
Adam kapıyı yavaşça aralayıp odaya giriyor. Alışkın olduğu o koku ve bütün eşyaların üzerine çöken karanlık… Bir yandan da sıcak. İçerisinin havası epey ağırlaşmış. Saat gecenin on biri olmuş. Bakıcının gelmesine de çok var. Eşini uyandırsa mı? Hayır, bakıcı ne güne duruyor? Verdiği hizmetin ücretini alıyorsa bu işleri de o yapacak. Sabah olsun da. Ya koku! Her geçen dakika artarak evin tüm odalarına usulca yürüyen o koku ne olacak?
Hayatım, uyuyor musun? Beni duyuyor musun? Şey diyecektim. Hmmm. Annemin odasına gidip durumuna bakabilir misin?
Yok. Olmaz. İmkânı yok. Geçen günkü gibi yine sorun yaşanırsa... Gerek yok şimdi durduk yere huzursuzluğa. Mecbur sabahı bekleyecek.
Pencereyi aralıyor. Serin hava yüzüne çarparak odaya dolmaya başlıyor. Yatakta ölü gibi yatan annesine doğru yaklaşıyor. Acaba hastalığı nasıl diye düşünüyor. Duvardaki fotoğrafın çerçevesi o karanlıkta gözüne takılıyor. Cep telefonunun ışığını açıyor. Annesiyle babasının düğün fotoğrafını incelemeye başlıyor.
Hayatlarının baharında iki insan. Annesi sandalyeye oturmuş, sol eliyle babasının elini tutuyor. Diğer elinde bir buket çiçek. Babası ayakta. Uzun boylu, gür bıyıkları var. Sağ kolu sandalyenin arkalığına doğru uzanmış. Yüzlerindeki ifade değişken. Belki heyecanlılar. Belki yeni adım attıkları hayatlarının gidişatını merak ediyorlar. Bir ara babasına yoğunlaşıyor. Vefat edeli tam yedi yıl olmuş. Daha dün gibi. O kadar zaman geçmiş mi? Babasının hastane odasındaki son görüntüsü hafızasında bir an canlanıp hemen siliniyor. Zihnini toparlıyor. Sonra şu an yatakta hareketsiz yatan annesinin fotoğraftaki yüzüne yaklaşarak hayretle bakıyor. O zamanlar ne kadar da gençmiş! Boynu belli belirsiz bükülmüş. Yüzünde ailesinden ayrılacağı için hüzünlü ama sevdiğine kavuştuğu için memnun bir ifade var. Üzerinden elli yıl geçmiş halini karşılaştırmak için ışığı annesine doğru çeviriyor. Kadının gözleri kapalı. Hiçbir canlılık belirtisi göstermiyor. Sen bu hale düşecek kadın mıydın diye düşünüyor.
Acaba şimdi uyuyor mu?
Yoksa…
Anlayamıyor. Eskisi gibi inlemeleri duyulmuyor çünkü.
Bu durum ne kadar böyle devam edecek?
Annesi iki yıla yakın zamandan beri öylece yatıyor. Vücudunun belirli bölgelerinde sık sık pansuman yapılması gereken yaralar oluşmuş. Kız kardeşi kocasına söz dinletemediği için annesine hep o bakmak zorunda kalıyor. Bakıcı parası, hasta bezi, doktor kontrolleri, ilaç ve ek gıdalar çok masraflı. Babasından annesine kalan maaş yetmiyor, eksiğini o tamamlamak zorunda kalıyor. Ayrıca eşiyle bu konuda yaşadığı problemler de cabası. Bir keresinde annesinin bakımı konusunda büyük bir tartışma yaşamışlardı. Bakıcı tutulmasına sebep olan olay. Bıktım artık, dayanamıyorum demişti eşi. Bırakıp gidecek olmuştu da zor ikna etmişti kalması için. Şimdi onun da dayanacak gücü kalmamıştı. Acaba beklenen son bu gece gerçekleşmiş olabilir miydi? Kim bilir? Belki de…
Annesi ölmüş müydü?
Yoksa uyuyor muydu?
Daha dikkatli bakınca göğsünün yavaşça yükselip alçaldığını fark ediyor.
Annesi bu gece ölse yarın için yapacağı şeyler aklına geliyor. Cenaze hizmetlerini ara, kadın gassal araştır, mezar yerini kazıcıya göster, defin sırasında okuyacak hoca ayarla, kefen veriyorlar mı belediyeye sor, mezar taşı için mermerciyi ara, cenaze yemeği için fiyat al, akrabalara haber ver, veraset ilamına başvur, tapu intikal işlemlerine başla…
Geç kalmadan emlakçıya da gitse iyi olacaktı. Köydeki ev ve arsa, ayrıca şimdi oturdukları ev için piyasa rayici araştırmalıydı. Bu gayrimenkullerin satışı, ödediği birkaç kredi için gerekli olan nakit ihtiyacına çare olacaktı. Bu işlerin hepsiyle kendisi uğraşması gerekiyordu. Kız kardeşi başka ilde yaşadığı için bütün bu karışık prosedürlerle ilgilenemezdi. Hazırlık yapmalıydı. İnsan ölüme hazır olmalıydı.
Çiçekçi dükkanını bir günlüğüne kapatması gerekiyordu.
CENAZE NEDENİYLE KAPALIYIZ.
İşin aksi tarafı yarın iş yerinin olduğu semte Salı Pazarı kuruluyordu. O günlerde hafta boyunca yapamadığı ciroyu bir günde toparlardı. Telefonu susmak bilmeyecekti. Yok nişanımız var, yok düğünümüz var, yok cenazemiz var diye türlü türlü çiçek ve çelenk siparişi vereceklerdi. Onun da cenazesi vardı. Ya o! Dükkanı kapatmayıp da ne yapacaktı? Bu arada annesi için de şöyle gösterişli bir çelenk hazırlasa mıydı? Bilemedi. İnsan kendi annesinin cenazesine çelenk hazırlar mıydı? Bu konu hakkında şimdilik bir fikri yoktu ama ölüm zordu. Önceden bazı işlemleri kolaylarsa daha rahat ederdi. Bu iş gittikçe uzuyor, dayanılmaz bir hâl alıyordu çünkü.
Pencereyi açık bırakıp çıkıyor. Azalan fakat hala odada kalan kokuyu hissediyor. Bir şeyler yapmak lazım diye düşünüyor. Yatak odasının yanından geçerken duruyor ve eşine bakıyor. Hayır. Ne gerek var şimdi gece gece eşiyle arasını açmaya. Ya eskiden olduğu gibi yine… Balkona geçiyor. Bir sigara yakıyor. Dumanını karanlığa doğru üflüyor. Bir taraftan da cenaze işlemleriyle ilgili birçok şey kafasında dönüp duruyor.
Ani bir kararla önceden telefonuna kaydettiği cenaze hizmetlerinin numarasını tuşluyor. Ölüm bu. Nasıl olsa yirmi dört saat hizmet veriyorlardır diye düşünüyor arama yaparken. Üçüncü çalışta açılıyor telefon.
Cenaze hizmetleri buyurun.
Hayırlı geceler efendim.
Hayırlı geceler beyefendi, isminizi ve soy isminizi alabilir miyim?
Nadir Sönmezgil, bir şey sormak için rahatsız etmiştim sizi.
Buyurun efendim nasıl yardımcı olabilirim?
Cenaze için birkaç soru soracaktım.
Tabi ki öncelikle başınız sağ olsun, mevtanın isim, soy isim ve kimlik numarasını alabilir miyim? Siz mevtanın neyi oluyorsunuz?
Yok, öyle değil kardeşim, ben cenaze anında ne yapmalıyım onu soracaktım.
Tabi beyefendi öncelikle mevtanın ismi ve doğum tarihi lazım.
Şey…
Yalnız annem daha…
Neyse, adı Ayşe soyadı Sönmezgil, kimlik şu an yanımda yok, onu gerektiği zaman şey yaparım.
Öncelikle gerekli olan belge ölüm raporu, onu göndermeniz gerekiyor ki biz de işlemleri başlatalım. Bu arada size bu süreçte sunacağımız hizmetlerden bahsedeyim: bize adres bilginizi verince sabah oraya cenaze aracımızı göndereceğiz, siz yıkamayı kendiniz mi yaptırmak istiyorsunuz yoksa bizim gassalimiz mi yıkayacak?
Kardeşim durum öyle değil yalnız, siz beni yanlış anlıyorsunuz, bir dakika müsaade ederseniz anlatacağım.
Buyurun dinliyorum sizi.
Annemin ölümüyle ilgili neler yapmam gerekiyor?
Beyefendi anlıyorum şu an acınız var, anneniz ne zaman vefat etti öğrenebilir miyim?
Annem ölmedi kardeşim!
…
Yani daha tam ölmedi.
Hmmm öyle mi? Siz bu numarayı arayınca biz öyle anlıyoruz.
Tamam, annem daha tam ölmedi, ölürse neler gerekli onları sormak istedim size.
Beyefendi anneniz vefat ederse bize gerekli olan ilk şey doktordan alacağınız ölüm raporu, ondan sonra işlemlere devam edebileceğiz. Sonrası kolay zaten.
Doktor evet, ölüm raporu, tamam anladım kardeşim, ben sizi arayacağım, iyi geceler.
İyi geceler beyefendi.
Sigarasından son bir nefes çekerken iyice dibine geldiği için izmaritin süngeri dudağını yakıyor. Alelacele kapatıyor telefonu. Annesi ölürse doktordan ölüm raporu alınacak diye düşünüyor. Yapacağı öncelikli işi öğrendiği için garip bir sevinç kaplıyor içini.
Cep telefonunun arama çubuğuna cenaze namazı nasıl kılınır yazıyor.
Okuyor, okuyor, iyice ezberliyor.
Üşüdüğünü hissedince içeri giriyor.
Yatak odasının önünden geçerken tekrar bakıyor. İçerideki nefes alış verişini dinliyor. Eşi mışıl mışıl uyuyor. Bunu yapamam, tabi ki ona bir şey söyleyemem, saçmalık, belki de yakında her şey düzelecek, iki yıl öncesi gibi sadece eşim ve çocuklarımla birlikte yaşayacağım huzurlu bir hayatım olacak diye aklından geçiriyor.
Annesinin odasına giriyor. Ona doğru yaklaşıyor, durumunu kontrol ediyor. Aynı. Belli belirsiz nefes aldığı anlaşılıyor. Pencere açık olmasına rağmen koku yine de devam ediyor. Bakıcının gelmesine ise daha çok zaman var.
Annesinin yanından ayrılıp yatak odasına gidiyor.
Eşini uyandırmamaya dikkat ederek usulca yatağa süzülüyor.
Başını yastığa koyar koymaz uyuyor.
1977 Balıkesir İli Dursunbey İlçesi doğumlu. Öyküleri Aşkar, Edebiyat Ortamı, Temmuz, Mahalle Mektebi ve Post Öykü dergilerinde yayımlandı. Balıkesir’de yaşıyor.