Menu
Melez Zamanlar’ın İronik Şairi Ferruh Tunç
Deneme/Eleştiri • Melez Zamanlar’ın İronik Şairi Ferruh Tunç

Melez Zamanlar’ın İronik Şairi Ferruh Tunç

Ferruh Tunç 1958 doğumlu. Akranı şairler, 1980 Kuşağı içerisinde ele alınıyor yahut “ara kuşak” diye nitelendiriliyor. Ancak Ferruh Tunç’u, 80 Kuşağı hakkında yazılmış hemen hemen hiçbir kitap ya da antolojide göremeyiz. Mesela bu kuşakla ilgili en kapsamlı eser Bâki Asiltürk’ün, Türk Şiirinde 1980 Kuşağı’dır. Bu kitapta -hatırladığım kadarıyla- tek kelimeyle dahi adı geçmez Tunç’un. Neden acaba? İlk ürünlerini 1990’lı yıllarda verdiği için mi? Yoksa bu durum, Ahmet Telli’nin ifadesiyle, tarih bilinci ve eleştirel tutumuyla sürekli “ters yönde” ilerleyen, dolayısıyla “kanonsuz” bir şair olmasından mı kaynaklanıyor? Büyük ihtimal bu yüzden. Çünkü Tunç daha en başından, birçok yaşıtının aksine imgeci değil, anlatımcı bir şiirden yana oldu ve şiirini her zaman popüler ve harcıâlem eğilimlerin dışında tuttu. Birkaç eleştirmen veya denemecinin yazdıkları dışında, siyasi şiirin konu edildiği hiçbir metinde Tunç’un adı yine geçmez! Hâlbuki yayımlandığı günden beri sık sık elime aldığım Melez Zamanlar[1] son dönemde yazılmış en başarılı siyasi şiirlerden oluşuyor. Siyasi şiir derken 1970’lerin solcuları ya da günümüzün muhafazakârlarının yazdığı gibi popülist bir şiirden bahsetmiyorum elbette. Zaten Ferruh Tunç’un kanonsuz olması da büyük ölçüde buradan geliyor.

Açıkçası Melez Zamanlar, siyasi şiirin nasıl yazılabileceğine dair, benim gibi genç şairlere ders diye okutulacak bir kitap! Soyut imgeler yerine somut imgeleri, slogan yerine çağrışımları ve basit kelime oyunları yerine, daha ziyade, sol siyasal geleneğin alt metni oluşturduğu telmih sanatını yeğliyor Ferruh Tunç. Yani doğru yerlere veriyor sırtını. Sol’a içeriden, yerinde ve ironi ile iç içe eleştiriler… Fakat asla “komik” değil. Bu özelliğiyle Eloğlu, Birsel ve hatta Can Yücel’den ayrılıyor ve böylelikle kişiliğini bulabiliyor. Örneğin aşağıdaki şiirde ironi, çok güçlü bir “alay” içeriyor örneğin. Alay ve kurbanı gülünç duruma düşürme, ironistlerin sıkça başvurdukları bir yöntem. Bu sayede şair, artık toplumda oturmuş, donmuş vaziyetteki kimi “gerçeklerin” altını oyuyor. Che Guevera da tekörnek olmuş ve hatta tabulaşmış o gerçeklerden biridir.

“(Biri şöyle mi diyor, yoksa bana mı öyle geliyor /‘Ooooof çok bi Che Guevera olmuş bu şiir!’)”

Sadece Che Guevera değil; şair, şu dizelerde kapitalist dünyaya ayak uyduran, onunla birlikte değişen, dönüşen grupları da ironik bir dille eleştiriyor ve adeta “küçük düşürüyor”: “Neden köktenci-liberal oldu büsbütün eski devrimciler?/Ve ötekiler, nasıl da dünya için ahretten vazgeçiverdiler?” Şair için –yani buradaki konumu itibariyle ironist için- bu dizelerdeki kişiler birer kurbandır. Cort Egan’ın demesiyle, kurban olduklarını bile bilmezler fakat. Bu kurbanlar, kendilerini, yine kendi kelime ve eylemleriyle ele verirler. İster eski devrimcilerden olsunlar ister Molla… Onlara göre bu tekörnek modern dünyada yaptıkları her şey “normaldir.” Yani, eski devrimciliğinden elinde yalnız Che Guevera kalan köktenci-liberal için ortada herhangi bir çelişki yoktur.

 

Ferruh Tunç, örnek verdiğim bu son dizelerdeki gibi sürekli sorular sorar Melez Zamanlar’da. Tunç’un bu tutumunun, Sokrates İronisi’ne kadar gittiğini düşünüyorum ben. Bilindiği gibi Sokrates İronisi’nde en önemli işlev bilgeliğe ve sorulara aittir. Nasıl ki Sokrates’in varoluşunun esası ironiye dayanıyorsa[2] Melez Zamanlar da varoluşunu ironiye borçlu. Sokrates İronisi’nin temeli, en genel haliyle, “bilmezden gelme” ile açıklanır. Katıldığı tartışmalarda hiçbir şey bilmediğini ileri sürerek söze başlayan Sokrates’in bu taktiği, bilginin, gerçeğin ortaya çıkarılmasına, doğurtulmasına hizmet eder.[3] Ferruh Tunç’un, eski devrimciler ve ahretten vazgeçenlere sorduğu soruları da böyle okuyabiliriz. Şairin burada sorduğu “yalandan” ve cevabını bildiği sorular, ironinin temelini oluşturuyor. Bilmezden gelen Tunç, özellikle takındığı nahif tavır ile bir gerçeği, gerçeğin çelişkili dünyasını ortaya çıkarıyor. Tabii bu nahif tavrın asıl amacı; söz konusu grupları hor görmek, gülünçleştirmek ve küçük duruma düşürerek artık yaşadığımız çağda herkesin, her cenahın normal olarak gördüğü gerçekleri(=değerleri) ifşa edip -Osman Konuk’un demesiyle- asıl gerçeği görünür kılmanın bir yolunu aramaktır. Tunç’un, Melez Zamanlar’da, aradığı bu yolu bulduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. “Ülke nedir, diye sorarım sonra… /İnsan… Toprak… Kültür?” veya “O öldü…/Ya ötekiler?” gibi sorular da bu minvalde değerlendirilebilir. Kierkegaard’ın Sokrates için dediklerini, Melez Zamanlar şairi için de kullanabiliriz diye düşünüyorum: Ferruh Tunç sorduğu sorularla, “tözcü bilincin bakir orman­larındaki ağaçları zayıflatmış ve her şey hazır olduğunda bu oluşumları birden yok etmiş, akıl gözüyle daha önce hiç görmediği bir manzaranın tadını çıkarmıştır.”[4]

*

Melez Zamanlar şairine göre modern dünya çepeçevre sarmıştır dört bir yanımızı. Günlük muhabbetlerimizden tutun da cebimizdeki kredi kartlarına kadar… Bu “modern dünyanın” modern insanı, malını kıyamet gününden bile korumak ister. Modern insanın bu isteğine karşılıksa hiç şüphesiz kapitalizmden gelecektir. Yalnız kapitalistlerin kârlı olduğu bir tür kısır döngü diyebiliriz buna. Öyle ki, mutluluklarımız bile kâr-zarar denklemine göre düzenlenir bu markalar dünyasında. Yahut aşklarımız veya sevişmelerimiz… Günümüzde birçok şair bu tür çıkarımlarda bulunuyor metinlerinde. Peki, Tunç’un bunca neon tabelalardan, epostalardan, kredi kartlarından bahsetmesine rağmen diğer şairlerden ayrılarak daha başarılı olmasının sebebi nedir? Sanıyorum ki ironik söylemin sağlam bir muhalif duruş ile sahiciliğe ve doğallığa dayanmasıdır. Ergin Günçe’nin de bugünkü saygınlığının nedeni, her şeyden önce, işte bu sahici ironidir. Tunç, sahici bir şiirin ve ironinin peşinden gittiği için, modern hayata dair eleştirileri de yüzeysellikten kurtuluyor:

“Kullanışlı bir şey artık aşk/Ev kurmaya ya da/Yolculuklara yarıyor”, “Çünkü aşk, kullan at//Aşk artık eski moda!” gibi anti-entelektüel dizeler, hazırlop klişe kullanımların ötesinde, eleştiri ironisine dair yetkin örneklerdir. Günümüz tüketim insanının aşka dair vahim durumunu, ironinin bir biçimi olan hyperbole (abartma)[5] ile ortaya çıkarır şair. Buradaki eleştirinin, retoriğe; ironinin de komediye dönüşmemesi asıl önemli nokta. Çünkü hem retorik hem de komedi şiirinin gücünü epeyce azaltan unsurlardır. Günümüz şairleri ise bu hataya sıkça düşüyorlar maalesef. Şairin, modern dünyaya dair getirdiği eleştirileri, bir tür “savunma aracı” olarak da düşünebiliriz. Tıpkı Hayriye Ünal’ın, Metin Eloğlu şiirinden bahsederken, ironinin bir sığınak olduğunu söylemesi gibi.

*

Kanımca Ferruh Tunç’un Şehrin Eski Yolcusu’ndan, Bir Cümle Olmaya Geldim’e kadarki neredeyse tüm başarısının altında, ayağını, “tarih”ten bir an olsun kaldırmaması yatıyor. Tunç, siyasi-ironik bir şiir yazıyor. Bilindiği üzere siyasi şiiri önceleyen şairler 1960’lı yıllara gelinceye kadar, planlı-programlı bir şekilde ironiyi önemsemediler. 60’lara gelince, özellikle İsmet Özel ve Ergin Günçe ile ironi, İkinci Yeni’den de aldığı güçle siyasi şiirin belli bir irtifa kazanmasını sağladı. Bu irtifa her türlü vaaz ve reklam dilini aşıyordu. Ferruh Tunç şiirinde ise İslam öncesi Türk tarihi, Osmanlı ve nihayet Cumhuriyet tarihindeki kimi olaylar, özellikle Tunç Ayna’nın[6] ikinci bölümünü oluşturan “Türkân”da sıkça çıkıyorlar karşımıza. Şairin tarihe yaslanması köklü ve sağlam bir şiirin oluşmasını sağlıyor. Tunç, şiire ve Türk kültürüne dair yaptığı konuşmalarda ise kimileri gibi lafı evirip çevirmez. “Anadoluluyuz” yahut “Türkiyeliyiz” gibi uydurukça kelimeleri kullanmaz. Osman Çutsay ile www.insanbu.com’da yapılan söyleşide Türklük ile ilgili şunları söyler:

“Türklük, uygarın barbarına, mazlumun zalimine, azınlığın hâkimine, tembelin mazeretine indirgenemeyecek kadar değerli bir şey. Bugünlerde, bilinçli ya da bilinçsiz, Türk’ün bu türden bir üstüne yürüyüş var… Türk olmak, kendini yeni ve daha güzel bir dünyaya dair, erdemli bütün halklarla birlikte sorumlu hissetmektir. Muhtaç olduğumuz kudret, yeni, güzel ve üst düzeyde bir kültürel kavrayıştır.”

*

Ferruh Tunç ilk kitabından itibaren somut, muhalif ve ironik bir şiir yazdı. “Newyork Magazin”den “Etnografya” şiirine kadar gelen bir süreç bu. Yirmi beş yılda yayımladığı dört şiir kitabıyla, bile isteye popülariteden kaçan bir şair olduğunu anlıyoruz. Çünkü somut, muhalif, ironik ve düzyazıdan çokça yararlanan bir şiir, popüler şiir okuyucusu veya edebiyat ortamının çok da “tuttuğu” bir şey değil. Tunç şiirinin takipçileri, daha ziyade belli bir gelişim düzeyine varmış “akıllı okuyucular”dır. Poetik bir tutum bu: Şemsiyenin dışında olmak, kendi şiirini yazmak… Hatta bugün gündemde olan tüm kuramsal meselelerin ötesinde bir şiir bu. Sanıyorum Fazıl Hüsnü’nün şiiri gibi Tunç'un şiiri de. Hiçbir akımla "doğrudan" bir akrabalığı yok. Bu yüzden “kendi” şiiri. Cemal Süreya, “Kızılırmak Kıyıları”nın salt Fazıl Hüsnü’ye ait olmasından dolayı bir güzellik kazandığını söyler. Aynı şeyi Ferruh Tunç “Mevsim İndirimi” şiiri için de düşünebiliriz. 

*

Güncel siyaset ve toplumsal kutuplaşmalar bazı şairleri ister istemez ironik bir şiire yönlendiriyor. Yirmili yaşlarında baskıcı, tekörnek ve karmakarışık bir ortamda şiir yazmaya başlayan Ferruh Tunç da onlardan. Biraz önce, hiçbir şairle doğrudan akrabalığı yok demiştim. Ama akranı Osman Konuk’la yakın temasta olduğu söylenebilir Tunç’un. Bu iki isim, 1980’li yılların ağdalı, yapıntı ve popüler-imgeci eğilimlerine hiçbir zaman rağbet etmemişlerdir çünkü. Bu nedenle onları, kuyumcu şairlerin karşısına, kazıcı şairler olarak koyabiliriz. Evet, kazıcı… Şairaneliğe hiç kaçmadan, tam ortasında olabilmek şiirin!


[1] Tunç, Ferruh, Melez Zamanlar, Sözcükler Yay., İstanbul, 2010

[2] Tunç, Gökhan, Kavramlar ve Kuramlarla Modern Türk Şiiri İncelemeleri, Hece Yay., Ankara, 2018

[3] Başar, Safiye, (Ekim-2018),“Çağdaş Sanatlarsa Eleştirel Bir Dil Olarak İroni ve Seramik Sanatındaki Yansımaları”, Ankara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi 41, s. 155

[4] Ünal, Hayriye, (Kasım-Aralık 2015), “İroni”, Türk Dili 767-768, s. 175

[5] O’Connor, William Van, (Ocak 2009),”İroni”, çev. Yurdanur Salman, Deniz Hakyemez, Kitap-lık 123, s. 59

[6] Tunç, Ferruh, Tunç Ayna, Sözcükler Yay., İstanbul, 2012

ERAY
ERAY SARIÇAM ERAY SARIÇAM

Şair ve Yazar

Eray Sarıçam. 1993 Gebze doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Gebze’de, üniversite öğrenimini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde, yüksek lisansını aynı üniversitenin Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalında tamamladı. Şiir ve yazıları Hece, İtibar, Muhit, Şiir Versus, Fayrap, Aşkar, Kaygusuz, Mahalle Mektebi, Söğüt, BirNokta, Karabatak, Yumuşak G, Kuruluş, Merkezkaç ve Koza Düşünce dergileri ile KitapKriter ve Eleştiri Haber sitelerinde yayımlandı. Kanon 2010’un ilk iki sayısının yönetiminde bulundu. Şu sıralar, Budak dergisinin editörlüğünü yürütüyor.    Yayımlanmış eserleri  Şiir: Yüzüm Şimdi Cumhuriyet (Ebabil Yayınları, 2017), Ömrüm Yettiğince Savaş (Ebabil Yayınları, 2019) 
Araştırma: Şiirin Soğuk Demircisi Arif Damar (Ebabil Yayınları, 2019) 

Daha fazla görüntüle
Diğer Yazıları