
“Gönül hun oldu şevkinden boyandım ya Resulullah,
Nasıl bilmem bu nîrana dayandım ya Resulullah
Ezel bezminde bir dinmez figandım ya Resulullah
Cemalinle ferahnâk et ki yandım ya Resulallah
Yaman Dede
Nasıl ki Hz. Muhammed`in peygamberler içerisinde ayrı bir yeri varsa na`tların da şiirler içerisinde ayrı bir ve özel bir yeri vardır. Sezai Karakoç: İnsanın ufku peygamber, şiirin ufku na`ttir, demiştir. Günümüz şairlerinden Celal Fedai na`ti bir dağ olarak tanımlar. Teknik olarak Na‘t; özellikle Fars ve Türk edebiyatlarında konusu Hz. Peygamber olan, Resûlullah’ı çeşitli vasıfları ile öven şiirlerin yaygın adıdır. Bu şiirler, öncelikle Hz. Peygamber’e duyulan sevgiyi çeşitli mecaz ve teşbihlerle dile getiren şiirlerdir. Geçmişi oldukça eskiye dayanan ve ilk örneklerini daha efendimiz hayattayken sahabe büyüklerimizin yazdığı na`tlarda; muhtevası itibariyle Hz. Peygamber’in isim ve sıfatları, kâinatın efendisi, yaratılışın gayesi ve Allah’ın habibi oluşu, örnek ahlâkı, üstün vasıfları, fizikî özellikleri, mûcizeleri, diğer peygamberlerden üstünlüğü dile getirilir. Bu hususları konu edinen âyet ve hadisler telmih ya da iktibas edilir. Türk edebiyatındaki ilk na`t örneği Türk-İslam edebiyatının ilk numunesi de olan Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’inde karşımıza çıkar. Edebiyatımızın bilinen en eski mesnevisi olan bu esere Yusuf Has Hacib, münacat bölümünden hemen sonra on beş beyitlik bir na`tla başlar.
Na`tlarda Hz. Peygamber`e duyulan sevgi çeşitli vesileler ile anlatılır. Şairleri na`t yazmaya iten çeşitli sebepler olmuştur. Bunların başında Hz. Peygamber`in Kur`anı Kerim`de çeşitli vasıfları övülmesi gelmektedir. Allah`ın habibi ve âlemlere rahmet olan, yüce Allah`ın övdüğü Peygamberi elbette insanlar ve melekler de övecektir. Şüphesiz kimse Peygamberi yüce Allah`tan daha güzel bir şekilde methedemez yine de şairler Hz. Peygamberi zarif ve parlak teşbihlerle övmekten vazgeçmediler. Çünkü sevgiliyi dilinden düşürmemek aşığın tabiatında vardır. “Sen Ahmed ü Mahmûd ü Muhammedsin efendim / Haktan bize sultân-ı müeyyedsin efendim” (Şeyh Galib)
İslam güzellik dinidir. Nezaket dinidir. Zarafet dinidir. Resulullah ise bütün bunları kendi hayatında ve şahsiyetinde kemale taşımış, yaşamış ve yansıtmıştır. Bu nedenle Peygamberin hayatını konu edinen başta siyer olmak üzere bütün metinlerin bu kemale ermiş örnekliğin aktarımında oldukça büyük bir rolü vardır. Na`tların da Hz. Peygamber`in sünnetini, hadisini dolayısıyla güzel ahlakını aktararak bir karakter inşasında önemli bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla şairlerin na`t yazmaktan maksatları Hz.Peygamber`in güzel ahlakını da anlatmak ve bu vesile ile sınırları ve kültürleri aşan bir Müslüman karakterini inşa etmektir.
Yukarıda da söylediğimiz gibi Peygamber efendimizi öven ilk şiirler daha o hayattayken Abdullah İbni Revaha, Hasan Bin Sabit gibi sahabeler tarafından yazılmıştır. Bu dönemde yazılmış na`tların en meşhuru Kâ’b b. Züheyr’in Ḳaṣîdetü’l-bürde (Hırka Kasidesi) adıyla meşhur kasidesidir. Şair, Müslüman olmadan önce Peygamber hakkında kötü sözler söylemiş ancak Müslüman olduktan sonra onun huzurunda okuduğu ve Banet Suat dizesiyle başlayan bu şiirinin ardından affına mazhar olmuştur. Hatta peygamber şiirden çok etkilendiği için şairini üzerindeki hırkası ile ödüllendirmiştir. Bu olay Hz. Peygamberi sağlığında göremeyen tüm Müslüman şairler için adeta bir mihver olmuş. Kâ‘b b. Züheyr`in Ḳaṣîdetü’l-bürde’yi yazmak suretiyle Hz. Peygamber’in affına mazhar olması gibi şairler de na`tları ile Resûl-i Ekrem`in mahşerde tecelli edecek olan şefaatini ümit etmişlerdir. Hangi maksatla yazılmış olursa olsun na`tların son bölümünde şairler günahkârlığını itiraf edip, kıyamet gününde şefaat yetkisinin Peygamber`de olduğunu hatırlatarak ondan şefaat talebinde bulunurlar. Dolayısıyla şairlerin na`t yazarken en büyük motivasyon kaynağı onun şefaatine nail olma isteğidir.
Celal Fedai`den mülhem bir şekilde söylersek şiir bir dağ ise na`t da o dağın zirvesidir. Nice şairler bu dağa tırmandılar ama pek azına zirveye ulaşmak nasip oldu. Şiir dağının zirvesine ulaşıp na`t yazma şerefine nail olanlar söz vadisinde ölümsüz oldular. Fuzûlî`nin dediği gibi onu övmenin bereketiyle sözleri adeta bir inci tanesine dönüştü. Yümn-i na'tinden güher olmış Fuzûlî sözleri /Ebr-i nîsândan dönen tek lülü-i şehvâra su
Şeyh Galip`in “Sen Ahmed ü Mahmûd ü Muhammedsin efendim / Haktan bize sultân-ı müeyyedsin efendim” beytiyle müseddes-i mütekerrir şeklindeki na‘tı, Fehîm-i Kadîm’in . Mihr ü meh devr eyledikçe ‘âlemi her subh u şâm /Sad selâm olsun revân-ı pâkine her rûz u şeb beyti ile biten ve birçok şair tarafından nazîre yazılan “rûz ü şeb” redifli na‘tı, Nâbî’nin, hac yolculuğu esnasında Medine yolunda söylediği rivayet edilen, “Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâ’dır bu / Nazargâh-ı ilâhîdir makām-ı Mustafâ’dır bu” matla‘lı na‘tı, Türkçenin Banet Suat`ı olarak bilinen Fuzuli`nin Su Kasidesi isimli na`tı şairlerinin birçok şiirinin içinde farklı bir şöhrete sahiptir. Bu şöhret bir Arap şaire ait olan:“Mâ medahtü Muhammeden bi makâlâtî/Lâkin medahtü makâlâtî bi Muhammedin” (Ben kelamımla Hazreti Muhammed’i (s.a.v) övmedim. Ancak Hazreti Muhammed (s.a.v) ile kelamımı yücelttim.) dizelerinde anlatılan durumun adeta delaletidir.
Sadece divan edebiyatında ya da tekke edebiyatında değil son dönem edebiyatımızı temsil eden şairler de çok güzel na`tlar yazmışlardır. Mehmet Akif Ersoy`un Bir Gece isimli şiiri, Necip Fazıl`ın Nebi isimli na`tı ile “O`nun ümmetinden ol” dizesiyle meşhur şiiri, Arif Nihat Asya`nın “Seccaden kumlardı” dizesiyle başlayan na`tı, Sezai Karakoç`un Küçük Na`t isimli şiiri Türk edebiyatının coşkuyla söylenmiş en güzel na`tlarından bazılarıdır. Efendimizin örnek ahlâkı, üstün vasıfları sadece muhafazakâr şairlerin değil Turgut Uyar, Recaizade Mahmut Ekrem gibi profan şairlerin de hayranlığını kazanmış, onlar da na`t türünde şiir yazmışlardır. Hatta bu hayranlık sadece Müslüman şairlerde değil İslam ile müşerref olmamış Victor Hugo, Goethe, Rainer Maria Rilke gibi Hristiyan şairlerde de oluşmuş olmalı ki onlar da Hz. Peygamber`den sitayişle bahşeden şiirler yazmışlardır. Hangi dinden hangi görüşten olursa olsun tüm na`t yazmış şairlere Efendimiz`in şefaatine nail olmaları için dua edelim ve sözü bir Urdu şairin şu dizeleri ile bitirelim:
Dostlarım Hepimiz bir hiçliğe doğru yol olacağız
Bu yolculukta naatlar yanımızda olursa eğer
Yolda azıksız kalmayacağız demektir
İlk ve orta öğrenimini Adana`da yaptı. Çukurova Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı lisans, Uludağ Üniversitesi Türk İslam Edebiyatı yüksek lisans mezunudur. 10 yılı aşkın bir süredir Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yapmaktadır. Türk edebiyatı, dili ve kültürü ile ilgili okumalarını bir verime dönüştürme gayretiyle yazmaya ve üretmeye çalışmaktadır.