Menu
YANILGI PERDESİ VE BUDHA
Deneme/Eleştiri • YANILGI PERDESİ VE BUDHA

YANILGI PERDESİ VE BUDHA

'Kendim doğuma yazgılı olduğum halde, doğuma yazgılı olandaki acıyı biliyorum; bu yüzden doğumsuz olanın, yüce nirvana huzurunun peşinden gideceğim'

Budha'nın doğumundaki mucizevi anlatıları takibeden olayların, onun bir budha (aydınlanmış kişi) olacağı yönündeki işaretlerle devam ettiğini görmekteyiz. Onun 'yanılgı perdesini kaldıracak' kişi olmasının beklentisi içinde şekillenen efsanevi anlatılar, genellikle geç dönem Budist kaynaklarda yer alır. Erken dönem kaynakları, daha az abartı ve efsanevi içerikle doludur.

Kendisine efsanevi kişilik yüklenen Budha'nın, doğum şeklinin de efsanelerde olağanüstü bir şekilde yer aldığını 'BUDHA'NIN DOĞUM EFSANESİ' başlıklı çalışmamızda detaylandırmıştık (http://www.edebistan.com/index.php/gonulutku/budhanin-dogum-efsanesi/2013/01/)

En eski Budha  anlatılarının yer aldığı Nidanakatha'daki efsanevi metinlere bakılırsa, Budha'nın, doğumundan sonra, onun 'aydınlanmış kişi' olma yolundaki aşamalarda 'tanrıların' ona yardım ettiği ve birçok engeli aşarak, kutsal işaretlerle karşılaştığı görülecektir.

Bu metinler, Budha'nın yeniden doğuş öykülerini anlatan kitabın giriş bölümünde bulunan Nidanakatha'da yazılıdır. Nidanakatha, en eski Shakyamuni biyografisi olarak değer kazanmıştır.

Efsaneye göre, 'Bodhisatta, (Budha'nın aydınlanmaya varana dek, bir çok aşamayı simgeleyen isimleri vardır, Gotama, siddhattha, Bodhisatta, Şakyamuni gibi) Uttarasalha burcunda (dolunay zamanı) ana rahmine düşmüştü. O anda kraliçe bir rüya gördü.

Kraliçe ertesi gün uyandığında, gördüğü rüyayı krala anlattı. Kral, altmış dört yüksek rütbeli Brahmanı çağırttı ve onlar için toprağın üzerine, otlarla kaplanmış, laca çiçekleriyle süslenmiş değerli koltuklar yaptırttı.

Brahmanlar yerlerine oturunca kral altın ve gümüş kaselere manda yağı, bal ve şekerle tatlandırılmış nefis sütlü yulaf çorbası doldurdu. Altın ve gümüş kaselerle üzerlerini kapatarak yemeleri için Brahmanlara verdi.

Ayrıca yeni elbiseler ve sarı inekler de hediye ederek onları sevindirdi. Brahmaların bütün istekleri karşılandıktan sonra, kral onlara rüyayı anlattı ve sordu: 'Ne olacak?'

Brahmanlar yanıtladı: 'Merak etmeyin büyük kralımız. Kraliçenizin rahmine bir çocuk düşmüş, bir erkek çocuk, kız değil. Bir oğlunuz olacak. Eğer yerleşik bir aile reisi hayatı yaşarsa, çark döndüren bir kral olacak, ama eğer evden ayrılıp dünyadan elini çekerse budha olacak ve dünyadan (yanılgı) perdesini kaldıracak.' diyerek rüyayı yorumladılar. (Bu bölüm, önceki yazımızda da ele alınmıştı.)

O sırada büyük kral Şuddhodana'nın bir arkadaşı ve meditasyonun sekiz aşamasına ulaşmış olan Kaladevala adlı bir çileci, yemekten sonraki öğlen istirahati sırasında Otuz Üç Tanrı göğündeki saraya gitti ve orada oturup dinlenmeye çekildi.

Tanrıları görerek sordu: 'Niye bu kadar sevinç içinde bayram yapıyorsunuz? Nedenini söyleyin bana.' Tanrılar yanıtladı: 'Dostumuz kral Şuddhodana'ya bir erkek evlat doğdu. O, bodhi ağacının altına oturup budha olacak ve Dhamma çarkını döndürecek. Bir budha olarak onun sonsuz lütfuna tanık olabileceğimiz ve öğretisini dinleyebileceğimiz için çok mutluyuz.'

Tanrıların bu sözlerini duyan çileci, tanrılar aleminden hızla aşağı indi ve kralın sarayına girdikten sonra hazırlanmış olan yere oturarak şöyle dedi: 'Büyük kralım, bir oğlunuz olduğunu duydum, onu görmek isterim.'

Kral, çocuğun çileceye saygılarını sunması için en güzel elbiselerinin içerisinde, kucakta taşıyarak içeriye getirtti. O anda, Bodhisatta'nın ayakları, dönüp çileceğinin saçlarına değdi. Bodhisatta hayatı boyunca önünde saygıyla eğileceği kimse olmadığı için, insanlar bilmeden Bodhisatta'nın başını (saygılarını sunması için) çilecinin ayaklarına koymuş olsalardı, çilecinin başı yedi parçaya ayrılmış olurdu. (Bu ifadeler, kendilerinden üstün konumda olanlara karşı gelenlerin ya da haksızlık yapanların, başlarının düşeceği inancının Budist uzantısını ele vermektedir.)

Bunun üstüne, çileci 'kendimi mahfetmemeliyim' diye düşündü ve yerinden kalkarak, Bodhisatta'nın önünde saygıyla eğilmek için ellerini kavuşturdu.

Kral, bu hayranlığı görünce kendisi de oğlunun karşısında eğildi. Çileci, geçmişe doğru kırk, geleceğe doğru da kırkı kappa, yani toplam seksen yıl anımsıyordu.

Bodhisatta'da uğurlu işaretler görünce aklından şöyle geçirdi: 'O bir Budha olabilir mi, olamaz mı?' Sonra algıladı, 'Budha olacağına hiç kuşku yok!' Gülümsedi, 'Ne olağanüstü bir kişi' dedi. Sonra düşündü, 'Bu kişinin Budha olmasını ben görebilecek miyim, yoksa göremeyecek miyim?' Çileci farkına vardı, 'Ben o zamandan önce öleceğim ve maddi olmayan alemde tekrar doğacağım. Bu nedenle, bu alemde yüz ya da bin tane Budha ortaya çıksa bile onlara gidip, aydınlanmaya ulaşamayacağım.'

Sonra çileci içinden şöyle geçirerek ağladı, 'Bu olağanüstü kişinin Budha olmasını göremeyeceğim, kaybım ne kadar büyük!'

Onu ağlarken görenler sordu, 'Muhterem hocamız biraz önce gülümsüyordu, şimdi ağlıyor. Muhterem kişi, küçük üstadımızın bir şeyi mi var?'

'Onun hiç bir şeyi yok, kuşkusuz Budha olacak o.'

'Öyle ise neden ağlıyorsunuz?'

Çileci: 'Böyle bir insanı Budha olarak göremememdeki büyük kaybımdan dolayı kendime acıdığım için ağlıyorum' diye yanıtladı.

Ondan sonra çileci düşündü: 'Akrabalarım arasında bu kişiyi Budha olarak görecek bir var mı? Yeğeni Nalaka aklına geldi. Kız kardeşinin evine gidip sordu: 'Oğlun Nalaka nerde?' Nalaka çilecinin olduğu yere geldi. Çileci: ' Büyük kral, Şuddhodana'nın ailesinden Budha olacak bir çocuk doğdu. Otuz beş yıl geçtikten sonra, budha olacak. Sen onu görebileceksin, böylece o özel günde dünyadan elini çekebileceksin.' diyerek Nalaka'ya müjdeyi verdi.

İSİM VERME TÖRENİ'NDEKİ SIR

Budha'nın doğumunun beşinci günü isim verme törenine ayrıldı. Nidanakatha'da isim verme töreni şöyle geçer:

'Beşinci gün kral Bodhisatta'nın başını yıkattı ve 'isim verme töreni yapacağız' diyerek saraya dört çeşit koku serpiştirdi ve raca çiçeklerinden ve başkalarından toplam beş çeşit çiçek saçtı. Kral, seyreltilmemiş sütlü yulaf lapası hazırlattı ve Vedaların en derin öğretilerinin ustaları olan yüz sekiz brahmanı davet etti, sarayda yerlerine oturttu. Brahmanlara lezzetli yiyecekler ikram edildikten ve onlara olan büyük saygısını dile getirdikten sonra, prensin işaretlerini yorumlamalarını istedi.

'Prens ileride ne olacaktı?' O anda, aralarında altı tür tamamlayıcı Veda ilmi öğrenmiş olan ve sihirli sözcükler okuyan sekiz Brahman rahibi vardı; Rama, Dhaca, Lakkhana, Manti, Kondanna, Bhoca, Suyuma, Sudatta.

Bodhisatta'nın özel işaretlerine göre yorum yapan, bu sekiz Brahmandı. Bodhisatta'nın ana karnına düştüğü gün Maya'nın rüyasını yorumlayanlar da  aynı kişilerdi.

Brahmanlardan yedisinin her biri iki parmağını kaldırdı ve  şöyle diyerek iki tahminde bulundu:

'Bu işaretlere sahip birisi, dünyevi bir yaşam sürerse, çark döndüren bir kral olacak, dünyadan el çekerse budha olacak.'

Ondan sonra da çark döndüren bir kralın görkemi ve zenginliği hakkında her şeyi açıkladılar.

Ancak rahiplerin en küçüğü gotta'sı, soyadı Kondanna olan bir Brahman genci, Bodhisatta'nın mükemmel bir şekilde, olağanüstü işaretlerle donanmış olduğunu görünce sadece bir parmağını kaldırıp tek bir yorumda bulundu:

'Bu kişi ev hayatı içinde olmayacak. O, kuşkusuz, yanılgı perdesini kaldıracak bir budha olacaktır.'' dedi.

Zira o, önceki budhalara hizmet etmiş ve yanılgı alemindeki son hayatına ulaşmış ve bilgelikle diğer yedisinden üstün olan biriydi.

ŞUDDHODANA'NIN TEDBİRİ

Şuddhodana, oğlunun bir budha olup, dünyadan el etek çekmesini asla istemiyordu. Bu nedenle büyük bir merakla sordu: ' Oğlum ne görecek de, bu onun dünyadan el çekmesine neden olacak?'

Brahman cevap verdi: 'Dört işaret olacak. İhtiyar bir adam, hasta bir adam, ölmüş bir adam ve dünyadan elini çekmiş birisi' dedi.

Oğlunun güçlü bir kral olmasını isteyen Kral Şuddhodana, emir verdi:

'Bundan sonra böyle adamların oğlumun yanına yaklaşmasına izin vermeyin. Oğlumun budha olmasına gerek yok. Benim görmek istediğim, oğlumun, etrafı ikibin adayla çevrili dört büyük kıtaya hükmetmesi ve otuz altı yocana çapında, çevresi refakatçilerle sarılmış, gökkubbeyi yürüyerek geçmesidir.' dedi.

Ondan sonra kral, bu dört çeşit insandan hiç biri prensin görüş alanına girmesin diye, dört yöne bir gavuta (çeyrek yocana) mesafesinde nöbetçiler yerleştirdi.

Böylece Bodhisatta, korunaklı bir sarayda büyümeye başladı.

DÖRT SIRLI KAPI

Nidanakatha, Gotama'nın küçük yaştan beri derin düşünceye dalmaya eğilimli olduğunu anlatır.

Ekim Festivali'nde şunlar yazılıdır:

'Bodhisatta'nın etrafını sararak oturan bakıcılar 'gidip kralın mutluluğunu görelim' diye düşünerek perdenin arkasından çıktılar. Bir oraya bir buraya bakınıp kimseyi göremeyen Bodhisatta çabucak kalktı, bağdaş kurarak oturdu, nefes alışını ve verişinin düzene sokarak meditasyonun ilk aşamasına (chana) girdi.

Bakıcılar güzel yiyecekler peşine düştüklerinden, dönmekte biraz gecikmişlerdi.

Öteki ağaçların gölgeleri hareket ettiği halde, Bodhisatta'nın altında oturduğu ağacın gölgesi daire şeklinde duruyordu. Küçük üstadlarının tek başına olduğunu anımsayan bakıcılar hızla perdeyi kenara çekip içeri girdiler. Bodhisatta'nın yatakta bağdaş kurarak oturduğunu ve gölgenin mucizesini algıladığını görünce krala gidip haber verdiler.

'Efendimiz, prens böyle oturuyor. Ayrıca öteki ağaçların gölgeleri hareket ettiği halde cambu ağacınınki daire şeklinde duruyor.'

Kral telaşla içeri girdi ve mucizeyi görünce, oğlunun önünde hürmetle eğildi ve şöyle dedi: 'Sevgili oğlum, bu, senin önünde ikinci kez saygıyla eğilişim.'

Bodhisatta'yı yanılgı perdesini aralamaya götüren anlayışı, kendi içinde derinden derine keşfettiğini görmekteyiz.

Onun bu durumu kendi ağzından eklenmiş öğretiler olan Anguttara-Nikaya'da şöyle anlatılır:

'Bolluk içinde olup, fazlasıyla hassas ve ince olduğum halde şöyle düşünürdüm: 'Yaşlılığa yazgılı olan ve yaşlılıktan kaçamayacak olan cahil  sıradan insan, yaşlı ve güçsüz birini gördüğünde, kendisinin de yaşlılığa yazgılı olduğu gerçeğini görmezden gelerek rahatsız olur, kaygı, utanç ve tiksinti duyar.  Ben de yaşlılığa yazgılıyım ve bundan kaçamam, yaşlı ve güçsüz birini görünce de herhalde rahatsız olur, kaygı, utanç ve tiksinti duyarım.' Bu bana doğru görünmedi. Bu düşünceyle, gençliğimin bütün kibri yani gençlerin kendini beğenmişliği bende yok oldu.

Hastalığa yazgılı olan ve hastalıktan kaçamayacak olan, cahil sıradan insan, hasta birisini gördüğünde, kendisinin de hastalığa yazgılı olduğu gerçeğini görmezlikten gelerek rahatsız olur, kaygı utanç ve tiksinti duyar. Ben de hastalığa yazgılıyım ve bundan kaçamam. Hasta birini görünce de herhalde rahatsız olur, kaygı, utanç, ve tiksinti duyarım.' Bu da bana doğru görünmedi.

Ölüme yazgılı olan ve ölümden kaçamayacak olan sıradan cahil insan, ölmüş birini gördüğünde, kendisinin de ölüme yazgılı olduğu gerçeğini görmezden gelerek rahatsız olur, kaygı, utanç ve tiksinti duyar. Ben de ölüme yazgılıyım, ve bundan kaçamam, ölmüş birini görünce de herhalde rahatsız olur, kaygı utanç ve tiksinti duyarım.' Bu da bana doğru görünmedi. Bu düşünceyle hayatımın bütün kibri-hayatın nobranlığı- yok oldu.'

İlk Budistler, Anguttara-Nikaya'da geçen bu kıssayı kibrin üç şekli olarak kabul etmişlerdir. Gençliğin kibri (yobanna mada), sağlığın kibri (arogya-mada), ve hayatın kibri (civita-mada) Gotama, kaynaklarda, henüz delikanlıyken, bu kibir türlerinin insanlara hükmettiğini farkettiğini söyler.

Bodhisatta en sonunda aruzlarının ötesine geçen şeyi buldu:

'Ama arzularda, hoşa giden çok az şey olduğunu, bunların acı kaygı ve felaket getirdiğini, doğru anlam yolu ile tamamen kavradım. Dahası, arzuların dışında yanlış eğilimlerin dışında, keyif ve mutluluk yaşadım, ve daha erdemli şeylere ulaştım. Böylece artık arzuların tuzağına düşmediğimi söyleyebilirim.'

Ve Budha karar verdi: 'Ben kendim, doğuma, yaşlılığa, hastalığa, ölüme acıya ve kirliliğe yazgılıyken, neden doğuma, yaşlılığı, hastalığa, ölüme, acıya ve kirliliğe yazgılı olan şeylerin peşinden gidiyorum. Kendim doğuma yazgılı olduğum halde, doğuma yazgılı olandaki acıyı biliyorum; bu yüzden doğumsuz olanın yüce nirvana huzurunun peşinden gideceğim. Kendim, yaşlılığa, hastalığa, ölüme, acıya, kirliliğe yazgılı olduğum halde, bunlara yazgılı olanların çektiği acıyı biliyorum; bu yüzden yaşlılığa, hastalığa, ölüme, acıya kirliliğe yazgılı olmayan, yüce nirvana huzurunu arayacağım' dedi.

SIRLI KARŞILAŞMALAR

Kral'ın bütün çabalarına rağmen Budha, budha olma yönünde, karşılaşması gereken dört çeşit insanla birgün, tekerlekli arabasıyla saraydan çıkıp keyif bahçesine giderken karşılaşır.

Nidanakatha bu karşılaşmayı şöyle anlatır:

'Bodhisatta bir gün keyif bahçesine girmek istedi. Hizmetli, en değerli arabayı dışarıya çıkarttı. Beyaz nilüfer çiçeği rengindeki dört Sindhava tören atını arabaya bağladı, sonra da Bodhisatta'ya her şeyin hazır olduğunu bildirdi.

Bodhisatta tanrıların sarayına girer gibi bindi ve bahçenin yolunu tuttu.

'Prens Siddhattha'nın yüce aydınlanmaya ulaşma vakti yaklaşıyor' dedi tanrılar. 'Ona bir işaret vereceğiz.' Bir devaputta'yı kır saçlı, dişsiz, kambur iki büklüm, bir bastona yaslanmış, titrek ve çelimsiz bir ihtiyar haline soktular.

Bodhisatta ile sürücü onu gördü. Bodhisatta sürücüye sordu: 'Nasıl bir adam bu? Saçları diğer adamlarınkinden farklı.' Sürücünün yanıtını duyunca şöyle söyledi: 'Doğan herkes yaşlanmak zorunda olduğu için, doğum ne berbat bir şey!'

Zihni allak bullak olarak saraya geri döndü.

'Oğlum neden bu kadar çabuk döndü?' dedi Kral.

Saray mensupları yanıtladı: 'İhtiyar bir adam gördü efendimiz. Bir ihtiyarı gördükten sonra dünyadan el çekebilir.!'

Kral emir verdi: 'Neden canımı sıkıyorsunuz? Derhal oğlumu eğlendirecek oyunlar hazırlayın, kendini oyaladığı sürece dünyadan el çekme isteği uyanmaz içinde.'

Ve ardından kral, etraftaki nöbetçileri arttırdı ve her yöne yarım yocana mesafesine bir adam yerleştirdi.

Yine birgün, Bodhisatta keyif bahçesine giderken, tanrıların şekle soktuğu bir ölü gördü. Önceki gibi sordu, aklı karıştı ve yine saraya döndü. Kral önceden yaptığı gibi soruşturdu ve aynı emirleri verdi, nöbetçileri arttırdı.

Tekrar falanca gün, Bodhisatta yine keyif bahçesine giderken, tanrıların dikkatle ve uygun biçimde giydirip şekle soktuğu, dünyadan elini çekmiş birisi (pabbacita) dikkatini çekti. Sürücüye sordu: 'Nasıl bir adam bu?' Sürücü, dünyada hiç budha olmadığı için, dünyadan elini çekmiş birisi ya da dünyadan elini çekmiş birinin değeri hakkında hiçbir şey bilmemesine rağmen tanrıların gücü aracılığıyla: 'Efendimiz, dünyadan elini çekmiş birisi bu' diye yanıtladı ve dünyadan el çekmenin değerinden bahsetti.

Bodhisatta dünyadan el çekme fikrinden çok etkilendi ve o gün keyif bahçesine varıncaya dek yola devam etti.'

Efsaneye göre, Doğu kapısından çıkarken yaşlı adamı, güney kapısından çıkarken hasta adamı, batı kapısından çıkarken ölüyü ve kuzey kapısından çıkarken dünyadan el çekmiş dilenciyi gördü.

Bu yönler saat yönündeki dönüşler olarak Budist sanatta özellikle heykellerde anlamını devam ettirmektedir.

Budha'nın, aydınlanmaya doğru evrilen süreçlerde, efsanelere konu oluşunu diğer metinlerde farklı vecheleri ile ele almaya devam edeceğiz.

Kappa:Uzun bir zaman dilimi, binlerce milyarlarca yıl.

Yocana: Bir yocana yaklaşık yedi km.

(2013 Ocak, edebistan)