Menu
İFRİT MARA VE BUDHA
Deneme/Eleştiri • İFRİT MARA VE BUDHA

İFRİT MARA VE BUDHA

'...on erdemi kendi zırhım yapacağım. On erdemin kılıcıyla vurup bu orduyu yeneceğim.'

Hem erken hem de geç dönem Budist kaynaklarında ifrit Mara ile Budha'nın mücadeleleri, iyi-kötü arasındaki nefis savaşını yansıtırken, son dönem kaynakları, mitolojik derinliği artırarak, iyi-kötü savaşını bir yeryüzü kahramanı yaratmaya neden olacak kadar efsanevi unsurlarla süslemişlerdir.

Nidanakatha Budha'nın ifrit Mara ile ilişkisini şöyle anlatır:

'Gotama, aydınlanmaya ulaşınca onu ifritler yalnız bırakmadı. O vakit, Devaputta Mara, 'Prens Siddhattha benim ülkeden geçmek istiyor. Geçmesine izin vermeyeceğim.' diyerek Mara'nın ordusuna gitti, meseleyi duyurdu, Mara sesi denilen sesi çıkarttı ve Mara'nın ordusuna öncülük etti.  Mara ordusu, Mara'nın önünde on iki yocana yayıldı, sağa ve sola oniki yocana arkadaki cakkavala'nın da sonuna kadar gidiyordu ve yüksekliği dokuz yocana idi. Ordu bağırıdığında, yer yarılıyormuş gibi çıkan ses, bin yocana uzaktan duyulurdu. Daha sonra Mara, yüz elli yocana boyundaki fil Girimekhala'ya bindi ve çeşitli silahlar tutan binlerce kola benzedi.

Mara'nın topluluğunda iki kişi bile aynı silahı taşımazdı. Farklı renklerden ve farklı yüzlerden insanlar Yüce Varlık'a saldırmaya geldiler.

Şimdi, onbin cakkavala'nın tanrıları Yüce Varlık'tan övgüyle söz ediyorlardı. Tanrılar kralı Sakka, Vicayuttara kabuğunu üflüyordu. Deniz kabuğunun yüz yirmi hatta uzunluğunda olduğun ve  bir kez havayla dolup üflendiğinde dört ay ses verdiği söylenir. Naga kralı Mahakala Bodhisatta'ya yüz övgü daha düzüyor, Mahabrahma da havaya beyaz bir örtü tutarak duruyordu.

Mara'nın ordusu ağır ağır aydınlanma tahtına doğru yaklaşıyor, onlarla karşılaşan herkes onun toprağında duramadan kaçıyordu. Naga kralı Kala toprağa daldı ve beş yüz yocana uzunluğundaki Naga sarayı Mancerika'ya gelerek iki eliyle yüzünü kapattı ve uzandı. Sakka, Vicayuttara kabuğunu sırtına koyup dünyanın kenarında durdu. Mahabrahma beyaz örtüyü cakkavala'nın kenarına yerleştirdi ve Brahma dünyasına gitti. Tek bir tanrı bile onun toprağında duramıyordu. Yüce Kişi tek başına oturuyordu.

Daha sonra Mara yandaşlarına şöyle dedi: 'Hepinizin içinde Şuddhodana'nın oğlu Siddhartta'ya eşit kimse yok. Onunla önden savaşamayız, bu nedenle arkadan saldıracağız.'

Yüce Kişi üç tarafına da bakındı ve bütün tanrıların kaçmış olduğun gördü. Ardından Mara'nın ordusunun kuzeyden hücuma geçtiğini fark etti. Dediki: 'Ne çok varlık bir tek bana karşı büyük güç ve çaba harcıyor. Burada hiç anne ve baba yok, kardeş ya da başka bir akraba yok. Buna rağmen şu on erdem benim refakatçilerim gibi uzun süredir geliştiler. Bu yüzden on erdemi kendi zırhım yapacağım. On erdemin kılıcıyla vurup bu orduyu yeneceğim.'

Böylece oturdu ve on erdem üzerine derin düşünceye daldı.

Bunun üzerine Devaputta Mara, 'Bununla Siddhartta'yı def ederim.' diye düşünerek bir kasırga çıkarttı. Birden bire doğudan ve diğer yönlerden rüzgarlar çıktı. Bu rüzgarlar yarım yocana ve ya iki-üç yocana yüksekliğindeki dağların zirvelerini yıkabilirdi, ormanın çalılarıyla ağaçlarını kökünden sökebilir, her taraftaki köyleri ve kentleri yıkabilirdi. Ancak Yüce Kişi öyle dirayetliydiki, Bodhisatta'ya ulaştığında rüzgarların kuvveti kesildi, elbisesinin ucunu bile kımıldatamadı.

Ondan sonra Mara 'Onu suyla boğup öldüreceğim' diye aklından geçirerek büyük bir yağmur yağdırdı. Yükseldikçe yükselen yüzlerce ve binlerce heybetli kara bulutun arasından yağmur boşandı. Yağmurun gücü yerin yarılmasına yol açtı ve ormandaki ağaçların tepelerine kadar çıkan büyük bir sel baskını oldu.

Nasıl olduysa, Yüce Varlık'ın elbisesini bir çiğ tanesi kadar bile ıslantmak mümkün olamıyordu.

Daha sonra Mara, ortalığı bir taş yağmuruna tuttu, yanan ve dumanı tüten büyük dağ tepeleri düştü gökten.  Ama Bodhisatta'ya ulaştıklarında kutsal çiçek demetlerine dönüştüler.

Ondan sonra bir kılıç yağmuru başlattı. Yanan ve dumanı tüten tek uçlu kılıçlar, çift uçlu kılıçlar, hançerler ve usturalar düştü gökten. Ama Bodhisatta'ya ulaştıklarında onlar da kutsal çiçeklere dönüştüler.

Ardından bir yanan kömür yağmuruna yol açtı ve kırmızımsı kimsuka çiçeği benzeri yanan kömürler düştü gökten. Onlar da kutsal çiçeklere dönüşüp Bodhisatta'nın ayaklarının dibine saçıldılar.

Mara sonra, sıcak kül yağmuruna tuttu havayı, parlak ateş renginde küller döküldü gökten. Ama bunlar da sandal ağacı tozuna dönüşüp ayaklarının dibine indiler.

Çamur yağmuru ise Bodhisatta'nın ayaklarına merhem olarak indi.

Mara 'Bununla Bodhisatta'yı korkutup uzaklaştırırım.' diyerek karanlık yarattı. Dört hali barındıran büyük bir karanlık çöktü. Ama karanlık Bodhisatta'ya ulaştığında, güneş ışığıyla yok olmuş gibi kayboldu.

Böylece; yağmur, rüzgar, taş, kılıç, yanan kömür, sıcak kül, çamur ve karanlık toplam dokuz tür yağmurla Bodhisatta'yı kovmayı beceremeyen Mara, topluluğuna buyurdu: 'Niye kıpırdamadan duruyorsunuz? Prensi yakalayın, öldürün ve def edin!'

Zırhını alarak Girimekhala'nın sırtında giderek Bodhisatta'nın yanına geldi. 'Kalk o koltuktan, Siddhartta! Senin değil benim orası!' dedi.

Yüce Varlık bunu duyunca şöyle dedi: 'Mara, sen ne on erdemi ( dasa paramiyo) yerine getirdin, ne ikinci derecedeki erdemleri ne de en yüksek erdemleri. Beş büyük bağışı yapmadın, akrabalarına yararı dokunacak hareketlerde bulunmadın, dünyaya faydalı olacak ya da aydınlanmış bilgeliğe ulaşılacak işler yapmadın. Bu koltuk senin değil, gerçekten de benim!'

Çileden çıkan Mara, öfkesine hakim olamadı ve elindeki zırhı Yüce Kişi'ye doğru fırlattı. Fakat zırh, erdemde yoğunlaşmış olan kişinin üzerinde durdu ve bir çelenk örtüsü haline geldi. Oysa ustura ağızlı diskin (zırhın) başka zamanlarda fırlatıldığında, masif taş sütunları, bambu filizleriymiş gibi kesebildiği söylenir.

Şimdi ise bir çelenk örtüsü haline dönüşüp durdu.

Ondan sonra Mara'nın öteki adamları: 'Artık koltuğundan kalkıp kaçar!' diye düşünerek arka arkaya bir yığın taş fırlattılar. Ancak onlar da, bütün dikkatini on erdeme vermiş olan Yüce Kişi'nin karşısında çiçek demetlerine dönüşüp yere düştü.

Bu sırada tanrılar, cakkavala'nın kenarında durmuş, boyunlarını uzatıp başlarını kaldırarak bakıyorlardı. 'Ah prens Siddhartta'nın mükemmel güzellikteki bedeni öldürüldü mü? o şimdi ne yapacak?' diyorlardı.

O anda Yüce Kişi konuştu. 'On erdemi tamamlamış olan bodhisattaların, aydınlama günüde kullandıkları koltuk benimdir..!'

Mara'nın adamları hiç bir aynı yola sapmadan, başlıklarını ve giydikleri elbiseleri bırakarak her biri kendi yönüne kaçtı.

GİZLİ AYARTMALAR

Mara, bu karşılaşmadan mağlup ayrılsa da, ne aydınlama öncesi ne de sonrası Gotama'nın peşini bırakmadı.

Budha'nın Mara'yla karşılaşmayı anımsadığı en eski efsane Suttanipata'nın Mücadele adlı bölümündeki bir dizi şiirde bulunur. Mücadele, ruhsal mücadele (padhana) demektir.

Budha'nın kendi sözleri ile Mücadele'de geçen kısım şöyledir:

'Huzura ve rahata ermek için Nerancara kıyılarının, orada mücadele için tam karanlıkta ve büyük bir çabayla meditasyon yaparken ifrit Namuci, sevecen sözler söyleyerek yanıma geldi.'

'Çok zayıf ve solgun görünüyorsun, ölüm sana yakın. Ölmeme ve yaşamaya devam etme şansın binde bir. Yaşa efendim, hayat daha iyidir, zira ömrün olduğu sürece değerli işler yapabilisin. Bir Veda öğrencisinin temiz hayatı yaşanarak ve kutsal ateşe bağışlar yaparak çok fazla değer biriktirilebilir. Çileci uygulamalar yoluyla mücadele ererek ne istiyorsun?' dedi.

Bu ifadeler oldukça önemlidir. İfrit Gotama'yı Brahma yasalarında şart koşulan kuralları çiğnememesi için uyarır. Bağışlarda bulunmak, kutsal ateşe süt, yağ ve pirinç lapası dökerek ateş tanrısına ibadet etmektir. Budha bunların tamamını reddeder. Amacı aydınlamaya varmak ve çaba içinde bir hayat sürmektir.

Mara Gotama'yı iki şekilde ayartmıştır. Birincisi, önce sağlığını koruyarak hayatını sürdürmesi için onu zorlayarak, sonra da henüz evli değilken Veda öğrencisi olarak saflık çalışmasını sürdüren, evlendikten sonra da aile reisi olarak kutsal ateşe kurban törenleri yapan brahmanizm yandaşlarının değerli yaşam tarzlarını öğütleyerek.

Halbuki Gotama, brahman yaşam tarzını reddetmiş ve 'çaba'yı önemsemişti. Zihin ve bedene hakim olmak, Mara'nın ayartmalarının üstesinden gelmek muazzam bir çaba gerektiriyordu. Zihinsel çaba ve terbiye yolu ile Gotama bunu elde etmeye çalışıyordu.

Suttanpita anlatıya devam eder:

'Çaba yolunda ilerlemek güçtür, çalışmak güçtür, kazanmak güçtür.' Mara( ifrit, şeytan) bunları sayıp dökerek, Aydınlanmış Kişi'nin yanında durdu.

Mara böyle konuşunca Muhterem Üstad dediki: 'Tembelin akrabası, kötü kişi, sen buraya dünyevi değer aramaya gelsen de benim öyle bir değere en ufak bir ihtiyacım yok. İfrit, değerli işlerin yararlarını arayanlar ile konuşmalıdır. Bende inanç ve çaba var, bilgelik de bulunur içimde. Neden benden tamamen kararlıyken hayatımı korumamı istiyorsun? Çabamın rüzgarı nehirleri kurutabilir. Ben tamamen kararlıyken, neden kanım kurusun? Diye karşılık verir.

Suttanipata'daki dizeler, Bodhisatta'ya karşı saldırıların arttığını ve böylece on çeşit ifritin kendisine musallat olduğunu yazar. (Daha önce belirttiğimiz gibi Budha'nın Bodhisatta, Siddhartta, Gotama Şakya gibi bir çok ismi vardır.)

Budha, insanları Mara'ya karşı uyarırken, onların içlerinde var olan maralardan da bahseder:

'Duygusal arzu ilk ordunuzdur, nefret ikinci, açlık ve susuzluk üçüncü ordunuz. Özlem dördüncü, tembellik ve uyuşukluk beşinci, korku altıncı ordunuz. Yedinci ordunuz kuşkudur sekizincisi ise sahtekarlık ve inatçılıktır.

Sahtekarlıkla elde edilmiş kazanç, şöhret, onur ve şan dokuzuncu ordunuzdur ve kendisiyle övünme ile başkalarını küçük görmek onuncu ordunuzdur.

Bunlar sizin dürtülerinizdir. Namuci (Vedalar'da ve destanlarda sık sık geçen, İndra'ya yenik düşen ifrit Mara. İlk Budist metinlerde Namuci ölüm tanrısı Mara ile bir sayılır.  Upanişadlar'da ise ölüm anlamına gelen Mrtyu'dur.) ve Kara İfrit'in (Kanha) yıkıcı dürtüleridir bunlar. Kişi cesur olmadıkça, onları altedemez. Onları alteden cesur kişi mutluluğa kavuşur.

(Mara'ya seslenerek) Ne tanrılar ne de dünya insanları senin ordunu yenemiyor. Ben bilgeliğin gücüyle, fırınlanmamış çömleği taşla parçalar gibi, senin ordunu yeneceğim.' dedi.

Gotama'nın bu meydan okuyuşu Mara'nın onu bir çok koldan altetmek için harekete geçmesini gerekli kılmıştır ki, bir çok destan Mara ile Gotama'nın mücadelelerini anlatır.

Mara'nın  aydınlanmadan önce de sonra da Gotama'yı bir çok kez aldatma ve yenilgiye uğratma girişiminde bulunması doğaldır. Çünkü, Mara'nın olduğu yerde Gotama'nın olması demek, onun kutsallığını ortadan kaldıran bir durumdur. Üstelik Gotama, boş durmuyor, öğrendiklerini insanlara öğretmek için de çabalıyordur. Onun bu iflah olmaz çabaları Mara'yı o kadar çok meşgul ederki, gününü tamamını Gotama'nın bir açığını bulmak için geçirir.

Amacı onu 'nefsine' uydurmaktır.

Mara son olarak kızları Arzu, Kapris ve Tutku ile Gotama'yı yenmeyi planladı. Kızlar 'çeşit  ve fark erkeklerin hoşuna gider, bu nedenle her birimiz yüz çeşit kadın kılığına girelim.' diye düşünerek her biri önce yüz kız, sonra henüz doğum yapmamış yüz genç kız, daha sonra bir kez doğum yapmış yüz kadın, ardından iki kez doğum yapmış yüz kadın, ondan sonra orta yaşlı yüz kadın, en son ihtiyar yüz kadın şeklinde Gotama'ya gittiler.

Ancak yanına gittikleri her seferde Gotama onları hiç umursamadı. Ne yaptılarsa Gotama'nın dikkatini çekemediler.

Sonra Mara'nın kızlar Arzu, Kapris ve Tutku, bir kenara çekilip düşündüler:

'Babamızın söylediği şey doğru, zira o şöyle demişti: 'Dünyaca Saygın Kişi'yi, Kutlu Kişi'yi şehvetle ayartmak kolay olmaz. Benim ülkemden kaçtı o, bu nedenle fazlasıyla derliyim.'

Kızlar Muhterem Kişi'nin yanına bir daha gitmeye karar verdiler. Gotama'nın yanına gittiklerinde ona bu işin sırrını sormak istediklerini söylediler: 'Derin düşünceye dalmış olanı, dış dünyanın  arzuları nasıl ayartamaz?' diye sordular.

Muhterem Kişi şöyle dedi: 'Kişi, bedenin sükuneti ve zihnin özgürlüğe kavuşmasıyla, kandırılmış doğumdan ve hayattan hiç bir şey yaratmayarak, zihni dingin ve hiçbir şeye bağlı olmadan hakikati bilir ve dikkati hiç dağılmadan derin düşünceye dalar. Öfkenin ya da kötü anıların ortaya çıkmasına izin vermez ve yorgun düşmez. Kendisini böyle yöneten bir samana, dünyanın taşan beş nehrini geçtikten sonra, altıncısını da geçmiş olacaktır. Böylece dış dünyaya ait arzular, derin düşünceye dalmış olanı ayartamayacaktır.' dedi.

Mara'nın üç kızı böylece hakikati onun ağzından dinleyince, onu ayartma çabalarına son verdiler.

Erken ve geç dönem metinleri Mara'nın Budha ile aydınlanmadan sonra da uğraştığını fakat hiç birinde başarılı olamadığını kaydeder. Aydınlanma sonrası, Budha'nın Mara'nın her gelişinde onu tanıdığı ve ifşa ettiği, Mara'nın ise 'Kutlu Kişi beni tanıyor, beni biliyor' diyerek mahzun ve kederli bir şekilde zaman zaman kayıplara karıştığını belirtir.

Bir sonraki çalışmamızda Budha'nın altında oturup ilahi bilgiyi öğrendiği rivayet edilen Bodhi ağacı, Elmas Taht ve onun sadık dostu Kanthaka adlı atı hakkında bilgilerle Budha  serisine devam edeceğiz.

(2013 ocak-edebistan)