Menu
ÇAĞRI
Öykü • ÇAĞRI

ÇAĞRI

Aylardan Ramazan…

Günlerden Çarşamba…

Huzurlu bir bekleyiş…

Sokak derin bir uykudaydı.

Her zamanki gibi, o taş gibi sert kanepenin kenarına ilişmişti. İlkay’ı anlamsız süzüyor, çaresiz susuyordu Sevde. Eline kumandayı almıştı. Rast gele bir kanal çevirmişti. Ünlü bir sanatçı, Ramazanla ilgili düşüncelerini anlatıyordu. “İkindi vakti ne kadar lüzumsuz konuşma varsa… La Havle…” O da, işi gücü bırakmış şu adamı dinliyordu. Bu sanat, edebiyat sohbetleri, çok sıkıcıydı.

Daha çok sabır lazımdı ona. Kendisi için, ümmet için, daha fazla dua etmeliydi. Tv’yi kapadı. Pencereye yöneldi. Tülü araladı. Baktı:

“Bir şakımadır gidiyor, binanın yanındaki dut ağacında. Ne kadar güzel sesli bülbül varsa orada.”

“Allah’ın aç bırakmadığı bu güzel kuşlar… Nasıl da bir zikir halindedirler…”dedi İlkay.

Bir moral bulmalıydı önce. Onu donatmalıydı. Yok yere onu kaybetmemeliydi. Bir derinlik bulmalıydı sözlerden, ruhuna yakarışlardan bir duvar örmeliydi. Bir bahara onunla, aynı pencereden bakmayı becerebilmeliydi Sevde.

Kırılmışların hatırını gütmeliydi. Bir kerecik olsun gerçeğe, başını çevirmemeliydi.

Yetimlerle aynı sofraya oturmalıydı.

Sokağı dinlemeliydi.

Yardım isteyeni ihmal etmemeliydi.

“Ondan ne dilenebilirsin ki sen? Kendine aynada bir bak. Allah için söyle, ne görüyorsun?”diyen İlkay’a kulak vermeliydi.

“Niye vazgeçilir bir şey istemez o hadsiz? İlla da ya hep, ya hiç?”dedi Sevde.

“Bilmem ki...”

“Ne olur bu kez verdiğin kararında sabit ol. Seyyarelere taş çıkartan, o gemini çek bir kıyıya.”İlkay sert konuştu. Sevde:

“Haddini bil ey sözsüz gezen, demeliyim.”

“Yaranı sar, sarmala. Çık yola kardeşim. Yangınlara aldırmaksızın, suya koşanlardan ol. Sakın vazgeçme.”dedi İlkay.

“Doğru. Suyun yandığına şahit olsam da, bu yolda ölsem de, fikrimi değiştirmemeliyim.”dedi Sevde.

Mutfağa geçti İlkay. İftar yemeğinin son hazırlıkları için işe koyuldu. Misafirleri vardı bu akşam. Sevde’de ona katıldı.

Diğer Yazıları