Menu
SİLM/ESENLİK VE BARIŞ YOLLARINDA
Deneme/Eleştiri • SİLM/ESENLİK VE BARIŞ YOLLARINDA

SİLM/ESENLİK VE BARIŞ YOLLARINDA

Somut yön inancın özü değildir. Allah’a, iyi ve güzel değerlere yakın durma, yaklaşma niyetini taşımadır inancın özü…

İçtenliğiyle “orada” olmalı insan! Yaşamına yön veren öz nedeni, iyilik ve güzellik ereğinde…

Böylelikle soyut kıblelerin/yönelişlerin aynılığına saygıyla tek tek kendini ortaya koyabilmeli insan.

İyilik ve güzellik adına o ne yapabiliyor?

Kendisi olarak ve kendisi adına hangi katkıda bulunabiliyor?

Bu zor sorunun yanıtı onun yaşamı olmalı…



Hepimiz evrensel iyiyi ve güzeli istemiyor muyuz?

Gerek yetenek ve arzularımızla doğal olarak ya da salt kazanımlarımızdan yola çıkarak yöneldiğimiz bir amacımız ve o amaç uğrunda tuttuğumuz yollar var. Ne yaparsak yapalım insan olarak amaçlanmaya değer bir üst hedef daha var ki o, diğer bütün yönlerin içine sızarak her yürüyüşe kendi safiyetini katıyor.

O da iyilikte ve güzelliktte daha iyi, daha iyi olmak!

İyilik nedir? Sanırım bunun cevabını hepimize en iyi verecek olan Allah! Bu cevabı iç ve dış doğamıza, merhametli küçük yargıcımız vicdanımıza yerleştirmiş. Yetmedi koca bir Kitab’ın satırlarına da dizmiş…Beyaz bir anlam bu. Çıkarsız. İnsanı kendi sığ telaşesinin, bencilliğinin ve yalnızlığının üstüne çıkaran saf bir haz.

İyiliğin, sadece, -elinden ne gelirse’den başlayan ve gücünün son sınırına kadar yapabileceğin her tür yararlılık- olabileceğini söyleyebiliriz derken, iyiliğe dair, onu ucundan kıyısından anlatmaya çalışan bir takım sözler geliyor akla…

İyilik sakardır. Heyecanlıdır çünkü. Ruh bir an evvel yapmalıyım, derhal, hemen, vazgeçmeden, engel tanımadan der ve acele ettirir. Ten buna yetişemez bazen. Şartlar içten içe hem uygun, hem değildir. İçten gelen tezlik, dışarıdaki kötülüklerin kavgacı yüzüyle ve hayatın bunu olağan karşılayan durağanlığıyla çatışır. Bu çatışma aşkla mukavemeti getirir. Sonra bir de o sakarlıktan alınan yaralar kendi kendine seyredilen madalyonlar gibidir. İç müzemizde tutarız onları. Saymayız. Yenisi eklendikçe seviniriz sadece. Yaşama sevinci içinde amacımızın tadını yudumlarız. Arınmış ve yenilenmiş oluruz çünkü.

Bütün hayat iyiliklerde yarışmak için verilmiş kısıtlı bir süre gibi düşünüldüğünde insanın bunda aceleci davranması çok anlaşılabilir bir şeydir. Yapıp iyilikleri, elimizden ne geliyorsa sonsuza atmalı. Dünya bilmesin ne çıkar. Ahret bilir.

Adalet bilinmeyen kefelerini getirir bir gün ve kucak dolusu koyar ne varsa yaptığımız…

Hala yapmadıklarımız gözümüzün içine bakıyor bütün masumiyetiyle. Sahiplenilmek ve hayata dahil olarak var olmak istiyorlar. Kötülüğün eceli için acele etmek lazım.

İnsan olarak her birimizin (ya da kurumsal veya sivil iyilik ve yardımlaşma birlikteliklerinin) amacı aynıysa: sadece ve sadece iyilik etmekse insanlığa ve melekler gibi evrenin, insanın, yanındakinin, yörendekinin eksiğini gediğini gidermekse, yollara dikilip durmanın, kem bakmanın ve kavganın yeri yok…

Herkes birbirine yol açsa. İşimiz çok…

“Gerçek erdemlilik, yüzünüzü doğuya veya batıya çevirmeniz ile ilgili değildir” (2:177) ve “Doğu da Batı da Allah’ındır” (2:115 ve 142) .

Diğer Yazıları