Menu
ASİYE’NİN EVİ
Deneme/İnceleme/Eleştiri • ASİYE’NİN EVİ

ASİYE’NİN EVİ

Kuran, Hz. Muhammed(sav)’nin getirdiği en büyük mucizedir. Beşeriyet onca uğraşlarına rağmen onun aynısı değil uzaktan ve yakından benzerini bile ifade edememiştir, onun gibisini ortaya koyamamıştır. O, Allah’ın gönderdiği diğer ilahi kitapların fevkindedir.

Yaşamın içinden güncel diyebileceğimiz her insanın ilgi ve alaka gösterdiği haberler durum ve olaylar Kuran’da yer alır. Yaşlı Sare’ye melekler çocuk müjdelediğinde gösterdiği tepki bunlardan biri olduğu gibi diğer ilahi kitaplarda yer verilmeyen firavunun karısının durumu ve duası da anlatılan bu olaylardan biridir.

Firavunun karısı, Kuran’ın anlatımıyla onu hidayete götürecek Hz. Musa’nın nehirde bulunması üzerine firavunu yönlendirmesiyle onun sağ kalmasında çok etken bir rol oynayacaktır. Kasas sûresi 9, ayette bu durum şöyle ifade edilir: “Firavunun karısı: "Bana da sana da bir göz bebeği, bunu öldürmeyin, belki bize yarar, ya da evlat ediniriz" dedi ve onlar farkında değillerdi”.

Firavun, kahinlerin uyarısı üzerine kendi ve yönetimini korumak için İsrail oğullarının tüm erkek çocuklarını hiç tereddütsüz ve acımasız öldürmekte ve bu emir ve kanun geçerliyken suda bulunan bebek Musa’ya firavunun eşinin kalbi ısınmış ve Kuran’ın anlattığı şekilde firavuna müdahalede bulunmuştu.

Asiye’nin ‘belki bize yarar bir faydası dokunur’ ifadesiyle beklentisi sonuçta ortaya çıkacak ve firavunun sarayında en etkili ve yetkili konumdaki Asiye, Musa’nın getirdiği ilahi mesaja karşılık verecek ve halis inananlardan olacaktı.

Raplık iddia eden her şeye hükmettiğini ve yönettiğini zanneden güç sahibi firavun, başlangıçta basit ve değersiz gördüğü Hz.Musa karşısında beklentisinin aksine gün geçtikçe başarısızlığa düşmektedir. İşin başında sihirbazları onu terk etmişti. Firavunun ifadesiyle onun izni olmadan ondan başka rap edindiklerinden, onlara ceza ve diğerlerine caydırıcı olsun diye ayak ve kollarını çaprazlama kestirmişti. Hz. Musa’nın güçlü ilahi daveti karşısında firavun kendi çıkarı adına paniğe düşmüş ve her panikte kendi ve sisteminin baskısını kaba güçle göstermeye çalışmaktaydı. Yıllar önce çok inandığı kâhinlerinin haberiyle onu telaşlandıran Musa bu gün karşısında kanlı ve diri bir biçimde durmakta ve üstelik ona karşı hep başarı elde etmektedir.

Uzun yıllar benliğine yer eden Musa korkusu dahası kendi konumunu ve sistemini kaybetme endişesi firavun’u tam anlamıyla şaşırtmıştı. Bu endişe korku ve ruh haletiyle devletin tüm gücünü Hz. Musa ve ona inananlara karşı acımasızca kullanmaktaydı. Çok yakınından da olsa Hz. Musa’ya inananlara hayat hakkı tanımıyordu.

Firavuna rağmen Hz. Musa’nın getirdiği ilahi mesajları kabul eden Asiye, sarayın ona sağladığı bilgi imkan ve yetenekler avantajıyla ilahi mesajları doğru ve ayrıntılı şekilde anlamış, algılamış ve gerçek bir mümine olmuştu.

Uzun yıllardır Musa korkusuyla paranoyak bir konuma giren firavun, çok yakını eşi Asiye’nin Hz.Musa’ya inandığını öğrendiğinde çıldırmışçasına diğerlerine uyguladığı işkenceleri ona da yaptırmaya başlamıştı. Firavun ve diğer devlet yöneticileri gözü dönmüş bir canavar olmuşlardı. Kendileri ve devletleri için en büyük tehlike gördükleri Hz. Musa’nın mesajlarına inanıp kabul eden herkese acımasızca işkence ediyorlar ve kendilerine dönmezlerse sonuçta katlediyorlardı.

Hz. Asiye de tam bu süreçte fark edilmiş ve hiç tereddütsüz işkence sürecine alınmıştı. Firavunun adamlarının ve sisteminin acıması yoktu. Kendi karısına, kendi ve sisteminin geleceği adına hiç acımayacaktı.

Aydın bilgili ve mümine Asiye tüm bunları çok iyi biliyordu. Acımasızdılar ve afları da yoktu.

İşte Kuran, bunca yaşananları Tahrim suresinde Hz.Asiye’yi müminlere örnek göstererek özlü kısa ve veciz bir şekilde onun dilinden duasıyla şöyle ifade eder: “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni firavundan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!”(Tahrim sûresi 11.ayet)

Günümüzdeki ifadesiyle Asiye, yalnız Mısır’ın değil o günkü dünyanın ‘first leydi’siydi. Büyük ve güçlü bir devlette, devletin en tepesinde bulunanlardan olarak dünyanın her türlü imkan, olanak, fırsat, güzellik, rahat ve şatafatına sahipti. Saraydaydı ve sarayın en yetkililerindendi. Elbet bu imkanları bu güzellikleri bırakmak zordu; hatta imkansızdı. Yaşadığı sarayı, güzel evi, imkan, konfor ve lüksü bırakmak istemezdi.

Bu konumda olan bir müminin âhirete yönelik duası elbette bu içinde bulunduğu nimetler dahilinde olacaktı. Muhtemel bunun için Hz. Asiye içinde yaşadığı bir sarayı Allah’tan cennette istemişti. ‘Beyt’ kelimesi ev anlamında olduğu gibi villa köşk ve saray anlamında da kullanılır.

Hz. Asiye’nin duasında istediği ev, onun dilinden bilinçli olarak adeta tarif edilmiştir. Müslüman’ın en büyük arzusu ebedi cennete girmektir. Hz.Asiye bu duasında sadece cenneti istememiştir. Halis imana ulaşmış ve iman ve Allah’ın ayrıntılı bilgisine sahip olarak cennette bir ev, bir köşk, bir kasır, bir saray istemiştir. ‘Beyt’ kelimesin nekre olarak kullanılması Hz. Asiye’nin dünyadaki saraylardan daha güzel, Allah’ın lutfu ile herhangi bir saray isteğini ifade eder. Böylece Asiye, seküler ve bencil de davranmamıştır. Beyten, herhangi bir ev, saraylardan bir saray anlamındadır. Firavunun sarayı ya da raplık iddiasıyla firavun’un ona verdiği saray değil. Cennette ona özel saray ona yetmemiş ve bu sarayın hemen Allah’ın yanında, ona yakın, onun yakınında olmasını istemiştir. ‘İndeke’ kelimesi bunu ifade etmektedir. Tanrı’nın hemen yanında yer almayı istemek ekstra dinsel ve ilahi bilgilere sahip olanların isteyebileceği, düşünüp dile getirebileceği bir duadır.

Dünyaya müteallik olarak da Allah’tan onu firavun, firavunun amel, iş ve davranışlarından kurtarmasını istemiştir. Firavundan kurtarılmayı istemek firavuna olan nefreti ve onun katlanılamazlığını ifade eder. ‘Amelihi’ ifadesi ise firavunun Hz. Asiye ve diğer Müslümanlar’a yaptığı işkence ve kötü muameleleri ifade eder. Bazı tefsirciler bunu eş olarak firavunun Asiye’ye karşı fiili olarak açıklamışlardır. “Kurtar” ifadesini tekrar ederek zalim kavimden kurtarılmayı ister. Zalim kavimden maksat elbet firavunun adamları, devletin işleyiş sistemidir. Firavundan kurtulmak, kurtarılmak elbet yetmiyordu. Firavunun kurduğu ve Müslümanlar aleyhine işleyen bir devlet mekanizması vardı. Firavun ölse bile sistemi otomatikman işleyecekti. Hz. Asiye, firavundan kurtulmanın yeterli olmayacağını bildiği için firavun ve amelinden kurtar ifadesinden sonra zalim kavimden de kurtar ifadesiyle duasını sonuçlandırmıştır.

Tefsirlerde bu konu anlatılırken Hz. Asiye’nin duasını Allah’ın kabul ettiği ve ona Cennet’te istediği sarayı gösterdiğinde gülümsediği ve tam o anda da ruhunun kabzedildiğine vurgu yapılarak yaptırdığı işkenceye rağmen gülümsemesine sinirlenen firavunun son öldürücü işkenceyi üzerine gönderme emrinin bu açıdan boşa çıktığı anlatılır. Hz. Asiye çoktan cennette, Allahın katındadır. Evine kavuşmuştur. Firavunun fani sarayının, dünyada yüzlerce kez yapılan, yaptırılan sarayların, beyaz sarayların Asiye’nin evi yanında hiçbir değeri yoktur.

Mucizu’l-Beyan’ın ifade ettiği üzere elbette böyle bir Asiye, kadın erkek tüm müminlere en güzel örnektir.