
Cahit Zarifoğlu, ne yazarsa yazsın bir “aydınlanma” anına sığdırır kaleme aldıklarını. Şiir, roman, günce, masal, tiyatro… Bu aydınlanmanın iki yönü vardır. Öncelikle o yazdığı her ne ise vizyonunu alabildiğine “şahsileştirmiştir”. Her yazdığını kendine mal ederek biricikleştirir Zarifoğlu. Kelimeleri sanki kendisi icat etmiş ve ilk defa kullanıyormuş gibi buyur eder eserlerine. İkinci yön ise “anlatmanın” şiddetle ve hızla cereyan etmesidir. Yazılanın nabzı sürekli hissedilir. “Anlatılan” o nabzı hissettirecek bir araç gibidir bazen. Aslolan keşfedilen değil keşfin ta kendisidir sanki. O, oluşun peşindedir, olgunun değil. Oluşun olgunun önüne geçmesi yazılanı biricik ve şahsi kılar. Dolayısıyla onun muhayyilesi, hammaddesi kendi dünyasından çıkartılmış bir dilde büyür. “Hızla Akan Mızrak” şiiriyle “Hama 1982” şiiri arasında bu anlamda bir birlik/bir çeşit ortak kök vardır. Birinin anlam olarak kendini kolayca elevermesi bizi kestirme yoldan bir yargıya ulaştırsa da iki şiirin alabildiğine şahsileştirilmiş bir dille inşa edildiği gerçeğini değiştirmez. En “angaje” şiiri bile bu anlamda şahsileştirilmiş ve biricikleştirilmiştir.
Cahit Zarifoğlu, her ne kaleme aldıysa ve hangi türde yazdıysa hep olguları, olayları değil oluşu, yönleri değil yönelişleri kendine esas aldı. Onun mızrağı hızla atılan, hızla giden değil “Hızla Akan Mızrak” idi. Onun anlattığı mızrak atılmıyor, akıyordu zira. Tıpkı hızla akan bir su gibi mızrak da kendisinin yönetildiği istikamette akarak ilerliyordu.
Cahit Zarifoğlu’nun şiirleri bir yönü değil yönelişi ifade eder. Altı çizilecek mesajlar vermez. “Şair burada ne demek istiyor?” sorusuna verilecek kestirme bir cevap yoktur. Şiirleri bir atmosfer oluşturur ve bu atmosfer bir yöneliş ve hareketten ibarettir. Olgular değil oluştur Cahit Zarifoğlu’nun şiiri. Mızrak hızla atılmaz, akar. Berdücesi, “dehşetli üşüyor”dur. “Çabuk akan tez giden/ilk geyik avında ölenler/çarpıntı başlarıdır insanlığın”. Onun ölüsü “Hesaplanmadan Ölü”dür. Bir “Salvo”dur mısraları. “Kanama dolabını taşır gibi gidiyorsun” diye başlar “Salvo”. Bir sinema filminin saniyede gösterilen yirmi küsur karenin art arda gösterilmesinden doğan yanılsaması gibi şiirde kelimeler art arda bir akış hissi uyandırır.
“Yedi Güzel Adam”, Cahit Zarifoğlu’nun o güne kadar yazdığı şiirlerin, akışın, yönelişin çok yukarıdan çekilmiş bir toplu fotoğrafı gibidir. Her ne kadar bir televizyon dizisine isim kaynağı olsa da bu şiirin gerçek kişilerle doğrudan ilgisi olmadığını düşünüyorum. Yedi Güzel Adam’a isimler yakıştırmanın Mehmet Akif Ersoy’un şiirindeki Asım’ın tarihi kişiliklerde aranması kadar beyhude bir çaba olduğu kanaatindeyim. Cahit Zarifoğlu’nun “Akşam Sofrasında Yedi Kişilik Aile Sofrası”, “Zeynep ve Uzaktan Fırat Üzerine İkili Anlatım” gibi uzun soluklu şiirleri zahiren bir “kırkyama” görünse de dipten dibe yekpare bir “imaj atmosferi” kurması söz konusudur. Bu uzun solukluluk zaman zaman Sezai Karakoç’u çağrıştırsa da Zarifoğlu, başka bir zamanın çocuğu olduğunu, aradaki kuşak farkını şiirindeki jestin sertliği ve keskinliği ile ifade eder. İlk dönem şiirlerinin kısa soluklu olması sonra bu nefesin açılması ve şiirlerin uzaması, ardından tekrar nispeten daha kısa soluklu şiirler yazması Zarifoğlu hakkında düşünülmesi gereken bir özelliktir. Ancak üçüncü dönem ilk dönemin bir tekrarı da değil bambaşka bir şiirin kuruluşunun eşiği gibidir. Söz konusu yeni şiir kurulamamış zira Zarifoğlu vefat etmiştir. Cahit Zarifoğlu’nun ondan sonra nasıl bir şiir yazacağı hakkında fikir beyan etmek ise onun şiirine yazanın kendi temennisini giydirmesinden öteye geçmez.
Bu noktada belki de “İşaret Çocukları” ile “Stad” şiirleri arasındaki diyalektik ilişkiden bahsetmek gerekir. İşaret Çocukları’nda biraz da özlemle bahsedilen bütünlüklü dünya “Stad”da adeta betonun altında gömülmüş ve yitmiştir. “Yasin okunan tütsü tüten çarşılar” yerini “hıncahınç bir stad”a bırakmıştır. Kelime seçimleri ve mısra uzunlukları bile iki şiir arasındaki zıtlığı destekler niteliktedir. İşaret Çocukları’nın ahengi yitmiş ama yeni bir ahenk de doğmamıştır. Çok uzun mısralarla çok kısa mısralar bir kaosu desteklercesine art arda gelmektedir. Yine de “Uyarılan Şair”, “Yazdıkların şiir değilse kalsın/Cennetse sevdan çık dışarı” diyerek söz konusu kaosun “kıblesiz” olmadığını da ihtar etmekten geri durmaz. Ancak altı çizilecek ve kolayca cımbızla ayıklanacak mesajlar vermez. Onun ifadesi ile “Benim şiirlerimde hadis-i şerifler, belki ayetler, tasavvuf, menkıbeler, İslamî davranış biçimleri, tavırlar, tepkiler, kabuller, suda erimiş madenler gibi vardır. Genellikle doğrudan doğruya, bangır bangır bağırarak söylemem.”
Manifestosu olan bir şair değil Cahit Zarifoğlu. Şiirini anlamadığı için şikâyet edenlere “ben de botanikten anlamam” cevabını veriyor. Şiirinde “imaj bolluğu” olduğu ifadesinin geçtiği bir soruya da, sorunun arka planında şiirinin anlamsız olduğu önyargısı bulunduğu cevabını vererek itiraz ediyor. Beri yandan hayatının belli bir döneminden sonra gençlere “net” şiir yazmalarını tavsiye eden bir şair Cahit Zarifoğlu.
Yine de onun “net şiirden” anladığı kestirme yoldan altı çizilecek mısralara sahip şiirler değil. “Hızla Akan Mızrak”ın akışı kesilmemiş başka bir rotaya yönelmemiştir. En büyük değişiklik akışın kendisi değil devam eden akışın berraklığıdır belki de...
1972 İstanbul doğumlu. İlk şiiri 1991 ekim ayında Türk Edebiyatı dergisi okur mektupları sayfasında yayınlandı. Pek çok dergide dergi ve gazetede yazı, şiir ve röportajlarıyla yer aldı. Sebepsiz Serçe, Taş Suya Değince, Heves ve Tövbe Gölgeliği isminde dört şiir kitabına, Kırk Gri Hırka ve Dünyanın Çekmeceleri isminde iki hikaye kitabına imza attı. Ayrıca Pierre Karton namı-ı müstearıyla Horkhaymır’dan Alzhaymır’a Türk Aydını isimli bir de mizah kitabı mevcut.