Menu
RUH VE BEDEN SÜTÜYLE BESLENEN PEYGAMBER
Deneme/İnceleme/Eleştiri • RUH VE BEDEN SÜTÜYLE BESLENEN PEYGAMBER

RUH VE BEDEN SÜTÜYLE BESLENEN PEYGAMBER

Saraylardan geç... Kasırlardan, yüksek, debdebeli binalardan, aristokratlardan, büyük şölenlerden geç... Protokollerden sıyrıl, toplantıları gündeminden kov... Şehrin devasa köşklerinde düzenlenen açık büfe kahvaltıları sil hayatından... Şehrin varoşlarında, unutulmaya yüz tutmuş, kimsenin uğramadığı küçük, sade bir eve misafir ol... Yoksulluğun bereket sağan huzuruna bırak yüreğinin yılgın ürpertilerini... Sade, dokunulmamış, yoksul evin köşelerinde Musa adlı çocuğa rastlamayı umut et. Şehrin kalabalık caddelerinden geçerek sığındığın bu sade ve fakir evde seni bekleyen Musa’nın hayrı kuşanmış çağrısına doğru yola çık...

Yolu saraylara çıkan Musa’nın, yolu Firavun’un himayesine çıkan bu kenar mahalle çocuğunun direniş yüklü öyküsü, Büyük Üstad’ın deyimiyle; adeta “bir kader ironisidir”.

Kurak kavruk çöllere, susuzluktan çatlamış toprak yollara dökülen sabah çisesi, ince bir yağmur dokunuşu gibi...

Musa’nın diyetini ödeyen onca, ezilmiş, haksızlığa uğramış, zorba yönetimin kurbanı olmuş minik erkek bedenlerini düşün. Düşün ve aklet... Bir Musa için binlerce verilen kurban... Bir Musa doğacaktı zorbalığa, atalete, aristokrasiye, tanrıtanımazlığa, şirke karşı. Oysa kurbanlar körpe ve günahsız bedenleriyle mızrakların uçlarına takılıp, Mısır’ın şirk kokan sokaklarında, Firavun’un korkulu kâbuslarını süsleyecekti...

Tanrıtanımaz Firavun’un, merhamet yüklü yüreğiyle, Musa’ya hami olan hanımı... Zulmün gölgesinde büyüyen, barınan nadide bir çiçek gibi, saran kuşatan şefkati, merhameti...

Fakir sofrasında, dualarına umudu kararak, helalinden emzirdiği yavrusunu, ruhundan ve bedeninden akıttığı süt ırmaklarıyla beslediği yavrusunu nehirlere bırakan bir anne... Nehirlerin kara derin sularına bir sandığa saklı yavrusunu beleyen bu acılı annenin yükü, dokunulmamış teslimiyeti sonra...

Sandığa bırakmak yavruyu; güvenli bir kozaya, aynı zamanda helalinden akıttığı ruh sütüyle beslediği aşkın değerlerle, büyük günahlara korunak, büyük hatalara sığınaktır. Sandık bu garip, kimsesiz çocuğun, kara derin sularda sığındığı tahta parçalarından ziyade, onu kurtuluşa, dirilişe, özgürlüğe taşıyacak olan, erdemler topluluğu, koruyucu tüm değerlerin toplamıdır aslında... Yüreği yaralı anne, Rabbine sığınarak, tertemiz bir halde maddi ve manevi değerlerle beslediği yavrusunu nehrin coşkun akan sularına bıraktığında, biliyordu asıl teslimiyet Rabbinedir...

“ Ve bunun içindir ki, (Musa doğduğu zaman) annesine: “Onu (bir süre emzir) diye ilham ettik, “ama o’nun başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman o’nu nehrin sularına bırak; ve (o’nun için) korkma, üzülme; çünkü Biz o’nu sana geri getireceğiz ve kendisini elçilerimizden bir elçi yapacağız!” (Kasas-7)

Müjdeler yüklü, muştular yüklü haber sonunda, bilir ki anne; nehre bırakılan Musa’nın dönüşü vardır. Peygamberlik misyonunu yüklenmesi, hakkı ve hakikati nice çileli, ihanetlerle dolu yaşantıdan sonra gür bir nida ile Firavun’a haykırması vardır.... Yüreği yaralı anne biliyor, nehre bıraktığı yavrusunu asıl sahibine, asıl hamisi olan Rabbine teslim ediyor... Biliyor emanet geri gelecek... Helalinden, ruhundan ve bedeninden beslediği yavrusunun geri dönüşü olacak... Onca imtihanlardan, hatalardan, cinayetlerden sonra muhakkak Hakk’a yürüyüş gerçekleşecektir. “Ey Rabbim! Ben kendime yazık ettim beni bağışla.” diye hatalar sonucu yöneldiği Rabbine yine çaresiz kaldığı, tükendiği bir anda: “Ey Rabbim, bana bahşedeceğin her hayra öylesine muhtacım ki!” diye niyazda bulunacaktır kutlu Nebi... Nehrlere bıraktığı yavrusunun arkasından “yüreği acıyla dolup taşan anne”, emeğiyle, katıksız, haramsız büyütüp beslediği yavrusunun döneceğini bilerek bırakacak serin sulara... Rahmana adanmışlığın zirvelerinde, Mabuduna yönelmenin bilincinde alacaktır tüm kararlarını.

Geçit vermeyen yollar açılacak, nehirlerin yolu okyanuslara doğru uzanacak... Sonrasında hakikat yolunda yürüyen Nebi’ye yol olacak denizler. Hızır’la bilgelik yolundaki yolculuklarının sonunda, Şuayb Peygamber’in rehber ve önderliğinde, Rabbinin katından sahifeler verilecek… Kutlu, par par yanan eli, dayandığı asası, yardımına koşan Harun’u ve onu hiç terk etmeyen Rabbi olacak... Onu terk edip Tih çölünde başı boş dolaşan, İsrailoğulları’na inat, onu terk etmeyen mutlak hakikat yolcuğunun kutlu neferleriyle yoluna devam edecek... Firavun’un ruhsuz, ezen yasalarına inat Rabbi ona “on buyruk” levhasını verecek. Hakikat ve doğruluk yolunda, hatalar yapan, sonra o hataların farkına varıp dönüşler yaşayan bir kul olarak çıkar karşımıza Musa Peygamber... Işığa doğru yola çıktığında, şaşkındır, korku dolu yüreğine yine Rabbinden muştu ırmakları dökülür...

Sina Dağı’ndaki ateşe yürüyen Musa Peygamber, dirilişe, Firavun’a başkaldırmaya yürür. Ezilen halkların özgürlük sancılarına, kutlu seferleri kuşanıp zulme uğrayan mazlum halkların özgürlüğüne yürür... Damağında hâlâ annesinin helal sütünün tadı, yüreğinde annesinden yüreğine dökülen dualı seslenişleriyle öylece yürür... Rahman’ın yasalarını kuşanıp, ekmeğini yemiş, ocağında büyümüş de olsa hak ve hakikat yolunda, minnetsiz bir şekilde Firavun’un tüm zorbalıklarının ve haksızlıklarının üzerine yürür... Asası, yanan eli, emir sonunda çıkarttığı çıplak ayakları, korkuları, ümitleri, yardım istekleri ve en çok da anasının duaları ve helal sütü vardır yoldaş eylediği...

Modern nehirler öylece akarlar... Nehirler kara, derin, zehirli okyanuslara durmadan akarlar... Nehirler ne çoktur oysa... Şehrin neon lambalarının aydınlattığı kalabalık caddelerdir, kuşatılmış okullardır, haram saatlerin konakladığı bilgisayar ve televizyon ekranlarıdır... Kahvehaneler, sevgisiz evler, sigara dumanıyla havasız ve ruhsuz kalmış kafelerdir... Sonra bu nehirlere bıraktığımız çocuklarımız vardır... Her birinin Musa Peygamber duyarlılığıyla, sorumluluklarını yüklenmesini beklediğimiz körpe kızlarımız, civan delikanlılarımız vardır... Bir tarafta, sandığın içinde annesinin kutlu ve emin dualarına sarmalanmış Musa Peygamber, bir tarafta, şehrin nehirlerine doğru akan evlatlar... Helalinden emzirdikse ne gam... Dönecektir evlatlar bir gün hakikat yoluna, tıpkı Musa Peygamber gibi... Onların dönüp dönmeyeceği bizim helal süt ırmaklarını, helal dua ve maneviyat ırmaklarını onların bedenlerine ve ruhlarına ne derece akıttığımıza bağlıdır... Şimdi bu ırmaklara dönüp bakma zamanıdır...

(21 Şubat 2012)

SELVİGÜL

1971 Reşadiye Tokat doğumlu yazar Lise ve Üniversiteyi İstanbul’da bitirdi . Kısa süre muhabirlik ve öğretmenlik yaptı. Bağcılar ve Bahçelievler Kültür Mdlüklerinde görev aldı . Pamuk Şekeri Çocuk Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Edebistan Sitesi’nin söyleşi editörlüğünü bir süre sürdüren yazar İstanbul Yazarlar Birliği Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu.

Daha fazla görüntüle
Diğer Yazıları