Menu
BÜYÜYÜNCE İNSAN OLMAK
Deneme/Eleştiri • BÜYÜYÜNCE İNSAN OLMAK

BÜYÜYÜNCE İNSAN OLMAK

Çocuk, insandır. İrade potansiyeli olan bir varlıktır…İnsanın -henüz insan eli değmemiş- ilk halidir.

Çevresel şartların henüz bütünüyle “bozamadığı”, kendine benzetemediği benzersiz doğal güzelliklerimizdir onlar.

Şimdilik bizim ” yap et” demelerimize, o masum boyunlarını eğiyor olsalar da, günün birinde baş kaldıracakları ya da eğilecekleri değerleri özgürce seçmeye, doğuştan haklıdırlar. Tıpkı bizim gibi…

Biz nasıl seçmişsek zamanında, yeri geldi içimize sinip ses çıkarmamış, yeri geldi yüzümüzü ekşitmiş, açmak için uzanamadığımız kapıları gün geldi çarpıp çarpıp çıkıp gitmişsek kendi tercihlerimize, onlar da seçebilmeliler.

Seçmek için baskısız bir açıklıkta kavrayabilmeliler düşünceleri.

Sevmek için anlayabilmeliler .

Sorgulayabilmeli, eleştirebilmeli ve “keşke”, olabilirse özgün katkılar yapabilmeliler.

Sonra ellerini başlarının arasına alıp bu başa hangi düşü, hangi hayatı koymalıyım sorusunu kendi iç dinginliklerinde sormalı, yine kendi iç dinginliklerinde vermelidirler cevaplarını…

İnsanlığın bütün renkleri kullanarak yaptığı evrensel o tabloda, insanın kendine özgün rengiyle yer alması ve o ahenkle/uyumsuz uyumla bireysel hayatında seyr-etmes-i güzel olmalıdır.

Biz büyümüşsek bu bizim büyük olduğumuz anlamına gelmiyor. Bir zamanlar ve belki hala küçük olmadığımız anlamına da gelmiyor. Ne varki maddi ya da manevi olsun ulaşabildiğimiz güzellikleri elbette ilkönce küçüklerimize sunmak isteriz.

Güzel bir lokmayı kendimizden önce onlara uzatmak, onları da bir an evvel büyütmek isteriz. Bu yüzdendir hakikat bildiğimizi onlara canla başla öğretmek isteyişimiz. Bütün yanlış içerik ya da usluplarımıza rağmen samimiyetimiz bu yüzdendir. Ham hakikate karşı, hem de o hakikati yaşatacağını hayal ettiğimiz çocuklarımıza karşı bu anlamda sorumlu hissetmemizdendir bu didinmelerimiz. Hayatın diri kalması için bu döngüye serpilecek sağlıklıfidanlar armağan etmek telaşını yaşarız.

Bu yüzden ulaştığımız bir fikri, hatta kapsamlı olarak dünya görüşümüzü onlara dayatmaya bile dönüşür paylaşımımız çoğu zaman. Ne var ki ardı ardına lokmaları tıkarak beslemek hiç te besleyici değildir.Hayatı hazımsız kılar.

Tam bu sırada göreceliliği cümle içinde kullanalım biraz. Belki daha iyi kavrarız böylece…

Doğrularımız, nihayet bizim doğru bulduklarımızdır. Doğru, hakikaten doğru olsa bile, onu seçmeyen insan için doğru değildir. Doğrunun bağımsız doğruluğu kadar, insanın bağımsız seçme gücü de vardır. Ve bir de doğru denilen, insanı baskılar altında etkisiz eleman kılmak yerine üretken ve güvenli bir paylaşımcı kılmalıdır…Bu nedenle doğrularımızı dayatmak yerine sevgiyle paylaşmalıyız.

Hatta düşünce tarihini; insanın, tıpkı bir bebeğin ilk yürüyüşü gibi ilkin nasıl adımladığını, temel konularda aynı fikri paylaşmasına rağmen nasıl da farklılaştığını, ayrıştığını, hatta birbirlerinin seçme özgürlüğüne nasıl da haksızca müdahelede bulunduğunu, bu yüzden komşusuyla küsüştüğünü, bu yüzden diğer insani paylaşımlarını yapmayı bırakın işi, -aynı din çatısı altında olduğu durumlarda bile- birbirinin kanını dökmeye nasıl vardırdığını öğretmeliyiz onlara. Fakat bütün bunları önce kendimiz öğrenmeliyiz…

Bilmiyoruz ki biz de başka düşünceleri, başka hayatları. Bizim de düşüncelerimiz ya ailemize ait, ya okulumuzdaki kimi öğretmenlerimize…Biz de bize yolunu -öğrendikleri gibi değil, öğrenmedikleri gibi- dayatan “büyüklerimize” itaat eden küçük birer çocuğuz hala. Büyükler muhakkak ellerinden geleni yaptılar. Canla başla. Fakat henüz biz de büyümedik. Biz de böyle bir nesiliz…

Seçeneklerimiz yoktu öyle şimdi anlayarak okuduğumuz İlahi Kitap’taki kadar…Tek bir seçeneğin içinde onlarca farklı yürüyüş yolu olduğunu da hiç bilmiyorduk. Bir kıtlık vardı. Her şey bir taneydi. İşaretlemen bile gereksizdi. Öndekilerin ayak izlerinin tam üstüne, topuğun dışarıya çıkmayacak şekilde basıyordun. Yürüyordun. Veya öylece duruyordun…Durduğun yerde duruyor musun diye kontrol ediliyordun bir de…Durağanlıkta ilerlemek gibiydi bu.

Bu yüzden hepimiz ne kadar aynıydık.

İnsan, çoktan seçmeli bir hayatla karşı karşıya. Ve seçebilme özgürlüğü bu seçeneklerden bilinçli olarak haberdar edilmesiyle yakından ilgili. Eğer seçeneklerden haberi varsa ve seçerken bizzat karar verebiliyorsa gerçekten kendisi seçmiş oluyor. Gerçekten kendisi seçtiğinde de gerçekten yaşamış oluyor. Yaşıyormuş gibi yapmak durumunda da kalmıyor.

Bizler büyüksek yaşça, bu anlamda da üstümüze düşeni yaparak başça da büyümeliyiz. -Yaratan kadar olmasa bile- bir parça özgür bırakmayı öğrenmeliyiz.

Cibran güzel demiş:

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

Diğer Yazıları