
Yüzyılları Birleştiren Şair Ahmet Hâşim, Hâşim hakkında en kapsamlı işlerden biri. Şairin çalışmalarını ve hakkında yazılanları satır satır takip etmişsiniz. Bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz? Yazım süreci nasıl bir tecrübe oldu?
Yazım sürecinin tecrübesi; edebiyat tarihimiz yalanlar üzerine kurulu. Eleştirimiz yüzeysel. Eseri kavramaya dönük değil. Eser umurunda bile değil. Eleştirimiz adam savunması; adam savunmasına dayalı alan savunması üzerine kurulu. Biz ve onlar ayrımına dayalı. Örneğin 30’lu yıllarda, Ataç, kendisine sorulan bir soruyu şöyle cevaplıyor: “Biliyorsunuz ben Müslüman değilim. Bu nedenle o şairi okumadım.” Okumadıysan orda ne işin var?
Hâşim literatürü de böyle. Haksızlıklar üzerine kurulu. Meselâ Tanpınar, Hâşim konuşması yaparken çok dikkatli, Hâşim’in ne olduğunu, ne yaptığını biliyor, hakkını veriyor; fakat literatür konu Hâşim’se ne söylesem gider mantığında. Daha acısı, millet, Arap Hâşim demek için sıraya geçmiş, sırası gelen Arap şair deyip yerine oturuyor. Bunun adı da edebiyat oluyor. Eğer abarttığımı düşünüyorsanız, kitap ortada.
Kitabınızın isminde yer alan “Yüzyılları Birleştiren” derken kastınız ne? Ahmet Hâşim'i Türk şiirinde nasıl konumlandırıyorsunuz?
İlk adım. İlk adam. Hâşim, değişim, dönüşüm noktasında duran ilk adam. Hâmid’den, Âkif’ten İkinci Yeniye değin akıp gelen yenilik damarını kavramak için merkez nokta. Kendisine kadar gelen şiiri yeni bir prizmadan yansıtıyor. Bütünüyle yeni bir durumu şiir kültürümüzle buluşturuyor. Serveti Fünun bize hitap etmiyordu diyor. Biz beşer plânında iyi ve kötü yanlarımızı aynı anda ifade edecek bir şiir istiyorduk. Bunun üzerine, vazifenin bize düştüğünü gördük ve o şiiri yazdık diyor. Elimizdeki tarih de, belgeler de Hâşim yazdı diyor.
1910 öncesi serbest vezin şiirler yazıyor. Bu şiirler en ünlü şiirleri arasında. Fransız serbest veznini Türk şiirine tatbik ettim diyor. Serbest müstezadı serbest vezinle ileri bir aşamaya taşıdım diyor. 1918’de kendisine sorulan soru, “Türk şiirine serbest vezni getirirken serbest nazımdan beklediğiniz neydi?” Büyütülecek bir olay değil. Ben kendi adıma yaptığım işten memnunum diyor.
Fakat kamu da, kendisi de daha ziyade serbest müstezat kavramıyla konuşmayı tercih ediyor. Çünkü dönem, şiir dediğin vezin ve kafiyedir. Eğer vezin ve kafiye yoksa nesir demektir anlayışında. Serbest müstezat da aslında serbest vezin demek. Özellikle görüntü itibariyle. Biçimiyle. Fakat aruza dayalı vezin kaydı nedeniyle serbest vezin diyemiyoruz. Doğrudan serbest vezin sayamıyoruz. Doğrudan serbest vezin, örneğin Yollar ve O Belde. Örneğin Tahsin Nahit. Hâşim serbest vezni aruz içinde geliştiren yaklaşımları daha çok önemsiyor. Böylece onda yüzyıllar birleşiyor. Ve yepyeni bir şiir doğuyor. Örneğin Süvari şiiri. Divan mı? Tanzimat, aruz, hece, serbest? Hiçbirine uymuyor. Çünkü bu şiir öncesinde örneği olmayan yeni biçimiyle doğuyor. Bu biçim o biçim değil. Yeni bir biçim. Âdeta sıfırdan doğuyor, fakat bütünüyle yeni olduğu kadar bütünüyle eski. Bütünüyle yeni, ilk kez o olarak doğuyor. Fakat bu bildiğimiz, yabancısı olmadığımız bir şiir.
Bütünüyle yeni derken ne kadar rahatız; fakat bütünüyle eski derken ne kadar da korkuyoruz. Oysa Hâşim korkmuyor. Aruza titizlikle sahip çıkıyor. Serbest vezin şiirler yazıyor, vezinsiz mısralar kuruyor. Verili biçimlere, gazel, sone gibi, uymayan bir şiir yazıyor. Büyük bir iş yapıyor. Biz mezar bekçisi değiliz, yeni bir şiir yazacağız diyor. Serbest vezin yazıyor, serbest müstezat yazıyor. Kafiyeli yazıyor, kafiyesiz yazıyor. Ne ararsan var, ama tek başına hiçbiri değil. Düpedüz yeni bir şiir modeli getiriyor. Sadece biçim, teknik değil, içerik de yeni.
Ahmet Hâşim söz konusu olduğunda özellikle Fecr-i Âti şairi, sembolist, kapalı şiir gibi tanımlamalar öne çıkıyor. Sizce bu tanımlar Hâşim’i açıklamakta ne ölçüde yeterli, ne ölçüde onun şiirini daraltıyor?
Bugün Hâşim’e sembolist demenin anlamı yok. Şiirini renklerle açıklamanın anlamı yok. Yapılacak iş, dönemini gözeterek şiirini yazmak. Hâşim’e ilişkin, şiirine ilişkin yazılar insanı Hâşim’e, şiirine yaklaştırmıyor, uzaklaştırıyor.
Şiiri hem kapalı, hem anlamsız bulunuyor. Fakat kapalı bulanlar şiirden ne istiyor? Meselâ Memet Fuat’ın Hâşim kitabında, Ankara’yla İstanbul arasında başlatılan ilk uçak seferinden, İstanbul’un bilmem hangi semtinde patlayan su borusundan bahsetmedi anlamında anlam arayışları var. Şiir yazan kişiler dönemin önemli olaylarına şiirlerinde yer vermelidir. Hatta önemli olaylar kronolojisi çıkarıp hepsine teker teker değinmelidir. Elbette Hâşim’in şiirlerinde patlayan su borularına ilişkin bir açıklama yok.
Şiir bahsinde Hâşim’in iki suçu var. İlki, fikir şiiri diye bir şiir olmaz. Belirli düşüncelerin, bazı düşüncelerin manzum sırası değil şiir diyor. Fikre dayalı nutuklar şiir değildir diyor. Siyaset meydanı değildir şiir diyor. İkincisi, ne yaparsa çok iyi yapıyor. Herkesin anladığı şiirin dışında bir şiir yazıyor ve bunu çok iyi yapıyor. Bu suçlar onu olmadık tartışmaların göbeğine yerleştiriyor.
Hâşim’in şiirini kendi döneminin edebiyat tartışmalarından bağımsız düşünmek mümkün mü? Servet-i Fünun’dan Yahya Kemal’e, oradan Cumhuriyet dönemi şiirine uzanan çizgide Hâşim nerde duruyor?
Aslında Yahya Kemal’e uzanan bir çizgi yok. Hâşim’e uzanan çizgiyi de Hâşim beğenmiyor. Daha iyisini, daha yenisini yapıyor. Hâşim dönemi, bu dönem ileride Hâşim devri, Hâşim dönemi olarak anılacak yazılarıyla dolu. Örneğin Tanpınar da, Ataç da bu kanıda. Özellikle 1910’lu yıllardan ikinci kitabını çıkardığı yıla kadar olan dönem, Türk şiirinde yenilik hattının kurulduğu dönemdir. Hâşim, yenilik hattını kuran şair. İkinci Yeniye doğru yenilik hattı Hâşim, Necip Fazıl ve Orhan Veli’dir. Ana hattı kuran şairler bunlar. Yenilik hattında yenilik yapan herkese yer vardır; ama hattı kuran şairler bunlardır.
Kitabınızda Hâşim’in yalnızca şiirlerini değil, düzyazılarını, mektuplarını, hakkında yazılanları da değerlendiriyorsunuz. Hâşim’in şair kimliğini anlamak bakımından düzyazıları bize şiirlerinin söylemediği neleri söylüyor?
Hakikaten, Hâşim’in düzyazıları mı, şiirleri mi? Düzyazıları mı daha iyi, şiirleri mi? O yaşarken bu tartışma yapılmamış ama ölümünün ardından herkesin sorduğu soru bu.
Hâşim’in düzyazılarında şiir kültürüne ilişkin, çağın ruhunu kavramanın, buraya ve buradan yazmanın önemine ilişkin çok yazı var. Ama hepsinden önemlisi edebiyat var. Bence denemenin kralı Hâşim’in yazıları. Mükemmel bir Türkçe görmek isteyen Hâşim’in düzyazılarını okusun.
Çalışmanız gösteriyor ki Ahmet Hâşim hakkındaki yayımların büyük bir bölümü eserlerinin önemine ve kıymetine işaret etmekten ziyade, üstünü kapamayı amaçlıyor. Ne dersiniz abartıyor muyuz?
Bakın, Ahmet Hâşim Türk şiirine serbest vezni getiren şair. Serbest müstezat değil, serbest vezin. Ben doğrudan serbest vezin şiirler yazdım, bunları yayınladım. 1910’dan önce. Bu yoldan gittim. Edebiyat çevresi benimle serbest vezin serbest müstezat tartışması yaptı diyor. Aruz içinde kalıpları kıran bir iş yapıyor. Fakat literatür, Hâşim’in kavrayışını cevaplayamıyor. Adamlar bugün bile 1950 öncesi yazılardaki bilgi yanlışlarını birebir tekrarlıyor. Hâşim’in seviyesi cevaplanamadığı için yapılan işlerin Hâşim bağı zayıf kalıyor.
Kitabınız Hâşim hakkındaki çalışmaların ötesinde şiir eleştirimizin ve biyografi edebiyatımızın zaaflarına da işaret ediyor. Bu zaaflar hakkında neler söylersiniz?
Edebiyatın, şiirin sadece siyasetle, ideolojiyle ölçüldüğü iki ülke var dünyada: Biri çöken Sovyetler Birliği, ikincisi Türkiye.
Hâşim’in şiiri demek Bağdat gecelerinden, Arap çöllerinden bahsetmek demek. Burdan Arap Hâşim’e yol yapmak. Hâşim ömrümde çöl görmemiş ki? Nerde çöle gitmiş? İstanbul gecelerinden, Çanakkale gecelerinden başka gecesi yok ki? Önüne gelen Arap çölleri Bağdat geceleri patlatıyorlar. Hâşim’le Arap çöllerinin ne alâkası var? Bağdat gecelerinin ne alâkası var? Onunla tartışmaya Yahya Kemal, Peyami Safa, Nâzım Hikmet Arap Hâşim diye başlıyor. Adını biz koyduk yapıyorlar. Oysa Hâşim bu kavrayışların ötesinde çok kıymetli bir şair.
Örneğin Nurullah Ataç. Sağlığında Hâşim’in arkadaş çevresinden. O yaşarken övgü dolu yazıları var. Fakat ölümünden sonra koroya katılıyor. Şu mısrasını sevmem, bu şiirini beğenmem yazılarına başlıyor. Eleştirmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Çünkü siyaseten nerde durduğun, kimlerle göründüğün önemli. Edebiyat mı menfaat mı? Tabi ki menfaat.
Bugünün okuru Hâşim’i neden yeniden okumalı? Hâşim’in şiiri ve poetikası, günümüz Türk şiiri ve şiir okuru açısından hâlâ hangi imkânları barındırıyor?
Bugünün okuru hayalet okur. Nedir, ne değildir, var mıdır, yok mudur, belli değil. Bugünün okuruna bir şey diyemem; ama bugünün şairi Hâşim’i kavramak zorundadır. Zaten şair, her şeyi kavramak zorundadır. Yoksa şair olamaz.
1972 İstanbul doğumlu. İlk şiiri 1991 ekim ayında Türk Edebiyatı dergisi okur mektupları sayfasında yayınlandı. Pek çok dergide dergi ve gazetede yazı, şiir ve röportajlarıyla yer aldı. Sebepsiz Serçe, Taş Suya Değince, Heves ve Tövbe Gölgeliği isminde dört şiir kitabına, Kırk Gri Hırka ve Dünyanın Çekmeceleri isminde iki hikaye kitabına imza attı. Ayrıca Pierre Karton namı-ı müstearıyla Horkhaymır’dan Alzhaymır’a Türk Aydını isimli bir de mizah kitabı mevcut.