Menu
FİRKATNÂME-İ RUMELİ
Şiir • FİRKATNÂME-İ RUMELİ

FİRKATNÂME-İ RUMELİ

“Nerede olsam karşıma çıkıyor bir kanlı ova,

Sen misin yoksa hayalin mi, vefasız Kosova?”

M.A.E.


Sultan I. Murad Hüdavendigâr,

Bize ezelden yadigâr.

Durur gözlerimde

senelerin sâkit seyr ü seferi.

Hatıralar

sadrımın derûnuna nakşolur

zaman,

satır satır işler ruhuma.

Kalemime dökülür cihanın serencâmı

harb,

hâk,

firkat

ve hicran.

Artık papatyaları öldürmüyoruz çarşılarda.

Lâkin

insan hâlâ kendi kalbini yaralıyor.

Avuçlarımda açılan cerihalar

sessizce bekler.

Ne bir feryat yükselir onlardan

ne de bir şikâyet.

Bütün uzuvlarım sarp bir yokuşun yorgunluğu.

Dağlık bir orman şimdi bedenim.

Her tarafım

bir nida.

Her yanım

bir mukavemet.

Yola düşüşüm çamura değil, tarihin ağır yüküne bulanmıştır.

Bir tren düdüğü işitilir uzaklardan.

Ve ben bir anda milyonlarca bakış olurum

eski mektep kitaplarında.

Bir muhacir kafilesinin ardından yürürüm.

Bir valizin içine sıkışmış ömürleri görürüm.

Bir kapının eşiğinde unutulan

çocuk seslerini işitirim.

Ben firkate düşmüş bir mefkûrenin

çocukluğuyum.

Koşuyorum.

Sağa sola.

Asırların içinden.

Hudutlardan.

Haritalardan.

Unutulmuş isimlerden.

Tabanları yırtılan sevinçlerim

semâya karışıyor.

Bir Rumeli türküsü dökülüyor dudaklarımdan.

Türkü mü?

Asırların figanı.

Kaybolan şehirlerin ardından okunan

uzun bir mersiye.

Üsküp geçiyor önümden.

Vardar’ın sularında

bir medeniyetin aksi titreşiyor.

Türk Çarşısı’nda

eski zamanların ayak sesleri dolaşıyor.

Taş Köprü kırılıyor bir yerden.

Ve bir ses yükseliyor tarihin derinliklerinden:

Taş Köprü değil,

Fatih Köprüsü.

Manastır görünür sonra.

Şirok Sokak boyunca

rüzgâr taşır maziyi.

Her revzende

başka bir hatıra.

Her duvarda

başka bir ayrılık.

Prizren...

Bir şiir gibi çıkar karşıma.

Minarelerle çanların

aynı semâ altında buluştuğu görülür.

Selânik...

Yitirilmiş bir rüyanın adı.

Kırcaali...

Suskun bir ağıt.

Köstence...

Tuna’nın denize bıraktığı son nefes.

Ve daha niceleri...

Yenipazar.

İşkodra.

Ohri.

Gostivar.

Kalkandelen.

Priştine.

Saraybosna.

Mostar.

Birer şehir değil artık.

Birer hatıra.

Birer yara.

Birer mısra.

Evvelâ sadrımdan geçerler.

Sonra kalemimden.

Bilâhare şiirimden.

Kırmızıçizgilerle işaretlenmiş

kadim bir atlas misali.

Ellerimiz hiç kavuşmadı.

Araya dağlar girdi.

Hudutlar girdi.

Asırlar girdi.

Ve türlü seyisler.

Lâkin gözlerimiz hep aynı ufukta.

Aynı ezanı dinledi.

Aynı türküyü söyledi.

Aynı göğün altında

aynı yağmura tutuldu.

Şimdi soruyorum:

Bizden olan neden bize bu kadar firak?

Aynı hatıranın çocukları

Nasıl oldu birbirine bigâne?

Cevabı

Tuna’nın sularında saklı.

Belki Vardar’ın kıyısında.

Belki Mostar’ın kemerinde.

Belki de çoktan unutulmuş bir ninenin duasında.

Lâedrî

Rumeli,

Bir mefkûre,

Bir destan,

Bir yaşanmışlıktır.

Ve insan, memleketleri terk etse bile onları kalbinde taşır.

Rumeli, hakeza mazi değil, içimizde yaşayan en uzun türkü.

Sultan I. Murad Hüdavendigâr 

Bize ezelden yadigâr.

Dr. Mümin

Dr. Mümin Ali, eğitimci, Türkolog, şair ve yazardır. Kuzey Makedonya’da doğdu. Lisansını Kuzey Makedonya Devlet Üniversitesi’nde, yüksek lisans ve doktorasını ise İstanbul Üniversitesi’nde tamamladı. “Balkan Türk Edebiyatının Dijital Medyada Görünümü Üzerine Bir İnceleme” başlıklı teziyle Bilim Doktoru unvanını aldı. Şiir, öykü, makaleleri ve düşünce yazıları Köprü, Türkçem, Karabatak, Dil ve Edebiyat, Türk Dili, Bağlar, Nöbettepe, Berdücesi, Derhal gibi dergilerde yayımlandı. Ali, ulusal ve uluslararası sempozyumlarda bildiriler sundu, çeşitli televizyon ve radyo programlarında yer aldı. Emanet - Kelimeler Ötesi (2019), Köprü Dergisi Ekseninde Teşekkül Eden Makedonya Türk Edebiyatı (2022), Güneşi İpe Astık (2023), Kuzey Makedonya Tekke ve Türbeleri (Prof. Dr. İsmail Güleç ile, 2024), Berâber Yaşadığımız ve Yaşlandığımız Kavramlar (2024), Balkan Türküsü ve Şehir Şarkısı (2025) adlı eserleri bulunmaktadır.

Daha fazla görüntüle