Menu
HAYDİ KIZLAR ARTIK EVE
Deneme/Eleştiri • HAYDİ KIZLAR ARTIK EVE

HAYDİ KIZLAR ARTIK EVE

Modern dönemle birlikte kadının da evden çıkarak eğitim görmesi ve toplumsal hayata katkı yapması gerektiği vurgulu bir şekilde dile getirildi. Böylece o, ev hanımlığı ve annelik gibi -feminizme göre- sınırlı ve hatta neredeyse ilkel olarak tanımlanan bir konumdan kurtulacak ve maddî olarak her bakımdan üreten bir pozisyona geçecekti. Bu çağrının şekillendiği tarihi arka planının yeterince bilinmediği coğrafyalara oldukça masum bir temenni gibi gelen bu talebin sonuçları üzerinde ise yeterince durulmadı. Kadının aslî işinin ve konumunun ne olduğu ya da ne olması gerektiği ile ilgili kadîm dünyanın yani dine atıfla hayatlarını idâme ettiren insanların yaşadığı modern öncesi dönemin telkinleri üzerinde de kafa yorulmadı.

Kadın niye evin dışında?

Bu gayet basit duran soruya verilecek muhtemel cevaplar, insanlığın binlerce yıllık tecrübesi, kadının fıtrî durumu, sanayi devrimi sonrası dünyanın insandan beklentileri gibi bazı hususları da dikkate almalıdır. Tabii ki bu soru ve muhtemel cevaplara yer verilirken, nehrin genel akışının resmedilmeye çalışıldığı, nehrin akışının tersine kürek çeken veya kendisini kıyıya atmayı başaranların sadet dışı olduğu ifade edilmelidir. Evet, artık kadın da evin dışında. Buna herhangi bir itiraz gelmesi zor. Bu işin “niye”si üzerinde düşünürken akla bazı muhtemel cevaplar gelmektedir.

1- Kadın evdeki rolünden hoşnut değildir. Kadının evdeki rolü sadece yemek, bulaşık, çamaşır gibi ev işleri ve çocuk büyütmek ile sınırlı iken evden çıktığı zaman bütün bir dünya önüne serilmektedir. Evde erkeğin ve ailenin tahakkümü altında iken ev dışında böyle bir kısıtlamaya tâbi değildir. Kadın evde bunalmıştır ya da bunalıma sokulmuştur. Ne televizyonlardaki/ hayatlara benziyordur hayatı ne de çevresinde imrenerek baktığı rol modellere. Kadın işçi olmamalıdır, ezilmemelidir, kendisine iyi bakmalıdır. Kendisine iyi bakmasının ruhî izleği dilinden düşürmeyeceği özgürlüğü, fizikî izleği ise giyim-kuşamıdır.

2. Kadın para kazanmak zorundadır. Modern dönem herkesin kendisi için çalıştığı bir dönemdir. Bu ‘herkes’ içerisinde yetişkin bir birey olan kadın da vardır. O da para kazanmalı ve ‘kendi’ ihtiyaçlarını bizzat kendisi görmelidir. Ancak sorun şu ki, kadının ihtiyaçları eskisi gibi sınırlı değildir ve bunda ‘kanaat’ kavramının yerinden edilmesi de etkilidir. Sadece kendini merkeze alan ve bireyselliği hayat felsefesi haline getiren kadın (ve/ya erkek), bu bireysellikle birlikte böyle bir yaşantıyı idâme ettirecek maddî getiriyi de vazgeçilemez bir unsur olarak hayatına raptetmiştir. Aslına bakılırsa burada bir zorunluluk değil, zorunlulukmuşçasına algılama söz konusudur.

3- Kadın, evden çıkmamış, çıkarılmıştır. Çünkü kapitalist paradigma sadece erkeğin çalışma gücüyle yetinemezdi. Pazar çok büyük, işçi gücü ise ona nispetle çok azdı. Üretilen şeylerse çoğu zaman aslî değil, ikincil ihtiyaçlardı. Bundan dolayı önce üretilen malın çeşitli araçlarla ihtiyaç gibi gösterilmesi, sonra da tükettirilmesi gerekiyordu. Bu sistem için cinsiyetin herhangi bir önemi yoktu. Önemli olan sistemin işleyişini sağlayacak araçların kullanılmasıydı. Kadının evinden çıkarılması hem işgücü hem de üretilen malların eritilebileceği bir pazar arayışının sonucuydu. Toplumun maddî bakımdan alt katmanlarındaki insanlar için kadın-erkek cinsleri önemli değildi kapitalizm için. Aslolan üretmekti. Üst kesim söz konusu olduğunda ise kadın-erkek ayrımı daha da belirginleşti. Zira bu kesime üretimden ziyade tüketim egemendi. Kadın yeniden tanımlanan kadınlığına yani toplumda kendine biçilen özel yerine göre tüketmeliydi, erkek de aynı şekilde. Proje başarılı oldu. Pazar giderek çeşitlendi, kadın pek çok ürünün gönüllü/zorunlu alıcısı haline geldi.

4- Kadın, kadîm rolünü unutmuştur. “Kadının kadîm rolü neydi?” sorusuna bir çırpıda cevap vermek mümkün değil. Ancak şu söylenebilir ki, kadın denince akla her zaman ilk gelen şey annelik olmuştur. Annelik hem kadının fizikî durumunun, hem de fıtratının bir gereği. Sadece kadındaki merhamet-yoğun tabiat, bir çocuğun iyi bir surette yetişmesini temin edebilir. Kadınların rasyonel olmadıkları yönündeki modern eleştiriler ise tersten bir okuma ile bakıldığında kocaman bir artıdır. Kadîm rol denince akla gelen bir diğer şey ise, evini ve erkeğini çekip çeviren bir varlık olarak kadının konumudur. Modern dönemle birlikte kadın, çocuğa ve eşine mesafeli bir duruş sergiler hale gelmiştir. Her bir çocuk bedeni ve sinirleri bozan bir sorun olarak okunmuş, ev işlerini görmek ise maddî bir getirisi olmadığı için önemsiz addedilmiştir. Bunun yerine kadın, mümkünse hiç, en azından bir çocukla evliliğini sürdürmekte, çalıştığı paranın büyük bir kısmıyla da çocuğuna baktırmakta ve evinin işlerini gördürmektedir. Kadîm dünyada da kadın çalışıyordu aslında. Ama bu çalışma ekstra tüketim için değil, aslî ihtiyaçları sağlamaya yönelikti. Hâlbuki çalışmanın hedefi değişince keyfiyeti ve sonuçları da değişti.

5- Kadın, kadınsılığını kaybetmiştir. Herhalde modern algının insan/lığ/ın başına açtığı en büyük felaketlerden biri de, kadının, haneye kılınması gereken kadınsılığının türlü cinsel yüklemelerle toplum içinde teşhirine zemin sağlanmasıdır. Bu bir ileriki kertede kadının, kadınlığını yitirmesi noktasına varmayı hedeflemektedir ve bu hedefi gösteren türlü donelere sahibiz. Kadının, dar bir çerçeve yani mahremi için bahşedilen özellik ve güzellikleri, sürekli görünür bir hal aldığı için normalleşmiştir. Öyle ki bu sürekli görünme hali, kadının hemcinsleri arasındaki ayırt ediciliğini hırpalamış, bundan dolayı da modern görsellik algısının nitelikli izlekleri olan elbise, çıplaklık gibi unsurlar devreye girmiştir. Yani ancak iyi giyinen ve vücudunu daha fazla teşhir eden kadın dikkat çekmeyi başarabilmiştir. Ancak bu durum da, kadınsılığın ve hatta cinsiyetin itibarsızlaştırılması sürecinin bir parçası olma rolünü oynamış, son tahlilde erkekleşen bir kadın tipine ulaşılmıştır. Erkeğin yapacağı her işi yapabileceğini (ve hatta yapması) gerektiğini düşünen ancak bunun için de kadınlığını feda eden cinsiyetin vardığı nokta, iş çantası, ütülü pantolonu, gömleği ve ceketi, iyice kısalttığı saçları, gülmeyen suratı ile bir iş kadını olabildiği gibi; otobüste, takside direksiyon sallayan bir kadın ya da fabrikada giydiği iş tulumu içinde ağır işlerle boğuşan bir kadın işçi de olabilir. Modern dünya fıtrî olan cinsiyetleri ortadan kaldırmak için her türlü aracı kullanıyor. Bu, bir yandan kadının kadınlığının diğer yandan da erkeğin erkekliğinin törpülenmesi yani ayırıcı vasıfların flulaştırılması, eşcinselliğin meşru görülmesi, karakter bozukluğuna sahip karakterlerin toplumda sivriltilmesi gibi araçlarla yapılıyor.

6- Modern dünyanın ev tasavvuru, kadîm dünyanınkinden farklıdır. Kadîm dünyada ev bir mahremiyet alanıydı (ki bugün dahi bazı semtlerde türlü araçlarla kapatılan ve evin bir bölmesi olarak şekillendirilen balkonlar bunu gösterir). Yaşantının büyük kısmı ev ve evin etrafındaki/yakınındaki bir çevrede cereyan ederdi. Özellikle kadın için ev, fedakârlıkla yapılması gereken gündelik işler, merhametle bakılması/yetiştirilmesi gereken çocuklar, şefkatle ve ibretle hizmet edilmesi gereken aile büyükleri, sevgi ve hürmetle memnun edilmesi gereken eşin etrafında şekilleniyordu. Kadın bunların tamamını bir ibadet şuuruyla yapıyor ve ibadet sevabı kazanıyordu. Ev dışında yapılacak çok fazla bir şey yoktu kadın için. Bakliyat, yağ gibi pek çok temel ihtiyaç maddesi senelik olarak topluca satın alınır, meyve-sebze bahçeden devşirilir, ekmek evde pişirilir, et ihtiyacı evin ahırından giderilirdi. O zamanlar bir kişi kazanır, sekiz-on kişi yerdi (şimdilerde ise on kişi kazanıp ancak karnını doyuruyor). Kadının para kazanmasına gerek yoktu. Böyle bir ev sadece iki-üç kişiden müteşekkil de değildi. Evde her akşam birkaç misafir olur, komşuluk hayatı aktif olarak yaşanırdı.

7. Kadın sosyal bir konum aramaktadır. Daha da doğrusu kadın âtıl kalmaktan korkmaktadır. Bilgi peşinde koşmayı ve insanlara faydalı olmayı arzulamaktadır. Sosyal hayata katkı yapmayı, ömrünün ileriki yıllarında elinde bileziği/meslekî bir ehliyeti olmaksızın bir köşeye çekilmeye mahkum kalmamayı istemektedir. Şu var ki, bu talep, kadının katkısının ailesine hasredilmesini öngören kadîm algıdan, toplumsal faydayı önceleyen modern algıya geçişin göstergesidir. İlerleyen yıllarda âtıl kalma korkusu ise sadece kadının değil erkeğin de korkusudur. Özellikle yaşlılığa doğru adımlayan insanların türlü vakıf-dernek-gruplarda aktif görevler alması da bunu gösterir.

Bütün bu ihtimallerin ardından kadının dışarıda oluşunun ne getirdiğine de bakmak gerekir. Örneğin meskenin dışında olmak, para, diploma, görünürlük gibi şeyler getirmiştir kadına. Ancak bunların toplumsal göstergeler üzerine düşen izdüşümleri pek olumlu değildir. En temelde eski huzurlu aile yuvaları artık nadir bir hale gelmiş durumdadır. Bunun en net göstergesi daha farklı sebepleri de olan boşanma oranlarındaki anlamlı artıştır. Evlenme yaşının yükselmesi bir diğer sorun olarak karşımızda durmaktadır. Zira artık erkekler otuz beş, bayanlar ise otuzlarında evlenmeyi normal addetmektedirler. Bunun sonucunda ise zaten çekirdek aileye evrilen ailelerin nüfusu git gide azalmaktadır. Çocuk-anne ilişkisi de olabildiğine yıpranmış durumdadır. Artık çok küçük yaşlarında kreşlere verilen çocuklar anne şefkatiyle değil, bakıcı/dadı/öğretici insafıyla yetişmektedir. Bu durum ise aile-çocuk ilişkisini olabildiğince yıpratmaktadır. Kadının mesken dışında olması, bizatihi kadın ve aile dolayısıyla da toplum için pek olumlu olmasa da, kapitalist sistem için dikkate değer artılar getirmiştir. Bu düzenin telkin ettiği madde eksenli hayat aksi düşünülemez bir surette insanın gönlüne girmiş ve alternatifsizmiş gibi kabullenilmiştir. Artık kimse ’kanaat’, ‘tevekkül’, ‘sabır’ gibi kavramlara rücû ederek mürteci olmayı istememektedir. Verili olanı yani mevcudu, bir zorunluluk gibi algılama hastalığı, önce kavramları ve zihinleri, ardından amelleri ve gönülleri alt üst etmiştir.

Peki alternatif ne? Yapılması gereken ilk şey, evin itibarsızlaştırılması sürecine karşı çıkmaktır. Bunu yaparken ontolojik ve epistemolojik anlamda dingin bir gönül ve zihin yapısına sahip olunmalı, uygulanabilir örnek aile düzenleri üzerinden öncelikle kadın ve tabii ki onun ardından erkek, maddi getirinin her şey olmadığına ikna edilmelidir. Lüksün aslî bir şey olmadığı, olabilecek en iyi ev değil, ‘ev’; binilebilecek en iyi araba değil, ‘araba’; giyilebilecek en iyi giysi değil, ‘elbise’nin de yaşamı idame ettirmeye yeteceği ve hatta daha anlamlı olduğu anlatılmalı, ’dahası’felsefesi fırsat buldukça ötelenmelidir. Kesinlikle karşı karşıya olunan problem bir cinsiyetin problemi değil, modern insanın problemidir. Bundan dolayı gözetilen hedeflerde kullanılacak araçların cinsiyet eksenli değil insan eksenli olması elzemdir. Bu noktada eğitim önemlidir ancak her şey değildir. Zira oldukça eğitimli olan hatta İslâmî bilgi anlamında (marifet değil) kendisini yetiştirmiş pek çok kimsede de benzer problemlerin olması, bilgi edinmenin pek çok şeyi halletmediğini göstermektedir. Aksine bilgi sahibi olmayan pek çok kimsenin mezkûr noktalarda diğerlerine nazaran daha fazla hassasiyet sahibi olması, hâdisenin bilgi ile değil, marifet ve algı ile ilgili olduğuna işaret etmektedir.

Aslında “haydi kızlar artık eve” derken sadece dışarıda olan kadının değil, dışlanmış olan meskenin ve dolayısıyla ailenin de aslî konumuna çağrıldığı izahtan vârestedir. Yuvayı dişi kuş kurmalıdır. Hanımın şefkatiyle kapitalist düzenin iyiliğe doğru evrilmediği, aksine kadının aslî kimliğinin eritildiği ve yıprandığı ortadadır. Şimdi şefkatin yeniden aileye has kılınmasının ve bu suretle yaşanabilir bir topluma doğru adım atmanın vaktidir.