
-Lütfen anla, susarak anlattıklarımı!
Yanına varıp sözsüz cümleler kurabileceğimiz dostları özlüyoruz. Yanında saatlerce susabildiğimiz dostları. Söze gerek duymadan, kelimeleri yormadan; ben, sen ve o zamirlerini dile dolamadan anlaştıklarımızı. Bizi ivazsız ve garazsız anlayan, bizim de gerekçesiz anladıklarımızı. Yanında huzur bulduklarımızı, huzura durduklarımızı.
Birkaç kişiden fazla sayamadıklarımızı, çokluk sıfatından arındırdıklarımızı.
“Acaba yanlış mı anlaşılıyorum?” endişesine kapılmadan…
Aynalarımızı, aynı hamurdan karıldığımız dostları özlüyoruz.
Onlara gerçek dost demeye gerek var mı? Dost dediğimiz zaten en değerli gerçeğimiz değil mi?
Hem en değerli hem de en nedret hali olan gerçeğimiz.
Dostun yanında kendimizi buluruz, kendimiz oluruz.
Dünyayı dostlarla tarif ederiz. Merkezde her daim onlar vardır. El yordamıyla etrafımızda sürekli onları ararız.
Dostlarımız bizim için neyse odurlar, bizi de neysek o olmaya çağırırlar. Sadece dostlarımızın yanında neysek o oluruz çünkü.
Ajandasız konuştuklarımız, mesafesiz, maskesiz, makyajsız ve mecazsız yanına vardıklarımız; ikinci bir dile ve diskura gerek duymadan hâl diliyle anlaştıklarımız. Dilsiz ve diskursuz hemhâl olduklarımız: Dostlarımız.
Dil farklı iki hâli dengeleme aracıdır, aynı hâlde bulunanların dile ihtiyaçları yoktur. Onlar sükût ederek de pekâlâ anlaşabilirler. Hatta sessizlik, onlar için çok daha etkili bir anlaşma aracıdır. Kelimeler bazen hâlin saflığını bulandırır çünkü. Hâl dili ise anlayana ciltler dolusu hikâye anlatır. Söze ve sayfaya ihtiyacı olmayan hikâyeler. Gerçek hikâyeler, hakiki menkıbeler.
Dostlarımızın yanında bütün sıfatlarımızdan, saygınlığımızdan soyunuruz; rütbelerimizi, payelerimizi bir yana bırakırız. Salt kalbimizle kalırız onların yanında. Onların yanında sadece kalbin yasaları geçerlidir. Başka yasaya ne hacet?
Dostluğun temeli anlamak ve anlaşılmaktır. Kalbimiz anlaşıldığı yerde atar. Dilimiz anlaşıldığı yerde çözülür. Bizler anlaşıldığımız yerde açarız kendimizi.
Hayatta sadece dostlarımızla konuşuruz, diğerleriyle kelime alışverişi yaparız; hesap, kitap, dünya işleri ve saire. Dostla alışveriş yapılmaz, alınıp satılacak metaların dünyasına inilmez.
Dostun yanına, yanı başına, sessizce konarız. Konuşmak konmaktan gelir. Sadece yanına rahatça konduklarımızla konuşabiliriz. Gönlünde rahatça konakladıklarımızla.
Parantez açma gereği duyduğumuz şerh cümlelerinin olduğu yerde dostluktan eser yoktur. Dost açıklama yapma gereği duymaz, dostlar arasında yanlış anlama da olmaz. Yanlış anlaşılan yerde dostluk olmaz.
Acabaların ve kuşkuların göğünde dostluk kuşu kanatlanmaz.
Dostumuzun yanında bir akarsuyun yanındaki kadar rahat ve doğalızdır.
Gökyüzü kadar zengin ve hür. Toprak kadar mümbit.
Dostun bağında hüznümüz ve kederimiz hafifler. Dünya ağırlığını kaybeder. Faniliğin yakıcılığı daha katlanılır hâle gelir. Dostun dili şifalıdır çünkü. Dost dostun “gada”sını alır. Dost dostun sılasıdır.
Dostun ikamet yeri gönüldür. Dost sadece gönülde ağırlanır, ağır misafirdir çünkü.
Şu her gün bir yerinden eksilen dünyada, görünce içinizde güller açtıran birkaç dostunuz varsa ne kadar şanslısınız! Fani dünyanın size verebileceği en büyük mülkiyet hâlden anlayan birkaç dost olsa gerektir. Gerisi yük ve mihnet.
Müslüm Gürses’in bir şarkısında söylediği gibi “Cümle dünya sizin olsun/Bir dost bir post yeter bana.” İşte, minimalizmin eşsiz felsefesi. Sadelik içinde en büyük zenginlik, en büyük derinlik.
Dünya dediğimiz hengâme hızla akıp gidiyor, ne kadar ışıltılı bir hayat olursa olsun, nihayetinde acımasız bir tekinsizlik içince soluyor. Günü gelince “tahtından” inmeyen ve “ayaksız ata” binip gitmeyenimiz mi var?
Geriye dönüp baktığımızda dostlarla yapılan muhabbetin tadından başka ne kalıyor elimizde?
“Anılar defteri”nin en mutena köşesinde, birkaç güzel hatıra, birkaç kurutulmuş “gül yaprağı” yok mudur?
Vardır elbet. Bir umut titreyişi. Eşsiz bir hatıra demeti ki anısı dünyaya değer.
“Dost bağına bahanesiz girilmez.” diyor atasözü.
Ben de diyorum ki:
“Dostun varlığından daha büyük bahane mi var?”
1973’te Samsun Terme’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Edebiyat ve sosyoloji okudu. Şiir ve yazılarını Dergâh, Hece, İtibar, Karabatak, Mahalle Mektebi, Yedi İklim, Edebiyat Ortamı, Yitiksöz dergilerinde yayımladı. Kahramanmaraş’ta yaşamakta, yazı çalışmalarına burada devam etmektedir. Yayımlanmış eserleri:Söz Hakkı (2011, Şiir)Dünya Hatırası (2016, Şiir)Tanışmak İnsanı Yorar(2021,Şiir)