Menu
UĞURLU CİCOZ
Öykü • UĞURLU CİCOZ

UĞURLU CİCOZ

Bir benzin istasyonunda çalışıyorum. Pompacı olarak. İş yerim civardaki tek benzinlik olduğundan çok hareketlidir. Vardiya boyunca nefeslenecek bir an bile bulamayız. Hoşnutum bu yoğunluktan.Arabaları severim, insanları da. Pek çok ahbap edindim müşterilerden. Hele bir tanesi var ki sıkı dostuz diyebilirim kendisiyle. Sık sık arabasını değiştirir. Hepsi de en gıcırından,lüks arabalar.Laflarız ayaküstü, keyiflidir sohbetimiz. Ona aracına alacağı yakıt hakkında kimseden duyamayacağı tüyolar veririm. Geçenlerde bana; ” Sana pompacı diyen aptalın önde gidenidir, düpedüz mühendissin sen, akaryakıt aktarma mühendisi!” dedi. Gülüştük epey. Şaka niyetine söylenmiş olsa da hoşuma gitti bu isim.Anam hep mühendis olayım isterdi. Ona da anlattım, oğlun ne iş yapıyor diye sorarlarsa akaryakıt aktarma mühendisi çıktı dersin, dedim. Hadi oradan hayta! Okuyasın istedim okumadın, laf cambazlığını bana yapacağına şu mahalledeki kızlardan birine yapsan da ben de ölmeden evvel mürüvvetini görsem, dedi.

Anam yakınır benden hep. Askerlik bitti, elin de ekmek tutuyor, nereye kadar böyle başıboş, der durur. Haksız da sayılmaz gerçi ama evlilik filan bana göre işler değil. Bana kalsa benzinliği bırakıp eve gelmem hiç. Çok severim işimi. Ta çocukluğumdan beri. Tabiî o zamanlarbenzin menzin bilmezdim. Bir gün sokakta kuyu oynuyoruz arkadaşlarla. Bir çocuk vardı, Almanya' dan mı ne gelmiş. Elinde koca bir cicoz, bizde ne varsa üttü gitti. Hepimiz ağladık ağlayacakhaldeyiz ama gururumuzdan gıkımızı çıkaramıyoruz. Ben biraz teselli vermeye çalışıyorum arkadaşlara, yarın alırız intikamımızı filan diyorum ama, boğazımakoca bir yumru çöreklenmiş ne yutkunabiliyorum ne iki lafı bir araya getirebiliyorum. Asıl canımı yakan gidenler değil, bir uğur bilyem vardı. Almancı çocuk nasıl attıysa elindekini benim bilye çıt etti ikiye ayrıldı ortadan, işte en çok ona üzülüyorum. O cam yuvarlağın içinde bir renk bir cümbüş, gören herkesin aklı giderdi. Neyse, bizkaybettiğimiz oyunun ardından kara kara düşünürken,-akşam güneşide hafiften üzerimize vurmaya başlamış-yerde bir takım pırıltılar dikkatimi çekti. Eğildim baktım; böyle kırmızıydı, maviydi, yeşildi, sanırsın gökkuşağı uzanmış yerde yatıyor. Parmağımı sürdüm; kaygan, ıslak. “Akmış be, içinde ne varsa akmış!” diye bağırıp topladım arkadaşları başıma. Ben bilyenin içi aktı diyorum, beriki “Hadi len, ne akacak, başka bir şey bu.” diyor. “Başkaysa ne, söyle o zaman.” diyorum. Bu sefer verecek cevap bulamayıp susuyor. Benzinmiş tabiî, çocuk aklı ben neler kurduydum o vakit kafamda. Güya misketim kırılınca içinin kanı akmış da...

İşte o zamandan sonra bende bir benzin merakı başladı. Evvela bir görünüp bir kaybolan rengine sonra sonra kokusuna vuruldum. Benzin işte, nasıl kokacak, deyip paylar anam beni. İşte ondan diyorum ben de, anam beni anlamazken el kızı nereden anlayacak. Yanaşmıyorum hiç evliliğe filan. Böyle iyiyim ben. Evde mahallede kimse bilmez kıymetimi ama iş yerinde hatırım sayılır. Patron da çok tutar beni. Nasıl tutmasın; benden başka kim var, benzinin katkılı mı katkısız mı, kurşunlu mu kurşunsuz mu olduğunu koklayarak anlayan? Müşteriler de bilir. Deponun kapağını açtım mı, eyvah, derim ne yaptın sen beyabiciğim. Nereden aldın bu motor öksürteni? Adam hem üzülür hem utanır. Bir daha başka yerden yakıt almamaya yeminler eder. Çok müşteri bağlamışımdır bizim benzinliğe çok.

İşim söz konusu oldu mu çenem düşer benim. Beş para ver konuştur on para ver susturamazsın hesabı. Velhasılı, demem o ki ben şanslı bir adamım. Sevdiğim işi yapıyorum. Amabir ukde kaldıiçimde; çocukluğumdan. Methinizi çok duydum ben, cama hayat veren adam diyor herkes sizin için. Lütfen, şu kırık bilyeyi alın. Uğurumo benim...

Diğer Yazıları