Menu
HASAN AYCIN’IN MUHAYYİLESİ
Deneme/İnceleme/Eleştiri • HASAN AYCIN’IN MUHAYYİLESİ

HASAN AYCIN’IN MUHAYYİLESİ

Bu yazının başlığı “Hasan Aycın’ın çizgileri niçin karnavalesk değil?” de olabilirdi. 

Kökleri Orta Çağ’a uzanan karnavallar batı toplumlarının hâkim dini ve aristokratik yapısının geçici olarak devre dışı kaldığı nefes alma alanları idi. Mihail Bakhtin ise karnaval fenomeninden yola çıkarak bir edebiyat kavramı olan karnavaleski geliştirdi. Romana dair bir kavram olan karnavalesk ile modern seküler toplumun yerini aldığı bir önceki dönemin monolojik yapısının parçalanmış olmasından yola çıkar. Bir çeşit “rönesans”tır karnavalesk. Rönesans, antikitenin yeniden doğuşudur, karnavalesk ise pagan dönemin Hristiyan toplum içinde alttan alta yaşayan ve zaman zaman açığa çıkan karnaval unsurlarının öne çıkarılmasıdır. 

Hasan Aycın çizgileri için karikatür diyemeyiz. Yaptığı isimlendirme bile “çizgidir”. Gülünç duruma düşürme, abartma gibi karnavalsek ögelere yer vermez onun çizgileri. Bastırılırmış olanın geri dönmesinden oluşmaz onun çizgileri. Olsa olsa yok sayılan hakikatin varlığının hatırlatan birer ibret vesikası olduğu söylenebilir onun çizgilerinin. Folklorik bir kimliğin ihyası da yoktur çizgilerinde. Karnavallarda pagan bir folklor şenliğidir. Aycın’ın çizgisiyle anlattığı kişi ise o derecede herhangi bir insandır ki hangi ırktan, ulustan olduğunu bile tam olarak kestirmek mümkün değildir. Hasan Aycın bu insanı “yalın insan” olarak tanımlar. Karnaval ise bir eklentiler toplamıdır. Yalınlıktan özellikle kaçılır karnavaleskte. “Yalın insan” kavramı bu yüzden Hasan Aycın’ın hareket noktasıdır. Sanat onun için ayrıcalıklı, özel bir alan değil hayat denilen ahiret için değerlendirilecek “ameller” bütünün bir parçasıdır. İşte bu amellerinin yer aldığı matbu kitaplar ise şimdiden onun çalışkanlığını, sebatını ve azmini ortaya koyacak miktara ulaşmış durumda.

Aycın, çizgilerinde modern insanı, hayatı, dünyayı ise “fıtri” olanı merkeze alarak ve “örselemeden”, “aşağılamadan” eleştirir. Karnavalesk ise eleştiriden ziyade hicvetmeyi esas alır. En azından isminin kaynağı olan “karnaval”ı esas aldığı sürece “hiciv” boyutu her zaman baskındır. Buna karşılık Hasan Aycın’ın çizgisini inşa ettiği muradı varolana “reaksiyon” göstermekten ibaret değildir. Aycın’ın her çizgisinde karnavaleskten farklı olarak bir “ibret” aynası inşa edilir ve “istikamet” yeniden ihtar edilir. Karnavalesk anlatı için neredeyse tüm yönler aynı derece anlamlı yahut anlamsızdır. Günlük hayatında aynı noktalar, aynı kısır döngüler içinde gelip giden insan da karnavallarda adeta kaybolmaya talip olurlar. Karnavaleskin teklif ettiği gaflet, insanı gündelik hayatın içinde hapseden zihinsel duvarları bir an için de olsa görünmez yahut katlanılır kılan bir oyundan ibarettir. Karnavalesk oyun kurarak sistemin çarklarının dışındaymış gibi davranmayı teklif eder Hasan Aycın’ın çizgisi ise oyunun oyun olduğunu, her şeyin geçici olduğunu ihtar eder.    

Hasan Aycın’ın çizgisinde hakikat, Sokrates’in vaz ettiği anlamda “doğurulan” bir şey değildir. Bir istikamet, yöneliş, kıbledir hakikat. Evet, içe yönelim vardır Hasan Aycın çizgisinde. Ancak orada da hakikat yine de istikamet üzere sebat edenlere ihsan edilir. 

Hasan Aycın’ın poetikasını bir cümle ile özetlemek gerekseydi, bütün özetlerin özünü şu cümlesinden devşirmek mümkün olabilirdi: “Kendimi bilmek için çiziyorum.” Bu kadar yalın, bu kadar net bir cevap. “Kendini bilen rabbini bilir” hadisinin ışığında bakınca da bir gülün açılışı gibi katmer katmer açılıyor yapraklar. Çizgilerine bakınca “kendini bilmenin” anlam ve önemi hatırlatılır. Anlam Hasan Aycın çizgisi için icad edilen değil keşfedilen bir şeydir. 

Hasan Aycın’ın çizgilerinde karnavaleskte ters yüz edilen iktidar yapısının aslında batıl olduğu ifşa edilir. Karnavallarda “iktidar” yapısı geçici olarak ters yüz edilir. Aristokrasi, monarşi yahut kilise “güya” geçici olarak devre dışı bırakılmıştır. Karnavalesk de varolan iktidar yapısını başaşağı kılar bu sebeple. Karnaval bitince eski düzene, iktidar yapısına geri dönülür ve bu arada “yapı” hakkında toplumda biriken negatif enerji de absorbe edilmiş olur. Hasan Aycın çizgilerinde hak-batıl ayrımı esastır. Karnavaleskteki yer değiştirme oyununa yer verilmez bu sebeple.      

Karnavalesk “yerelliği” esas alır. Dev bir renkler, sesler, biçimler yığınıdır. Karnavalı ve karnavalseki mümkün kılan temel bir kesret hali olmasıdır. Hasan Aycın’ın çizgisi yerelliği geride bırakmış bir yerliliktir esasen. Mevlana’nın bir ayağı bu coğrafyada olan diğer ayağı bütün coğrafyalara uzanan pergel metaforunun bu zamandaki karşılığı Hasan Aycın’ın çizgisidir. O, bu coğrafyayı vatan kılan değerler bütününü hep ön planda tutarsa da çizgisi “evrensel” boyutunu hiç kaybetmez. Müslüman bir sanatçı olarak Kur’anı Kerim’de yer alan pek çok kıssa onun pek çok çizgisine ilham kaynağı teşkil eder. Onun çizgisindeki tipleme Hz. Adem’den bugüne her insanın kaygılarını, sıkıntılarını, dertlerini taşır. Bu iki özelliği bir denge ve bütün halinde bir arada tutabilmesi onun fikri kaynaklarından daha net anlaşılacaktır. Hasan Aycın’ın ithaf ettiği çizgiler hem bu kaynakların isimlerinin hem de kendisindeki karşılığının anlamdırılabilmesi için yeterli olabilir. Necip Fazıl ve Büyük Doğu çizgisi, onu devam ettirirken tazeleyen Sezai Karakoç ve Diriliş Dergisi ekolü, ona beraber kitap yayınlamayı öneren Cahit Zarifoğlu bunlardan sadece bazılarıdır.

Bu noktada Hasan Aycın’ın çizgi dışı eserlerine, metinlerine göz atmakta da fayda var. Onun çizgisi ne ise hikâyesi de odur derken, tam tersini de beyan etmiş oluyoruz esasen. O, ailesinden kalan yüzlerce yıllık kitapları bırakmadığı gibi, ailesinden devraldığı yüzlerce yıllık imgeleri, rüyaları da bırakmamış, çizgisini o imajları istismar etmeden inşa etmiştir. Sadık rüya görmek yetmez, o rüyaya layık olmak ve sahip çıkmak için emek de vermek gerekir. Ancak o rüyaya layık olanlar, rüyanın vaat ettiği bereketten nasiplerini alabilirler. 

Hasan Aycın’ın “Neden çizgi?” diye soranlara verdiği klasik cevabı tekrarlamak zorundayım: “Yürüyordum, o yolumun üstündeydi. Elime aldım, bir süre yadırgadım. Sonra onun hangi iklimin, hangi ağacın asaya müsait dalı olduğunun önemi kalmadı. Artık o benim asamdı. Kâh ona yükleniyorum, kâh omuzlarıma alıyorum. Ona yaslanıyorum; yeryüzünü doğuran itilmiş, dışlanmış ana gövdeye yaslandığımı hissediyorum. Onu hiçbir zaman sopa olarak kullanmak istemiyorum ya da bir ayrıcalık imgesi olarak görmek istemiyorum.” 

Bence işte tam da bu yüzden Hasan Aycın’ın çizgileri karnavalesk değil. 

SUAVİ

1972 İstanbul doğumlu. İlk şiiri 1991 ekim ayında Türk Edebiyatı dergisi okur mektupları sayfasında yayınlandı. Pek çok dergide dergi ve gazetede yazı, şiir ve röportajlarıyla yer aldı. Sebepsiz Serçe, Taş Suya Değince, Heves ve Tövbe Gölgeliği isminde dört şiir kitabına, Kırk Gri Hırka ve Dünyanın Çekmeceleri isminde iki hikaye kitabına imza attı. Ayrıca Pierre Karton namı-ı müstearıyla Horkhaymır’dan Alzhaymır’a Türk Aydını isimli bir de mizah kitabı mevcut.

Daha fazla görüntüle