Menu
ateşten kelimeler
Haberler • ateşten kelimeler

ateşten kelimeler


Herhangi bir konuda verili dünyanın dışına çıkan her durum, eylem ve yapı hemen dikkatimi çeker. Bu, güvenilir bir ismin kaleminden çıkmış bir eserse benim için daha da önemli. Konu şiir sanatıysa zaten arayıp bulmakla kendimi vazifeli sayarım. Yine öyle oldu.

İlk olarak Mimlerin Abecesi kitabını okumuştum Ömer Lekesiz'in. Sonra, Şirazeden Şirazeye ve ardından Yeni Türk Edebiyatında Öykü... Yeni Türk Edebiyatında Öykü (5 cilt) kapsamlı hacminden dolayı bir oturuşta okunacak bir eser değil; zamana yayarak okunması gerek. Türk hikâyesini inceleme konusunda doruk bir çalışma.

Ömer Lekesiz, 90'lı yıllardan günümüze edebiyat çevrelerinin bütünü tarafından kabul görmüş; Müslüman'ı, solcusu, sağcısı, liberaliyle önünde düğme iliklenmiş, şapka çıkartılmış, Türk hikâyesi konusunda otorite, usta bir eleştirmen. Cumhuriyet döneminde Mehmet Kaplan ne ise (Kaplan'ın Hikâye Tahlilleri ve diğer eserlerini hatırlayalım) Lekesiz de günümüzde odur; yöntem farkıyla. Ben bir adım daha ileri gidip Nurullah Ataç'ı da anacağım. Kaplan, 'hoca' vasfıyla eğilirken Ataç eleştirmen vasfıyla eğiliyor. Lekesiz de öyle. Lamı cimi yok; Fethi Naci'den sonra -ki Naci de içine- gelen eleştirmenler bir grubun, handiyse bir çevrenin eleştirmeniyken; Lekesiz, eleştiri gücüyle bütün bir Türk edebiyatının eleştirmenidir. Açıp bakalım örneğin Yeni Türk Edebiyatında Öykü eserine; her 'görüş'ten hikâyeci var.

Lekesiz, bazıları gibi niceliğe bakmıyor; nitelikle ilgileniyor. Bu sebeple olsa gerek, sırf ideolojik bağnazlıktan kaynaklanan tarafgirlik, Lekesiz'de görülmez. Bir 'kesim'in sözcülüğünü yapanlar; edebiyat dışı bir kitabı dahi değerlendiriyorlar da, bir romanı, hikâyeyi görmemezlikten gelebiliyorlar. Buna kısaca ideolojik körlük diyoruz. Bu durum roman ve hikâyede böyleyken, şiirde ise 'kör'lükten daha beter, içler acısı... Niye böyle?

Kısaca anlatalım; 90'lardan bugüne şiir üzerine, şiir yazmadan, sadece eleştiri yazan ve kapsamlı (her 'görüş'ten şairlerin şiirlerini ele alan) değerlendirmeler (şerh, çözümleme, hakkıyla temellendirerek eleştirme) yapan bir eleştirmen gelmedi. Bu anlamda Attila İlhan haklı; "bizde şair olamayan eleştirmen oluyor." Bunun sonucu da çevresinde bir grup arkadaşını (bu bazen bir dergide, bazen de çevrede cereyan ediyor) 'yılın en iyisi' ilan eden tutucu, bağnaz, terazisi olmayan, kibirli, hınç dolu, öç alan, sevgisiz, saygısız hödükler türedi. Bu türediler, şiir yazamamanın hıncını; şairlere saldırarak, kendi arkadaşlarını 'skor birincisi' ilan ederek çıkarıyorlar. Ben bunları ciddiye almıyorum. Ciddiye alsam isimlerini anarım ama almıyorum. Çünkü yaptıkları ciddi değil; ciddiye alınacak 'saygı'dan yoksun. Ama şunu unutmamalı bunlar, bilmiyorlarsa da öğrenmeliler, dünyanın kadim gerçeği; özünde sevgi olmayan her eylem ölmeye, yok olmaya mahkûmdur. Bir şiire, buna nasıl kötü desem acaba deyip bir taraflarını yırtanlar elbette payidar kalmayacaklardır. Çünkü sevgi; her iyi, güzel ve kalıcı işin başıdır. Sevgisiz insan hayatsız insandır. Kaldı ki her şair vicdan ve merhametlidir. Vicdan ve merhametin önünde kimse duramaz. Eleştirmen bir 'eser'e hep iyi mi der, hayır, kötü yönünü de belirtir ama bunu söylerken taraf tuttuğu için söylemez; kendi özgün ölçütüne göre söyler; Ömer Lekesiz'de olduğu gibi...

Ömer Lekesiz, AteşTen Kelimeler'de sınırlı sayıda şiiri, şerh geleneğini dönüştürüp, yepyeni, tekrar yaratarak, modern şerh yöntemi diyebileceğimiz bir yöntemle ele alıyor. Kitapta; Celal Sılay'ın Ağlasak, Ziya Osman Saba'nın Her Akşamki Yolumda, Asaf Halet Çelebi'nin İbrahim, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Bir Gün İcadiye'de, Sezai Karakoç'un Rüzgâr, Gülten Akın'ın Yağmurlu, Hüseyin Atlansoy'un Nişanlı Koltuğu ve Leadri'in Kara Gözlü Eldiven şiirleri üzerine, bu şiirlerin dünyasını, geniş bir coğrafya ve kültürden edindiği imgelerle şerh ediyor.

Lekesiz, bir bakıma kendi 'kültür algısı' ve 'imge dünyası'nı sözkonusu şiirlerde 'nesneleştiriyor'. Teknik bir dil kullanmıyor. Her oluşa (şiir atmosferi) 'kalbi' ve 'vicdani' yaklaşıyor. Bazen şairin dilinden bazen de kendi özge gönlünden Sevgiliye sunulacak billurlar meydana getiriyor. Sevgili ile aradaki Ten engeli, dünyanın faniliğinden maveranın uhreviliğine dair yolların birden fazla çatallaşmasına sebep olabiliyor. Bu noktada; "Ağlamak ki, Âdem'in düşüşündeki ilk duraktır." Ya da "Ağlamak ki, Hacer'in sa'yına ortak olmaktır." Buradan şöyle bir sonuca da ulaşabiliriz; "Gönül ki, Allah'ın evidir, kulun kulluk sevincidir."

Ömer Lekesiz, söz konusu şiirlerin her birinin dünyasını, kendi özge ve özgür dünyasıyla meczederek 'divan şiiri' tadında 'aşkla' okunabilecek bir dil ve atmosfer yaratmıştır. AteşTen Kelimeler, 'ten yangını'ndan 'tin yangını'na ulaşan uzamda derin bir yolculuk. Ne diyordu Lekesiz; "Söylenemez aşk, hal diliyle hecelenir".

AteşTen Kelimeler-Ömer Lekesiz (Kasım 2009-Selis Kitaplar)

(MİLLİ GAZETE, 02 OCAK 2010)