Menu
İyi İnsanların Düştüğü Çukur: Goriot Baba’nın Trajedisi
Deneme/İnceleme/Eleştiri • İyi İnsanların Düştüğü Çukur: Goriot Baba’nın Trajedisi

İyi İnsanların Düştüğü Çukur: Goriot Baba’nın Trajedisi

“İnsanlara, onları size nankörlük yapmaya mecbur bırakacak kadar büyük iyiliklerde bulunmayın.”

— Honoré de Balzac


Goriot Baba’nın hikâyesi, sadece bir babanın değil, iyi bir insanın trajedisidir.


Balzac’ın İnsanlık Komedyası içinde sessiz ama çarpıcı bir yere sahip olan bu romanı, bize şunu sorar: İyilik, bir insanı kurtarır mı, yoksa tüketir mi?


Goriot Baba’nın hayatı bu sorunun cevabında çözülür. O, kızları için her şeyini feda eden bir adamdır. Fakat bu fedakârlık karşılık bulmaz. Sevgisi yüce bir şey değil, kullanılacak bir araç gibi görülür. Ve bu yüzden, onun hikâyesi yalnızca bir baba-kız ilişkisi değildir. Aynı zamanda bir iyiliğin, bencillik karşısında nasıl sistematik biçimde sömürüldüğünün hikâyesidir.


Bugünün dünyasında bu hikâye daha da tanıdık gelir. Çünkü artık iyilik çoğu zaman şüpheyle karşılanır. “Bir çıkarı mı var?” diye sorarız kendi kendimize. Yardım eden biri görünce içgüdüsel olarak mesafe koyarız. Fedakârlık, aşırılık; sadakat, saflık gibi okunur. Ve bütün bunların arasında, iyi insanlar yalnızlaşır.


Goriot Baba, başından sonuna kadar bu yalnızlaşmanın içindedir. Yaşadığı pansiyonda kimse ona gerçekten bakmaz. Kızları, onu ancak ihtiyaç duyduklarında hatırlar. Rastignac bile onun trajedisini önce gözlemleyen, sonra unutan bir figürdür. Goriot’nun hayatı, yavaş yavaş, kimsenin ilgilenmediği bir çöküşe dönüşür.


Bu çöküş rastlantısal değildir. Goriot Baba’nın fedakârlığı bir sisteme çarpar. Çıkar ilişkileriyle işleyen, duyguyu zayıflık sayan, bireyin değerini maddi başarıyla ölçen bir sistem. Onun içinde sevgi, yer bulamaz. Baba figürü anlamını yitirir. İyi niyet, zayıflığın başka bir adı olur. Bugün de benzer bir yapı içindeyiz. Kariyer, performans, rekabet, bireysel başarı… Bu kavramlar arasında iyilik yer bulmakta zorlanıyor. Birine karşılıksız vermek, çoğu zaman “kendini kullandırmak” olarak okunuyor. Ve bu yüzden Goriot Baba hâlâ günceldir. Hâlâ sessizce çöken insanlar var. Ve hâlâ kimse o çöküşü görmek istemiyor.


Goriot Baba’nın hikâyesi, aynı zamanda bir temsil hikâyesidir. O, kendisini var edebileceği bir kimlik inşa etmez, tamamen çocuklarının mutluluğu üzerinden bir varlık kurar. Bugünün dünyasında da sıkça rastlanan bir durumdur bu aslında. İnsanlar kendilerini başkalarının mutluluğuna, onayına, başarılarına bağlayarak tanımlar. Ama bu bağımlılık, sonunda kimliksizliğe dönüşür.


Romanın sonunda Goriot ölür. Kimse onu gerçekten uğurlamaz. Sadece birkaç insan, bir zorunluluk gibi başında durur. Ama asıl ölüm, o gün gerçekleşmemiştir. Asıl ölüm, bir insanın artık sevilmeyeceğini anladığı andır.


Bu trajedi sadece Goriot Baba’nın değildir. Onu görmezden gelen herkesin trajedisidir. Çünkü bir toplum, iyi insanların çöktüğü yerlere bakmamayı alışkanlık haline getirdiğinde, kendi geleceğini de o çukura bırakmış olur.


Bugün kendimize dönüp sormamız gereken soru şudur:


İyilik hâlâ bir erdem mi, yoksa yalnızca faydasız bir yük mü?


Eğer ikinciyse, hepimiz Goriot Baba’nın kaldığı odadayız.


Sadece henüz farkında değiliz.

Ayşe

1983 yılında Merzifon’da doğdu. 2006 yılında Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü’nden mezun oldu. 2010  yılında İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Kimya Bölümü’nde Tezsiz Yüksek Lisansını tamamladı ve pedagojik formasyon eğitimini alarak öğretmenliğe adım attı.Yaklaşık 15 yıl boyunca Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı çeşitli kurum ve kuruluşlarda, engelli bireyler ve destek ihtiyacı olan çocuklarla  çalıştı. Bunun yanı sıra çeşitli eğitim kurumlarında Kimya ve Fen Bilgisi öğretmeni olarak görev yaptı. Hâlen öğretmenlik mesleğini büyük bir tutkuyla sürdürmektedir.Edebiyat alanında özellikle çocuklara yönelik içerikler üretmekten büyük bir mutluluk duyan yazarın, 2025 yılı Mayıs ayında, 3–6 yaş grubuna hitap eden “Hızlı Koşanlar Kasabası” ve “Benim Adım Cesur” adlı iki kitabı yayımlandı.Aynı zamanda Merzifon Bilgi Gazetesi’nde “Hikâye Bahçesi” adlı köşede düzenli olarak yazılar kaleme almakta; kişisel blogu üzerinden de yazın yolculuğunu paylaşmaktadır.İlk yayın deneyimini, 2025 yılında ‘23 Nisan Dergisi’nin özel sayısında yayımlanan “Egemenlik Ormanı” adlı öyküsüyle yaşadı.2025 Temmuz ayında yayımlanan Derin Kalem Dergisinin ikinci sayısında ise Gabriel Garcia Marquez'in "Yüzyıllık Yalnızlık" eseri üzerine kaleme aldığı "Zaman Unutur, İnsan Tekrarlar: Macondo'da Yalnızlık Üzerine" başlıklı inceleme yazısı yayınlandı.

Daha fazla görüntüle