Menu
POSTMODERN ÇAĞDA WIKILEAKS'İN AZİZLİĞİ
Deneme/Eleştiri • POSTMODERN ÇAĞDA WIKILEAKS'İN AZİZLİĞİ

POSTMODERN ÇAĞDA WIKILEAKS'İN AZİZLİĞİ

Jean-François Lyotard, postmodernizmin ünlü düşünür ve kuramcısı. “Bilgi Üzerine Rapor” altbaşlığıyla 1979’da yayınlanan Postmodern Durum (la Condition Postmoderne, les Editions de Minuit, 1994) adlı kitabı bu alandaki tartışmalarda hala vazgeçilmez bir referans.

Pax americana dönemini idrak eden savaş-sonrası batı toplumlarını çeşitli nitelemelerle adlandırmak mümkün: sanayi-sonrası toplumu, tüketim toplumu, enformasyon toplumu, gösteri toplumu, ileri teknoloji toplumu, bilgisayar toplumu… bunlara vakit geçirmeden internet toplumu ifadesini de eklemeliyiz. Postmodern tabiri bu nitelemelerin hepsini kuşatan genel bir ifade bir bakıma. Nasıl karakterize edilirse edilsin –Çinlilerin diyeceği gibi– “ilginç bir çağ”da yaşıyoruz bugün, postmodern bir çağda: işin diğer veçheleri bir yana, “büyük anlatı”ların çözüldüğü, bilgiyle ilişkide “hakikat”in değil de “performans”ın öne çıktığı, bilginin değerini içsel doğruluğundan değil de doğrudan doğruya etkisinden ve etkililiğinden aldığı, Bilgi’nin Güç’le özdeşleştiği bir çağda… Bilginin güç için (Güç için) derlendiği, yığıldığı, işlendiği, kullandığı ve tedavüle sokulduğu bir çağda.

Aramızdan bazıları ya da pek çoğumuz Güç’le mücadelenin ve ona muhalefetin en esaslı yolunu yine (bir tür) bilgi’len(dir)mede arayıp bulacak ve bu çerçevede Wikileaks’e protest, romanesk, giderek azizane bir anlam yüklemek isteyecek. Pek muhtemel bu, gayet normal, pek tabii, hatta hiç şüphesiz. Peki ama sanal ortamın azizlerinin, Güç’ün diplomatlarınca (“takım elbise giymiş polisler” diyordu Napoleon Bonaparte onlara) titizlikle derlenen, kıskançlıkla saklanan bir kısım ‘gizli-kapaklı’ bilgileri her nasılsa ‘ele geçirmesi’ ve bunları internet ahalisinin meraklı nazarları altında sayfa be sayfa tefrika etmesi, ortaya dökmesi, faş etmesi, açıp-saçması olayını acaba Jean-François Lyotard nasıl yorumlardı? Wikileaks’in “performans”ına, bu postmodern azizliğe ne derdi? Gizli-kapaklılıktan açık-saçıklığa diplomatik anlatının bu pornografik dönüşümünü nasıl ele alırdı? Diplomatik “dil oyunu”nda kuralların bu ‘beklenmedik’ ihlalini, bu ‘öngörülmemiş’ yol kazasını nasıl değerlendirirdi?

Lyotard’ın ne diyeceği bir yana, doğrusu biz bu diplomatik açık-saçıklığı, bu skandalı belli etkiler yaratmak üzere bile isteye verilmiş bir frikik olarak değerlendirmekten mümkünü yok alamıyoruz kendimizi. Bir nebze paranoyanın kime ne zararı olabilir? Paranoyayı, bir de, kartezyen kuşku yönteminin ileri, gelişmiş, radikal bir biçimi olarak anlamaya var mısınız? Her ne hal ise, kuşkumuzu radikalleştirerek onu höristik amaçlarla işletiyor ve bu argo tabiri mezkur olay için kullanmada beis görmüyoruz. Sözlük “eteğin hafifçe açılmasıyla bacakların görünmesi” olarak açıklıyor bu durumu. Wikileaks olayı vesilesiyle Güç bazılarının sandığı gibi ‘eteğindeki taşları’ gayri iradi dökmüş olmadı buna göre, ama azizlik eseri eteğin aralığından görülen tam da gösterilmek istenendi. İmdi, bu bakışa sunma ve akabinde uyardığı şehvet dalgası zaten hesaplanan ve istenen bir şey olmalı haddizatında: Güç bir prova yapmış ve oturuşunu hafifçe değiştirmiş, yaratmak istediği etkiye göre göstermek istediğini, göstermek istediği kadar ve göstermek istediği biçimde göstermiştir, hepsi bu. Biçimsel erotizmi ve bunun internet ahalisinin libidinal duygu-durumlarında yarattığı dalgalanmaların çapı ve şiddeti ne olursa olsun, etkileri ve sonuçları itibariyle düşüne taşına tasarlanmış, enine boyuna öngörülmüş politik bir jest olmalı bu esasen, yoksa ‘rüzgarın bir azizliği’, bir boş bulunma, bir ‘istemeden oldu’ değil hiçbir biçimde. Dubito ergo sum!

Lyotard, Lazarsfeld’ten hareketle bilginin aktarım sürecini birbirine eklemlenmiş bir dizi soruyla ifade eder: Kim aktarır? Neyi? Kime? Hangi kanalla? Hangi biçim altında? Hangi etkiyi yaratmak üzere? Wikileaks belgelerini aslında kimin aktardığı sorusu, mizansenin hangi etkiyi yaratmak üzere ayarlandığı sorusuyla, dolayısıyla da yaratılan etkinin esasen kimin, kimlerin işine yaradığı sorusuyla sıkı sıkıya irtibatlı. Bir diğer nokta ise belgelerin içsel doğruluk ya da yanlışlıkları bir yana yarattıkları etkilerle öne çıkması ya da onların tam da belli etkiler yaratmak üzere öne çıkarılması. Postmodern Durum’da Lyotard sanayi-sonrası toplumlarda (gösteri/tüketim/enformasyon/bilgisayar/internet… toplumları) bilginin özsel değerini hiçbir biçimde hakikatle ve/veya gerçeklikle bağından değil, ama sonuç-almaya-dönük-edimselliği’nden (performativité), dolayısıyla da işlerliğinden (operativité) ve etkililiğinden (efficacité) aldığını vurgulamıştır ısrarlı bir biçimde.

Wikileaks vesilesiyle postmodernliğimizi bir kez daha idrak ettik. Yalnızca Lyotard’ın değil, Foucault’nun da diyeceği gibi Bilgi-İktidar bakışımızı bir güzel sevk ve idare etti; bizi evire çevire (in)forme etti: bilişsel-şehevi bir hazla gözümüz ekranlara yapışırken ağzımız da kulaklarımıza vardı. Gücün oturuşunu niye ve ne için değiştirdiği dikkatimizden kaçsa da, o esnada gözümüze takılanlar bize ziyade haz verdi. Siyasetbilimciler, sosyologlar, medyacılar, siyaset erbabı, sıradan vatandaşlar patlayan skandalın ekranlara, ekranlardan ruhlarımıza saçtığı sızma-sızdırma malumata dayalı atık verileri, verili atıkları boyuna, enine boyuna değerlendirdiler, hala da değerlendiriyorlar. Wikileaks’in azizliğiyle epeyce ilgilendik, ilgilendikçe de bilgilendik. Performans harikaydı, tatmin bulmuş Mağribi gibiyiz. Alâ. Postmodern durum dedikleri tam da bu olmalı...

(YENİ ŞAFAK KİTAP EKİ, 05 OCAK 2011)