Menu
ÜŞÜME
Öykü • ÜŞÜME

ÜŞÜME

Görevli, kahvaltı için odanın kapısını yavaşça açıp seslendiğinde, bu sabah da yine aynı şeyi yaptı; sanki uyuyormuş da yeni uyanıyormuş gibi… Aslında gün ağardığından beri uyanıktı, yorganın altında gözlerini yumuyordu. Kalkmak istiyordu ama damarlarındaki kana iyice yuvalanmış bir üşüme onu tir tir titretiyor, yorgana daha sıkı sarılmasına sebep oluyordu. Dün gece erken yatmıştı, uykusunu, günün ilk ışığıyla birlikte iyice kandırmıştı. Uzun süre yattığı için kemikleri sızlamış, birçok kez sağına soluna dönüp durmuştu.

Kalktı ve ağır adımlarla lavaboya doğru yürüdü. Elini yüzünü yıkadı, soğuk su ürpertti içini, titretti onu.

Bahçeye çıktı.

Değişen bir şey yoktu.

Çoktan eskimiş, iyiden iyiye küflenmiş bir yalnızlık gelip oturuverdi içine yine.

Her zaman ki yüzler, banklara oturmuşlar, kamburlarını çıkararak gün boyu sürecek olan sessiz bir bekleyiş nöbetinin ilk dakikalarını yaşıyorlardı, havada hep aynı serinlik…

Bankın sağ tarafı ona aitti.

Ama yine oturağın demir koluna dirseğini dayayamıyordu.

Soğuk demir, ilk önce bütün hücrelerine yavaşça yayılıyor, sonra beynine ulaşıyor, oradan da düşüncelerini esir alarak tüm benliğini saran bir üşümeye sebep oluyordu.

Her köşesini ezbere bildiği bu bahçede üşümeye alışmıştı.

Birazdan görevli kahvaltı için son kez uyaracaktı.

Daha sonra öğle ve akşam yemekleri için.

Üşüme bedeninde miydi? Yoksa ruhuna da yansımış mıydı? Bilemiyordu.

Bunları düşünürken yine gün ağaracak, yorganın içinde uyanık ama gözleri yumuk bir şekilde bekleyecekti.

Görevli, kahvaltı için odanın kapısını açıp seslendiğinde, yine aynı şeyi, sanki uyuyormuş da yeni uyanıyormuş gibi yapacak, soğuk suyla elini yüzünü yıkayıp, bankın sağ tarafına oturacak, bedeninden ruhuna geçen üşümeyi çözmeye çalışacaktı.

Uzun, upuzun uyuyana kadar hep böyle yapacaktı.

Diğer Yazıları