Menu
AHMET HAMDİ TANPINAR ‘IN MEKTUPLARINDA RESİM SANATININ YERİ VE ESERLERİNDEKİ İZLERİ
Deneme/İnceleme/Eleştiri • AHMET HAMDİ TANPINAR ‘IN MEKTUPLARINDA RESİM SANATININ YERİ VE ESERLERİNDEKİ İZLERİ

AHMET HAMDİ TANPINAR ‘IN MEKTUPLARINDA RESİM SANATININ YERİ VE ESERLERİNDEKİ İZLERİ

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın resim sanatına olan ilgisinin işaretlerini Ahmet Kutsi Tecer’e azdığı mektuplarda görebiliriz. Burada, gördüğü resimlerden ve resim sergilerinden detaylı bir şekilde bahsetmesi Avrupa izlenimlerinin merkezinde resim sanatı olduğunun bir kanıtıdır. Aşağıdaki mektup da onlardan bir tanesidir.


Air – en- provence 1 Teş. (Ekim) 1959

Kutsiciğim,

Hâlâ seninle baş başa oturup konuşacağız. Ne yaparsın? Yaş, Nuh’un güvercini olacak yaş değil. Hastalık yüzünden İstanbul’dan darmadağın çıktım. Nihayet, yolculuğun tabii dağınıklığı ve aç gözlülüğü, yerini yadırgaması var. Seyyah her yerde olabileceği için hiçbir yerde değil. O zaman da ayaküstü selâmlar kalıyor. Üç aydır etrafla münasebetim bundan ibaret.

Yirmi gündür cenuptayım. Antibes, Cannes, sonra Séte ve şimdi Aix’de. Valéry’den sonra Cezanne yahut Puget yahut Ondördüncü Lois…

Acayip bir su otelindeyim. Düştük diyelim. 

Kendi içime bir türlü inemediğim için dış âlemde dolaşıyorum. Dün Aix müzesine gittim, (Ressam Gravet Müzesi) güzel, ama çok güzel primitifler gördüm. Bir kaç Bizans üslubu küçük tablo. El kadar bir doğum tablosu (lacivert ve yaldızlı yatak bir kayığa benziyordu ) güzel bir Filipo gibi. Daha yakınlardan Fontainbleau mektebinin bir Parnas sahnesi. Haddizatında mühim bir şey değil ama dans eden müzün çehresi fevkalâde idi. Yapılan işin dikkati, bu dikkatle yüzün içeriye çekilişi ve maddesinin sırrını yoklamış tekrar görünmesi, hülûsa anlatamayacağım bir yığın birbirine bağlı hususilik, I’Āme et la Danse… Yazık ki ne onun, ne de Gericault ‘nun Oryantali’nin fotoğrafları var. Gericault’un son resmi imiş. Fakat merak edişimin asıl sebebi modelin kendisi. Ressamın cenaze merasiminde bir Türk, şark kıyafetiyle tabii belki de Rum, çünkü 1824 de Yunan İhtilâli’nın arifesinde, Avrupa’da epeyce Rum vardı, cepkeninin yenindeki külü başına serperek cenazenin arkasından yürüyormuş. Kim olduğunu kimse bilmiyor yahut kimsede görmedim. 
Hâlbuki burada mavi sırmalı cepkeniyle, beyaz şalvarıyla, siyah sakalıyla iyice görünüyor. Müzenin asıl güzel harika eserlerinden biri de Mazzola’nın Sainte Anne, çocuk ve Meryem’i. Harikulâde bir el senfonisi var. Fakat asıl mühimi, ressam Sainte Anne yerine kendi resmini yapmış. Belli ki çocuğu, karısı ve kendisi. Hatta Sainte Anne’nin başında bir çeşit kasket var. Kadın çocuğu ile ve aile saadetiyle o kadar dolu ki. Rönesans’ın öbür yüzünü bu kadar iyi gösteren eser görmedim diye bilirim. Katedral, Puget’ler ve çeşmeler… Yosunlu kayadan yapılmış bir çeşmeye bayıldım. Bundan iyi bir nehir veya su tanrısı olamaz. Belki de öyledir. Çünkü buluş kendiliğinden olacak şey değil. Arkasında behemehâl bir masal lâzım. Dün sabah Cezanne’ın atölyesine çıktım. Çok sert bir peyzajda Marsilya civarında rastlanan cinsten ve bir boğazın kenarında güzel bir bahçe içinde. Fakat modern binalar peyzaja musallat olmaya başlamış. Ceezanne’ın gizli hendesesinden, birkaç sene sonra, hiçbir şey kalmaz, sanırım. Fakat ilerileri var… Burada her taraf Cezanne. 
Görüyorsun, nelerle meşgulüm. Dedim ya, içime inemiyorum. İçim memnu’mıntıka oldu. Bunu Séte’de daha iyi hissettim. Valéry’nin mezarına giden yolda, Akdeniz güneşinde birdenbire kendimde her şeyi yapmacık buldum. Niçin buradayım? Hâlbuki yol boyunca bir mektepli kadar heyecanlı idim. Belki de yokuş ikinci bir iş olarak beni adeta uyadırmıştı. Şurası var ki ben her zaman biraz böyleydim. Çalıştıkça kendini bulanlardan. Bu seyahatte ise yalnızlığın, muvakkat yaşamanın getirdiği ruh haliyle büsbütün arttı. Bakalım Paris’te n’olacak? Belki orada değişir. Çalışmaya başlayınca, demek istiyorum. Sen ne haldesin? İnşallah benim gibi böyle her rüzgârda bir parçan dağılmış değilsin. Hakikaten bu çok güç şey. Şüphesiz birçok şeyleri depoya atıyorum. Fakat neler? Bunu bilmiyorum. Bir şeye yarayacaklar mı? O da meçhul. 
Günler geçtikçe İstanbul’a, dostlara, oradaki benliğime hasretim artıyor. Dokuz ay daha var. Fakat bu dokuz ayda bitecek bir yığın şey de var. Ah, hepsinden kurtulup, hür adam olarak İstanbul’a dönsem ve yeniden işe başlasam. Antibes’de ve Séte ‘de denize çok yakındım. Sesi otelin penceresine asılıyordu. Deniz güzel şey. Güzel ve bıktırıcı. Bir deniz şiirine başladım, fakat bitiremedim. 

Ben ayın dördünde falan veya beşinde Paris’teyim. Birkaç gün için eski otele ineceğim: Hótel de Versailles, 60 Bd Montparnesse, biliyorsun. Mektubunu, ailece sıhhat haberlerini orada bekliyorum. 
İnsanın olabileceği şeyi seçip ona çalışması ne iyi şey, ne mazhariyet… 
Yine kendimden şikâyet etmeye başlayacağım. Gözlerinden öperim aziz Kutsiciğim.

Fakültedekilere. Bilhassa Mazhar’a, Taki Beye ve Türkoloji’dekilere selâm.

A.H.Tanpınar


Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962) resim sanatının güzelliklerini eserlerine yansıtabilmiş nadir sanatkârlardan biridir.

Ahmet Hamdi Tanpınar, resim sanatı ve ressamların eserleriyle estetik ve entelektüel düzeyde ilişki kurmayı başarmış olması yönüyle kendini ayıran yazar ve şairdir. Bu özellik eserlerinin anlam düzeyinin derinleşmesine hizmet etmiş ve benzerlerinden hemen ayırt edilebilecek özgünlüğü sağlamıştır.

Baudelaire, resmi tatma konusunda Tanpınar’a ilk yol gösteren şairdir. Valéry’ de onun resim sanatı ile ilgilenmesinde etkili olmuştur. Fransız ve İtalyan ressamlar ile bazı modern ressamlardan etkilenmiş ve eserlerini nasıl zenginleştirmesi gerektiğinin ipuçlarını elde etmiştir. Mehmet Kaplan, Tanpınar için, ona göre sanat, hayatı derin surette duyma ve idrak etmenin bir şeklidir demektedir.
Ahmet Haşim’in ölümünden sonra Güzel Sanatlar Akademisi’nde boş kalan sanat tarihi hocalığına atanır. Akademide sanat tarihi, estetik ve mitoloji dersleri verir. Akademinin bu havası resim sanatı ile daha çok iç içe olmasını sağlar. 
Tanpınar için resim terbiyesinin önemli özelliklerinden birisi, resmin insana “gözün istiklâlini” veriyor olmasıdır. Bakmasını bilen şair ve yazar, baktığı manzarayla kolayca bütünleşebilir, bu sayede de eserlerinde resmin ifadeye sağladığı pitoreski kullanabilir. Onun resim, fotoğraf ve sinemayla ilgili görüşleri, hep “gözün istiklâlini “ kazanması penceresinden değerlendirilmelidir:

“Biz asırlarla resim sanatını külliyen lüzumsuz addettik. Resim, gözün
İstiklâlidir; fotoğraf, bir zaman realiteyi, anları yakaladı; sonra renkli sinema
çıktı; binlerce tabloyu bir araya getirdi” (A.H.Tanpınar/Anar:2012)

Tanpınar Empresyonizm’den etkilenmiştir. İzlenimcilik anlamına gelen bu akımda, sanatçılar dış dünyaya ait olan ışığı, renkleri, tepkileri, hüzünleri ve yakalanan anlık konuları tabloya yansıtırlar. Güneş temel unsurdur. Günün her saatinde hatta mevsimlerde eşyanın rengi ışıkla değişeceği için sanatçı üzerindeki izlenimlerine göre aynı eşyanın farklı farklı tabloları yapılabilir ve ortaya konulan edebi eser yazarın veya şairin kişiliğine ait izleri taşır. Tanpınar, resim sanatının tekniklerini eserlerinde uygulayarak resim sanatı ve edebiyat ilişkisini ustaca ortaya koyarken, güzel sanatlar konusundaki bilgi ve birikimini eserlerine yansıtmıştır.
Tanpınar’ın porte ve manzara betimlemelerindeki estetiğin oluşmasında çok sayıda ressam katkı sağlamıştır.
Tanpınar, mektuplarında, denemelerinde, günlüklerinde tanınmış Empresyonist ressamlardan, özellikle Camille Pissarro, Edouart Manet, Edgar Degas, Alfred Sisley Paul Cézanne, Claude Monet, Pierre –Auguste Renoir’in tablolarını takdir ettiğini ifade eder. (Özcan:2014) Tanpınar’ın roman kahramanları resim sanatı ile ilgilidirler. Bazıları ressam, birçoğu da resim ilgisi ve kültürüne sahip kişilerdir. Aydaki kadın kahramanı Suat ressam, Selim resme ilgisi olan kişidir. Mümtaz güzel sanatlara ilgi duyar, İhsan şiir ve resimden iyi anlamaktadır. Huzur romanının kahramanı Mümtaz ile Tanpınar için sanat, hayatın ayrılmaz bir parçasıdır. Empresyonist akımın yansımaları özellikle renk ve zaman anlayışı Huzur ve Aydaki Kadın romanlarında kendini belli eder.
Huzur romanındaki şu örnek cümlelerde, Tanpınar’ın Mümtaz’a Empresyonist bir tabloyu seyrettirdiğini görürüz.
“Mümtaz burada, yoldan denize kadar inen büyük kayalar üstünde oturup akşam saatlerini geçirmeyi severdi. Bey Dağları’nın üstünde güneş, sanki kendi ölümünün ayinini ve kendi yaldızdan ve koyu lacivert gölgelerden lahdini hazırlıyormuş gibi, bu dağların kıvrımlarına altın ve gümüş zırhlar geçirir, sonra alçalan ve arkaya devrilen kavis, bir altın yelpaze gibi açılır, büyük ışık parçaları şuraya, buraya ateşten yarasalar gibi uçar, kayaların üstüne asılırdı. Bu bir mevsim gibi bereketli, velut saatti. Çünkü gündüzleri, sadece yosunlu, rüzgârın, yağmurun sünger gibi delik deşik ettiği taş parçaları olan kayalar, bu saatte birdenbire canlanırlar, birdenbire, kudretleri ve cüsseleri insanın çok üstünde, talih gibi susan ve yalnız varlıklarının içimizdeki aksiyle konuşan bir yığın varlık, Mümtaz’ın etrafını alırdı. Ve Mümtaz onların arasında küçücük cüssesiyle, içinde genişleyen hayat idrakiyle bütünbenliğini saran o acayip, kökü çok derinlerde, korkunun rüzgârında dağılmaya çalışırdı. Bu her şeyin ayrı şekilde dirildiği, seslerin kabartma kazandığı, derinleşen dost yüzünü, sıcaklığını kaybeden göklerin altında insanoğlunun namütenahiye doğru küçüldüğü, tabiatın bize her taraftan –ne diye ayrıldın- sefil ıstırapların oyuncağı oldun, gel, bana dön, terkibime karış, her şeyi unutur, eşyanın rahat ve mesut uykusunu uyursun dediği saatti.”
Tanpınar’ın resim sanatına dair birikiminin yansımalarını ve etkilerini yoğun biçimde “Aydaki Kadın romanının hemen hemen tümüne hâkim olduğunu görürüz. Özellikle resim sanatı açısından kültür bilgisi yüklü bir roman Aydaki Kadın. Aşağıda sadece örnek niteliğinde kısa bir paragraf yer almaktadır. 
“Kadinsky yine odanın tek minyatürüyle karşı aynada el ele verecek şekilde asılmıştı. Hartung’larla iki Bonnard’ın saadet rüyasını, acayip bir dinamizmle infilâk eden siyah çizgilerin tıkızlığını karşılaştırmıştı.”
“O gece bir tanıdık ona kim olduğunu anlatmıştı. Resim meraklısı iyi ve uyanık adamdır. Modernlerden küçük bir koleksiyonu var. Deaxium, Dufy, iki Renoir deseni…” 
“1938 senelerinin modernizmi, Paris’i Montpamasse’ı, Coupole’ün duvarlarında bugün eskinin eskisi gibi görünen resimler. Rotond’daki ressam ve sanatkâr kalabalığı. Modigliani’nin canlı hatıraları. Çatıdaki Cocteu ve Rus balesi. Mistinguette, René Clair. Paris çatılarının altında. Bir milyon ikramiye. Andrienne ve Ziya. Andrienne’nin arkadaşları.

Proust’un üstünde sabahladığım geceler. Valéry, Gide, Stravinsky. Ziya’nın küçük pathé gramofonu. Saint-Jacques Sokağı. Shola Cantorum’daki konserler.”


Tanpınar’ın Empresyonist tablolardaki portre gözlemlerini ve tasvirini Aydaki Kadın’da şu cümlede görebiliriz. 
“Önüne baktığı zaman gözleri sade siyah bir çizgi oluyordu.” Kadın kahramanların betimlemeleri romanlarında daha geniş yer bulur. Örneğin “Sahnenin Dışındakiler “romanında Kudret Bey ile Cemal arasındaki konuşmadaKudret Bey ideal kadın portresini çizmektedir.(Günday:2003)

“Selim yüzünü daha iyi görebildi. Uzun boylu, buğday tenli, siyah saçlı, yürüyüşü, endamı ve edası ile etrafında hava uyandıran kadınlardandı.” Tanpınar, kişilerin portelerini çizerken, ressamların çizdiği portrelerle karşılaştırmalar yapmaktadır. Aydaki Kadın’da Nurettin Bey, Cézanne’ın bir figürüne benzemektedir. “Suat sırtında yazlık, lacivert çizgili bir fanila, ayağında dar bir zıpkın, tıpkı geçen yaz Montparnesse’da gördüğü kıyafetiyle ona gülümsedi. Saçları karmakarışıktı. İtinasız kıyafeti yüzünü büsbütün gençleştirmişti. Selim çehresinde tayin edemediği bir şeyle bu yüzün Greco’nun Kont Orgaz’ın Gömülmesi’ndeki genç adama benzediğine karar verdi. Onun yanında Nurettin Bey bir Cézanne formülü gibi sadece hendesî şekillerden, bir yığın üstüvane, sıklet ve zaviyeden teşekkül etmiş gibiydi. Kemikli ve sert çehresinden garip bir irade ve kuvvet akıyordu. Hâlbuki bakışları gayet yumuşak ve müteredditti”

Tanpınar’ın betimlemelerde klasik bir izlenimci olan Proust’un kişi betimlemelerinden esinlendiğini söyleyebiliriz. (Günday:2003) Empresyonistlerde her şey manzaraya dayanır. Tanpınar’ın İstanbul tasvirlerinde özellikle Huzur ve Aydaki Kadın romanlarında empresyonist tablolardan gelen birikimini kullanır.Kişi portrelerinin betimlenmesinde düşsel boyutun yansıtılmasına yer verir. Yapıtlarında da perspektif ve bakış açısındaki değişmelere göre değişik görüntülerin yansıtıldığı yer portrelerdir.
Rüya fikrini destekleyen ve zenginleştiren, resim sanatı ve ressamların perspektif anlayışı ile derinlik ve çarpıcılıkla ışıklandırılan imajinatif çağrışımlar, Tanpınar’da anlatım biçimine dönüşmüştür. Tanpınar’ın şiirinde seçtiği rüya ve zaman kavramları Empresyonizmin de temel unsurlarıdır. Zamanı yekpare, parçalanmaz bir an olarak telakki eder. Resmin temel öğesi olarak zaman kavramı izlenimcilikte kullanılmış ve “an” öne çıkmıştır. Ressam, izlenimlerini o an içerisinde tuvaline aktarmalıdır. Vakit geçişlerinde ışık farklılaşacağı için görünüm de farklılaşacaktır. Ortaya konulan eserler rüya görünümündedir. Işık koşullarında bir anın izlenimi resme aktarılır. Parlak ışık objelerin şekillerini ve renklerini değiştirdiği için,görünen şeylerin dış çizgileri kaybolur. Bu şekilde çizilen resimlerdeki objelerin uzaktan görünümü çözümlenemez ve hülyalı kalır fakat manzara algılanır. Bu tarz resimlerebakanlarda rüya etkisi yaratır. Tanpınar’da şiirin anlamı, dil vasıtasıyla, bir nevi rüya hâli oluşturmaktır. Tanpınar’ın birçok şiirine hâkim olan atmosfer ile Empresyonist resmin büyülü havası örtüşmektedir. Empresyonist anlayışı benimseyen ressamlar, doğallık ve doğaçlamaya önem verir; Tanpınar’ın eser meydana getirmedeki titizliği de buradan beslenir. Tanpınar’ın Empresyonizmden belirgin izler taşıyan şiirleri, Sis, Akşam, Sabah, Duru Bir SuÜstünde Uçsuz Bucaksız, Yavaş Yavaş Aydınlanan, Bırak Aydınlığa, Boğaz’da Gece, Musul Akşamları, Selam Olsun, olarak örneklendirebiliriz. Bu etki bazı şiirlerinin tümüne güçlü bir şekilde hâkimken bazı şiirlerinde birkaç dize veya dizeler de görülür. 

“Sabah “şirinden; Karşında fecirle değişen ağaç/Bak, seyret ağaran rengini ufkun
“Yavaş Yavaş Aydınlanan “şiirinden; Ey eşiğinde bir ânın/Durmadan değişen şeyler!/
Başucunda her rüyanın/Bu aydınlık oyun bekler


“Bırak Aydınlığa “şiirinden; Bırak aydınlığa kendini sarhoş/ Ve hülyalı bu renk havuzunda yüz./Bak, mücevher kanatlı bir kuş olmuş /Kuru yaprakların telaşında güz. 
“Akşam “ şiirinden; Siyah dağınık bir bulut / Karşı sırtın üzerinde /Birden değişti ve yakut
“Boğaz’da Gece “ şirinden; Bir kadın doğdu bir lahzada/bir dalganın sağrısından/siyah, lacivert bir kadın/köpük köpük saçlarıyla
“Musul Akşamları “şiirinden; Son ziyalar iner uyuyan nehre,/ Ufku mineleyen kızıl akşamdan./ Nakş eder her huzme ihtiyar şehre,/Titrek, loş gölgeler, hicranla gamdan…
“Duru Bir Su Üstünde Uçsuz Bucaksız” şiirinden; Duru bir su üstünde uçsuz bucaksız/ Kayalar vardı sıra sıra dimdik/Kara yüzleri vurmuş /Duru suyun aynasına.
“Sis” şiirinden; Donuk ve hiç renksiz/Bir sessizlik oldu dünya,/Neredeyse kopacak kendi içimden/O büyük çığlar gibi…/Ölü bir aydınlık kusuyor eşya (Bütün Şiirleri, Ahmet Hamdi Tanpınar, Dergâh Yayınları, Hazırlayan: İnci Enginün)

Resim sanatı, ressamlar ve güzel sanatlar konusundaki birikimi, Tanpınar’ın üslubunu etkilemiş, eserlerinin çok katmanlı okunmasını sağlayarak sıradanlıktan kurtarmış ve geleceğe taşınmasında önemli rol oynamıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ı 120. doğum yıl dönümü vesilesiyle, bir tabloya bakar gibi “Selam Olsun” şiiri ile yâd edelim.

SELȂM OLSUN

Selâm olsun bizden güzel dünyaya

Bahçelerde hâlâ güller açar mı?

Selam olsun sonsuz güneşe, aya

Işıklar, gölgeler suda oynar mı?

Hepsi güzeldi, kar, tipi, fırtına

Günlerin geçişi ardı ardına

Hasretiz bir kanat şakırtısına

Mavi gökte kuşlar yine uçar mı?

Uzak, çok uzağız şimdi ışıktan

Çocuk sesinden, gül ve sarmaşıktan

Dönmeyen gemiler olduk açıktan

Adımızı soran, arayan var mı?


Kaynak:

Millî Eğitim Bakanlığı. 1964, Mektup Türü Üzerine. Tercüme dergisi, 77-80 (XVI) s. 485- 487
Özcan, Nezahat. (2014), Ahmet Hamdi Tanpınar ve Empresyonizm, AİBÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt:14,Yıl:14,Sayı:3,14:214
Günday, Rıfat. (2003), Marcel Proust ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Kahramanlarının Resme İlgileri ve Portre Betimlemeleri, İlmi Araştırmalar, 16, İstanbul s.43-44-52
Anar, Turgay. (2012) Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Resim Sanatı, Ressamların Eserleri Ve Kendi Hayatından İnşa Ettiği Estetik, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, cilt:5, Sayı:22, s.30
Slâyt görsel:tr.wikipedia.org

FATMA LEYLÂ

Hacettepe Üniversitesi Almanca Biyoloji Öğretmenliği’nden mezun oldu. Aynı üniversitenin Fen Fakültesi Sistematik Zooloji Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. TÜBİTAK Deniz Bilimleri Çevre Araştırma Grubu’nun projelerinde araştırmacı olarak çalıştı. Şiirleri halen Edebi Kültür Dergisi sitesinde yayınlanmakta.