul belediyesi cihazlarında her akbil dolduruşda duymak zorunda kaldığım: “lutfen kağıt para girişi yapınız” rezaleti sebebiyle, onca tasarlamama rağmen (herkesin türkçesi kendine. senin türkçen sana, benim türkçem bana. ne sen benim türkçeme uyarsın, ne ben senin türkçene. sen benim türkçeme uyacak değilsin, ben de senin. herkesin türkçesi kendine) inince,  tek kelime yazamadım.

/

türkçe seviciler derneği, mealen der ki: “tabelalardaki yabancı kelime kullanımı ve alışveriş mahallerindeki gavurca istilasına karşı vatandaş tepki göstermeli, istemediğini belli etmeli…”

(alışveriş merkezi isimlerini hatırlayın: birilerinin zenginliği arttıkça, kendinden/dilinden utanıp gavurcaya karşı sevdası/aşağılık kompleksi de, o nisbetde artıyor. gecelik cumhuriyet zenginlerinin bu hali, ya’ni, zenginliğin gavur hayranlığına/sevdasına paralel artması, bu cumhuriyet zenginliğinin menbağını düşünmemize yol açsa mı acaba?)

sanırsın ki, vatandaş istemiş de (bir vakitler tersine tepki göstermiş, ya’ni, ille yabancı kelimesi ve arızası bol, çörü çöpü bol, mezbele bir türkçe isterim, diye tutturmuş da) böyle olmuş.

sanırsın ki, vatandaş istemiş de, devletluları, meclis, kelimesi yerine, ‘parlamento’yu kullanır olmuş…

sanırsın ki, vatandaş istemiş de, basım-yayım ve matbuat, ‘medya’ olmuş…

sanırsın ki, vatandaş istemiş de, ingilizce kursçuları, ‘siz hala ingilizce öğrenmediniz mi/konuşamıyor musunuz’ tarzındaki utanmaz/saygısız reklam afişleriyle, ortalık yerlerde arz-ı endam ile, türkçeyi aşağılamış, türkçe konuşanlara, türkçenin resmi dil zannedildiği bir ülkede, hakaret eder olmuş…

(tabii, bunun saygısızlık ve hakaret olduğunu onlar mı düşünecek! zihinlerinde, beyinlerinde böyle bir figürasyon yer almadığından, bırak düşünebilmeyi, anlatsanız dahi anlayıp kabul etmez, dâhî çocuklar. piyasada dâhîlik böyle kabul görüyor, işte böyle bir şey: utanmayı unut/bırak, kendinden başkasını yok say, kendine maddi fayda sağlamayan her şeyi, feza boşluğuna süpürüp at.)

sanırsın ki, vatandaş istemiş de, cadde ve ana caddeler, ‘arter’ ve ‘ana arter’ olmuş, ‘bulvar’ olmuş…

sanırsın ki, vatandaş istemiş de, duraklar, ‘istasyon’ olmuş…

sanırsın ki, vatandaş istemiş de, kerli-ferli yazarlar bile, ‘ile birlikte’ yazar olmuş…

“sevap yaptı, günah yaptı, hayır yaptı, kötülük yaptı, gol yaptı, telefon yaptı..” yazılır olmuş…

sanırsın ki, vatandaş istemiş de, devletin resmi haber ajansı, ‘giriş yaptı-çıkış yaptı, kalkış yaptı-iniş yaptı’ yazar olmuş.

(mesnevi’yi de farsçaya çevirtmişdi, resmi/memur muhabir, kimin yeğeni ve ya kayınçosu ise, farsça diye bir dilin yeryüzünde bulunduğundan haberi bulunmadığından naşi, herhalde; oysa, bırak yeryüzünü, kendisi bitişik/komşumuz bulunuyor. bitişiğinden habersizi muhabir ederim, dersen, neticesi bu bayım. –ben devlet kurumuyum, istediğimi muhabir ederim; istersem vezir ederim, istersem vezir!– dilin kurum-kurum kurusun, kurum! müessese olamayınca, kuruyup kurumlaştınız.)…

sanırsın ki, vatandaş istemiş de, kazte editörleri: “yağmurda, 6 dam olan bir ev hasar gördü” yazar olmuş…

(yakında, altın fiyatları düşerse, “6’na hücum başladı” diye türkçenin altını üstüne getirip, üstümüze başımıza kustururlarsa, şaşırmayın… ikinci el, “2.’ci el” şeklinde yazılır oldu ya… “5ir” yazarlarsa; “iler2 günlerde” yazarlarsa, “balk10”, “sal10”, “2z”, “6n dişli çocuk muzu 7” yazarlarsa.. sakın şaşırıp, kızmayın. ulusalcı olun. cumhuriyet devrimlerine saygıda kusuru –ltmeyin…) (kustun mu kusurumu? (inkılab-ı hurufatın gayesi de buydu bayım: kusurlu lisan, nisyan ile malül hafıza, hasarlı beyinler.)

eh, oldu olacak, vatandaş kalkıp tepkisini göstersin, türkçe sevici dernekçiler de, oturup çay, kahve ve gazoz içsin…

*

(her cebheden bu kadar aşağılanıp, bu kadar taarruza uğrayıp, buna rağmen, tarih sahnesinden silinmeğe direnen halk, nadiratdandır, haberiniz ola… / ferahfezalık makamında değil bu beyan; bunu iftihar ile söylemiyorum. halkımın her yanı kan-revan içinde; korku ve endîşe ve adeta çaresizlik –ve yalnızlık ve titreyiş– ile gözlüyorum: bakalım nereye kadar…)

/

kızma bayım, kızma; kızmak ateşin çocuğudur, yüreği yakıp kömür eder. dünyadayken cehennemi yaşamayalım, lûtfen!

gülmek cennetidir, gülşenidir. cennet, gül bağçesi, gülenlerin bağçesi, demekdir.

vesselâm.

Diğer Yazıları