Menu
EDEBİYATÇIYSAM NE OLAYIM
Deneme/İnceleme/Eleştiri • EDEBİYATÇIYSAM NE OLAYIM

EDEBİYATÇIYSAM NE OLAYIM

Deneme, hikâye ve roman türündeki kitaplarından tanıdığımız Yazar Hüzeyme Yeşim KOÇAK’ın yeni kitabı “Edebiyatçıysam Ne Olayım” “Karatay Akademi Yayınları” yayınlarından çıktı. Hikâye türündeki kitap 136 sayfa.

“Edebiyatçıysam Ne Olayım” Hüzeyme Yeşim Koçak’ın yayımlanmış on ikinci kitabı. Otuz öyküden oluşuyor. Bu kitabında öykülerdeki farklılaşmayı okurken anlıyorsunuz.

Renkli içeriği ve ironili anlatımı ile dikkat çeken kitap, yazarın diğer kitaplarının bazılarında olduğu gibi 3 bölüme ayrılmış. Kitabın ilk bölümünde benzer öyküler bir araya toplanmış. Hüzeyme Yeşim Koçak kitabın önsözünde, bu bölümün okuyanı gülümseteceğini ifade ediyor. İkinci kısmın ise biraz yükselişe geçilen bölüm olduğunu söyleyen Koçak, son bölümde genellikle cemiyetin görmezden gelemeyeceği bazı yaralara, açmazlara temas ediyor.

Hikâyelerinde kısa bir gezintiye çıkmak kitabı tanıtabilmenin ön şartı olarak duruyor. Dil örgüsü yoğunluğuna, cümlelerdeki ahenge, kelimelerdeki çeşitliliğe, yapılandırmadaki ironiye dikkat ederek okumak size katkının yanında düşünce zenginliği de kazandıracaktır.

Gölge, hiçliğin hikâyesi olarak düşünülebilir. Az bir şeye sahip olmasının mutluluğu da olabilir. Olumsuzlama örneği olarak da algılanabilecek bir öyküleme söz konusu.

Yönetim Sorunu öyküsünde, günümüz gençliğinin içinde bulunduğu durumu kahraman Şensu’nun üzerinden anlatan yazar, insanlığın geldiği noktaya dikkat çekiyor.

Diğerlerinden farklı bir yerde duran Sütlü Çikolatalı Bir Gün öyküsü, konu bütünlüğünü tam olarak hissettiriyor. Çok fazla ironi olmayan öykü okuyucuyu kendine bağlıyor. Okuyucu öyküden kopamıyor. Hastanede günlük yaşamın kaliteli bir fotoğrafını çekmiş. Güzel bir fotoğraf. Ya da birkaç enstantane peş peşe…

İçindekiler, öyküdeki ses benzeşmesi olan kelimeler ahenkli bir şekilde sıralanıyor. Bazı yerlerde şiirsel bir gayret seziliyor. Olaydan daha çok kelime öbekleri örgüsü söz konusu. Farklı bir durum hikâyesi çağrışımları var. Öyküleme tekniği özelleştirilmiş. Neyin anlatıldığı noktasında çağrışım öncelenmiş ve yoğun bir şekilde devam ettirilmiş. Yazarın amacı da bu olsa gerek.

Öngörü, bir zihin jimnastiği kokan öykü, sonundaki açık mesajına inat girişten itibaren gizemini koruyarak sona ulaşıyor.

Parantez içi kullanımlar yine boy gösteriyor kitapta. Her öyküsünde farklı bir duruş demek aynı zamanda. Bazen soru, bazen cevap, bazen de her ikisi birden duruyor cümlelerin sonunda, ortasında veya bir kenarında… Alfabe hikâyesi 73. sayfasında: Son ziyaret. Morgda… Bembeyaz yatıyor, dimdik, boylu boyunca. Bütün acılar dindi, huzurda. (Çok çekti! Niçin?

Kadeh, adının çağrıştırdığı duygu ve düşünceler çerçevesinde gelişiyor. Mekân ve oraya üşüşen insanların “dertli kuşları” çağrıştırıyor olması öykünün başında bu âlemin de masumluğunu ilan ediyor gibi durması, ortalardan sonra değişiyor. Bu insanların konuşmalarına zaman zaman şahitlik eden Orhan; düşüncelerini “Bu kadar içmeselerdi, delikanlı adamlardı, bir iş becerirlerdi. Ancak az sonra dilleri, elleri, ayakları boşalırdı. Devrim, yıkım planları; bir başka güze, bahara, kahrolası bir geceye kalırdı.” diyerek düştükleri durumu ifade ediyor.

Kitabı değişik çiçeklerden bir buket olarak tanımlayan yazar, acıtacak, düşündürecek, üzecek konular başta olmak üzere insan eksenli bir çizgide, sosyal olayları giz dolu cümlelerle anlatıyor.

NOT: Ben bu yazıyı yayınlama imkânı bulmadan bir deneme kitabı daha (Şapkamın Altı) yayınlanan yazarı kutluyor başarısının devamını diliyorum.

Diğer Yazıları