Menu
Deneme/Eleştiri • "AŞK BİR MÜNKER RİVAYET"

"AŞK BİR MÜNKER RİVAYET"

Demiş şair.. Aşkı bir “dem” görmeyip, ömür boyu demlenen nemalananlar da var hiç şüphesiz; ziyankârlara mukabil.
Fakat “Aşkın münker bir rivayet olması”, biraz da aşkı bilmeyenlerin örtenlerin yahut önyargılı olup, bakış açısı sınırlı kalmış olanların, ya da aşk kaçaklarının sözü olsa gerek diye düşünüyorum.
Yahut sahtesi, sevgisi, muhabbetiyle aşk mefhumunun karıştırılarak bulanıklaştırılmasının; putlaştırılıp kızıştırılarak insanın ayartılmasına, dirençle bir tepki koyanların...
Pekiyi aşkın ne kadarı bilinir; daha çok hissedilen bir vakıa olduğuna göre. Tam mânâsıyla anlaşılamaz herhalde; derya olması ve vüsatimizin yetmemesi hasebiyle.
Aşk içindeyken süzüyoruz ve yüz(dür)üyoruz.
Ayrıca belki bu şerli dünyada böyle bir hayale, uzak beldeye, “rüyası” kendinden hoş güzellik mübalağasına, aşk payına/paydasına ihtiyacımız var.
Çünkü aşk temelinde saf, açılımlı, gani bir kavram. Şaibesi, gezginlerinden, mıncık mıncık edilişinden.
Zannederim onun “Münkerliği” de öncelikle, nesnesine takılıp kalmaktan; ekseriyetle hayallerimizi süslemelerimizi; onda yapmamızdan ileri geliyor. Kısacası onda bulduklarımız, görmeyi arzulayıp “kurguladıklarımız”.
Ama gövde bu sıkleti taşıyamıyor. Şartlarımız ve “ben’ler” sürekli değişiyor; Sevgili(nin) değiştiği gibi. Öncelikler, imtiyaz(lı)lar, hizalamamalar sıkça farklılaşıyor.
Aşk, “ihtiyaç listesinde” kaçıncı sıradadır? 20’lik bir gencin ihtiraslarıyla, bazen can pazarındaki aşkıyla; 60’lık “ağrılı” bir ihtiyar delikanlının huzur sükûn ihtiyacı, bir kefeye konulup yarışabilir bağdaştırılabilir mi?
Fanilik boyutuyla ele alındığında tabii hepsi yalan, “...mış gibi.
Ama inanç bazında düşünürsek; dünya yaşantımız ve yaşadıklarımız, iğneden ipliğe(aşklarıyla da) hesaba çekileceğine göre ve bilfiil dünya tecrübesi, tüm hayatımızı bu kavram çevresinde döndürdüğüne, bize bulaşmadan edemediğine göre; aşk nereden bakılırsa bakılsın pek kuvvetli bir rivayet gibi gelir. Ve “riayet” gerekir.
Hoşa gitmeyen ve kabul edilemez tarafı; dünya ölçüleri ve zamanında “anlık” gibi gözükmesine rağmen, alt seviyeden dökülüşleri hesaba katarsak; sahte bir aşk kavramının nice tahribata sebebiyet vermesi, kıyıcılığı, yıkıcılığı, bütün kutsallıkları çiğnemesi.. âletleşmesi.. insanın istismarı, hemen müptezelleş(tir)mesi.
Aşk adına envaî türlü çirkinliklerin piyasaya çıkıp, çığırtkanlıkla gösterileşmesi.
“Bir münker rivayet”, evet! Tanrı’ya karşı çıkarken, dince hoş karşılanabilir mi? Çünkü O’nun yasaları hiçe sayılıyor.
İstismara iptizale müsait oluşu, benlik oyunlarıyla çekiştirilmesi, günümüzde sahtesine açılan geniş alan, uçuculuğu; ahlâkla yakın ilişkisi tedbir almaya, set çekmeye zorluyor.
Kötüye kullananlar, aşk namına aşkı çiğneyenler, yanlış sevgilerde takılıp kalanlar ve saplantılı ısrar; bizdeki “aşk t(özüne)” de zarar veriyor.
Sevgiliden vazgeçmeye sebep oluyor. Belki “Hakiki Sevgili’nin; Hazreti Aşk’ın” intikamı bu.
Tende, madde de boğulanlar; daha ilk etapta, ilk mâniada dökülüp kalıverenler var hiç şüphesiz...
Ama insan “aşklı” bir mahlûk. Kâinatın özünde var aşk. O makbul sayılmayan, geçici, küçük belki soysuz lezzet.. bizim sıçrama noktamız da.. merdivenin basamaklarından indirse de, aynı zamanda yükseltici...
Aşk bir “işaret”. Tıpkı dünyanın Cennet güzelliğinden bir parça, “iz” olması gibi; ya da insanın Hakk’tan...
Herkes sevemez, istidat gerek. Bu bakımdan en başta sabır işi, metanet, vefa, sadakat, feragat, fedakârlık, hatta aynı zamanda kahramanlık...
Sevgiyi yaşatabilme inadı; tüm engellere düşman(lık)lara rağmen sürdürebilme dehası...
Aşkın rengi, beyaz. Ve en çok kirlenen... Aşk bir doğuştur, oluş...
Aşklı insan bütün Kâinatı kucaklar. Her “varlık” sevgilidir. Her yaratılış, Sevgili’den haberdir, delildir.
En tatlı rayiha; en asil tutku. Gönül hitabı, gizli bir kitabe, hazinedir bilene...
Aşkımız(gönlümüz) olmasa nereye varırdık. Dualar bile, onun mertebesine derecesine, bizdeki ehemmiyetine göre şekillenmiyor mu?
Aşkın hakîkatini görmeye çalışanlar, “bir Münker rivayet” diyemez. Çünkü aşklar olduğu gibi, rivayetler de muhtelif.
Kavramın kendisi, bizzat varlığına delil. Rabbimiz “Vedud” değil mi? “Habibi” nasıl unuturuz. Bütün Ebedî aşk kahramanları, onun ölümsüzlüğünü haykırıyor.
Mesele “taliplikte”. “Aşk Bilgisini” gönle geçirmekte. “Öteye” gidebilmekte.
Dünya hayatını; bir öğrencilik, öğrenme süreci gibi alırsak, aşk en güzel mürebbî.
Aşk terbiyesi” alanlar, aşk sanatının zirvelerine çıkıp, kendini belli ediyor.
Her ne olursa olsun, içteki “sevgi hâsılasını” yaşatabilmek gerekli. O da tercihlerimize ve sevgiyi/sevdiklerimizi / beni neyle “değerlendirdiğimize” bağlı.
Sayılara da indirgenebilir; şeklin şemailin, hesab(lar)ın esiri olur; eninde sonunda aştırır yüceltir de... Rivayetliği ve münkerliği; görüş ve yansı(t)malarımıza paralel.
Tüm ölçüsüzlüğüne rağmen “AŞK” kesinlikle bir “Nizama” tabi tutulmalı; mânâyla denklenmeli desteklenmeli. Ancak o zaman yarayışlısı, yakışanı ve vardırıcısı.
“Aslı” ortaya çıkarsa, asılsızlığı ortadan kalkar.
Fakir, “aşk münkiri” değil, aşk müridi” olmayı dileyenlerden.
Sınırlandırmayıp, darlandırmayıp, hudutsuzluklarda kadehler devirmek isteyenlerden. En azından “sözde”. “Sözle”...

Diğer Yazıları