Menu
BİR AVARENİN DÜŞLERİ 13 / KAHİRE MEKTUBU II : HİLVAN YOLCULUĞU
Deneme/İnceleme/Eleştiri • BİR AVARENİN DÜŞLERİ 13 / KAHİRE MEKTUBU II : HİLVAN YOLCULUĞU

BİR AVARENİN DÜŞLERİ 13 / KAHİRE MEKTUBU II : HİLVAN YOLCULUĞU



Bir Cuma günü ezanın okunmasına az bir zaman kala, Kahire’den gelen metrodan Hilvan İstasyonu’nda indim.


İstasyonun önünden geçen caddeden sol tarafa doğru yürümeye başladım.


Satıcı tezgâhlarının arasından binbir sesin eşliğinde geçtim.

Bu istasyonun 1930’lu yıllardaki halini canlandırmaya çalıştım zihnimde.

Kuşkusuz binaların bir çoğu yoktu o zamanlar.

İstasyonun önünden her iki yana uzanan cadde boyunca işporta tezgahları ve meyve pazarı kurulmuş.

Bunca ses arasında içimi ferahlatan şey, çeşit çeşit meyvelerin sergilendiği pazar tezgâhlarıydı.

Bu mevsimde (Temmuz ayı) en çok bulunan meyve mango.

Mangonun o kadar çok çeşidi var ki ( yaklaşık yirmi çeşidi olduğu söyleniyor) onu da burada gördük.

Kabuğu yeşil olanından tutun da sarısı, kırmızısı, moru daha nice nice renkleri.

Ama mangoyu meyve gibi yemenin zorluğu da ayrı.

En iyisi sokaklarda, caddelerde bolca bulunan meyve suyu satıcılarından taze sıkılmış suyunu içmek.

Meyve olarak yedikten sonra, uzun süre dişlerin arasına giden liflerini temizlemek durumunda kalmazsınız böylece.

Mangonun suyu da meyve suyundan çok  meyve  püresi gibi.

Ve tezgâhlarda bildiğimiz meyveler: İncir, üzüm, kavun.

Bu üç meyveyi görünce işte burada geçireceğimiz altı ayı kolaylaştırcak üç güzel, dedim kendi kendime.

Çünkü yaza yakışan en güzel meyveler bunlar.

Meyvelerin güzelliğine dalıp asıl buraya gelme nedenimi unuttum: Mehmet Âkif Ersoy.

Evet Hilvan’a beni Mehmet Âkif getirdi.

Sanki beni buralara çağırdı büyük şair.

Eğer M.Âkif buraya gelmeseydi, burada yaklaşık on yıl yaşamasaydı, Kahire’de ne kadar kalırsam kalayım Hilvan’a gelmeyi düşünmezdim.

Mehmet Âkif Ersoy dokuz yüz yirmili yılların sonundan, otuzlu yılların sonuna kadar Hilvan’da mütevazi bir evde yaşamış.

Hilvan, Kahire’ye otuz kilometre uzakta bir banliyö.

Hem mesafe hem de konum açısından Ankara-Sincan gibi düşünülebilir.

Kahire-Hilvan arasında şimdilerde metro çalışıyor.

Kahire’nin Tahrîr Meydanı’ndan kalkan metronun son durağı Hilvan istasyonu.

Metro yolculuğu yaklaşık otuz dakika sürüyor.

Kuşkusuz otuzlu yıllarda bu yolculuk daha uzundur.

M.Âkif sadece Cuma günleri Kahire’ye gelir, Cuma namazını kıldıktan sonra bir kaç tanıdığına uğrar, sonra Hilvan’a dönermiş.

Bir Cuma günü tam tersini yaptım Kahire’den Hilvan’a gittim.

Daha yenilerde tesbit edilen yaşadığı evi, sokağı kısacası Hilvan’ı bir görmek istedim.

Vakit tam da öğle saatleri, alabildiğine sıcak.

Yaklaşık on beş dakikalık bir yürüyüşten sonra sokağı buldum.

Tek katlı mütevazı bir ev.

Bahçesinde bir kaç ağaç, ağaçtan ağaca gerilmiş iplerde kuruyan çamaşırlar, bu evde halen yaşayan birilerinin olduğunu gösteriyor.

Evin satın alınarak müzeye dönüştürülmesi konusunda çalışmalar sürüyormuş.

M.Âkif Mısır’da yaşarken Kur’an-ı Kerim tercümesi ile uğraşmış ve tercümeyi bu evde bitirmiş.

Ama daha sonra rahatsızlanarak Türkiye’ye dönmüş.

Yaptığı tercümeyi tekrar Mısır’a dönemezse yakılmasını isteyerek bir arkadaşına teslim etmiş.

Türkiye’ye döndükten sonra rahatsızlığı ilerlemiş ve hakkın rahmetine kavuşmuş.

M.Âkif’in on yıl boyunca uğraşarak yaptığı tercüme vefatından sonra yakılmış.

Okuyan bir iki kişi tarafından Kur’an-ı Kerim’in bundan daha güzel tercüme edilemeyeceğinin söylenmesine rağmen; o günkü şartlara göre M. Âkif’in endişelerini anlamak mümkündür.

Çünkü sohbetlerinden anlaşıldığına göre, hem tercümenin son halini almadığı, hem de başka amaçlarla kullanılma endişesi bulunmaktadır.

M.Âkif’in Hilvan’da yaşadığı düşünülen ev bu gün hâlâ ayakta ve şu an sokağının tek müstakil evi.

Sokaktaki diğer tek katlı evler yıkılarak yerine çok katlı binalar yapılmış; sırada bu ev var.

Aynı sokakta bulunan bir kahvenin önünde oturdum, bir çay içtim.

‘Haydi hazırlanın Nil kenarına gidiyoruz.’ Diyen bir ses duydum sanki.

Mehtaplı gecelerde Nil kıyısına inip, arkadaşlarıyla şiirler okuyan, çay içen, sohbet eden, Türkiye özlemi çeken, ömrünün son on yılını bu sokakta geçiren büyük şairi düşündüm.

Bu evin bir odasında, loş bir lambanın önünde ömrünün son şiirlerini yazan şairi düşündüm.

İşte bu evde yazdığı şiirlerden biri:

 

Lâ-mekanlarda mısın, nerdesin, ey gâib İlah?

Dönerim enfüsü, âfâkı ezelden beridir.

Serpilip kubbene donmuş, o ışık damlaları,

Seni, yer yer arayan yaşlarımın izleridir!

                           Hilvan, 19 Kasım 1933

 

Taze nane yapraklı çayı bitirip kalktım ve o evin önünden bir kez daha geçerek Kahire’ye döndüm.