
Sena, bir ceylan henüz hayatının baharında
vadilerde kaybolmuş bir ahu
bir simge, güzelliğinin şahikasında
en güzel şiir, hayatının baharında…
bir ders, anlatılmadan sırrolmuş
sevi obasından düşen bir ay parçası
o, gelecek baharların müjdecisi
zamanın benzersiz gerçeği
karanlık akşamların yolunda kervan çiçeği
kış ortasında sımsıcak bir tebessüm
dokunsalar ağlayacaktın,
kimselerin görmediği tenha yerlerde
su boylarında, kapalı mekanlarda
memnu bir aşkı açık açık yaşarken,
kalbini ipeksi iplerle ötekine
bağlayıp ateşle dağlardın…
gün aydın değildi,
kurtla kuzu el ele dicle kıyılarında,
ateşle barutun tehlikeli oyunlarıydı bunlar
üç beş günlük dünyevi hazlar uğruna
-olgunlaşmamış bir nefsin ihvasına yenilerek-
bir çiçeği koklayıp yere atmışlar,
bir ceylanın kalbini kanatmışlar…
aşkın ölümcül okları kalbine değince
sen tarifsiz mutsuzluklara koştun,
temkinle yaklaşmak vardı oysa, sanal vaatlere
güncel aşkların sahiciliğine inandın
oysa aşk bir çıkmazdı, çözülemeyen kördüğüm
daima acılar mı düştü payına,
elinde demet demet çiçeklerle oysa,
dönerken sevdanın etrafında mutlu görünüyordun
kısmetinde ne vardı talihsizlikten başka
örneğin beyazlar içinde telli duvaklı bir gelinlik
yüz görümlüğü beyaz yalanlar
derin sularda aşkla oynanmaz sena
sonra dönersin kuru bir yaprağa
zamansız olgunlaşan meyveler gibi düşersin toprağa
yenilgiler dokudun ilmek ilmek gençliğin tazeliğinde
sonunda terk edildin
seni anlamadılar Sena,
oysa en büyük yanılgıdır aşk
yaşam yorgunu ahu gözlerinden kan akarken
dikenli yollarda düşe kalka yürüdün
tükendin aşka feda ederken kendini
ellerinle kestin seni hayata
bağlayan o narin pamuk ipliğini
birkaç güzel sözle bir ömür geçmez Sena
nazenin çiçekler tez solar hoyrat ellerde
zamanla şartlar değişince tükenir sevda sözleri
kaç genç kız daha dünyanın rengine aldanır?
bu ormanlar koyu karanlıktır Sena
aşkın ateşi yakar sonra herkesi…
tendeki bıçak yarasının izi silinmez
daha bahar gelmeden başlar kışın şarkısı
geceler karanlıktır, sis erken çöker buralarda
yakıcı bir kezzabın azabı göğsüne düşer
fani bir güzellik uçar gider meçhule
sen buruşturulup atılacak bir kâğıt mendil değilsin ki
istiridyenin kabuğu açıldığında beliren saf inci
en zehirli oklarla delinir bir genç kızın kalbi
aşk biter, terk eder ruh eşini
bir katilin elleri kadar kirlidir artık ellerimiz
buz kesmiş ellerinle dünya vadisinin tutunarak sarp kayalarına
yalnızlığı yaşadın sonuna kadar
senden geriye bir pırıltı kaldı yalnızca
biraz saflık, masumiyet ve yaşanmamış düşler
kefenini kuşanarak beyaz gelinlik niyetine.
kalır geriye acılı bir hikâye ve son sözler:
“mezarıma dahi gelmesin kem kuşlar,
benden ona sonsuz bir acı yadigâr olsun”
sizin oralarda; ceylanlar su içmeye hâlâ iner mi ırmağa
ilkin en güzel atlar vurulur kalbinden
kuşlar gecenin karanlığında uçar,
dağda bir ceylan ölür,
güzellik ebedi yalnızlığına gömülür
cennet hepimizin düşü Sena,
yazgın kara ve kısa yazılmış,
aşk sonsuz bir yenilgidir anlasana
1973 yılında Edirne’de doğdu. Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1995 yılında mezun oldu. Evli ve iki çocuk babasıdır. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir proje okulunda Türkçe öğretmeni olarak çalışmakta ve -uzun yıllardır- İstanbul’da yaşamaktadır.Eserleri “Yedi İklim, Dergâh, Ayna ve İnsan, Temrin, Mağaradakiler, Barbar…” dergilerinde yayımlandı. Halihazırda şiir, öykü, deneme ve röportajları “Hece, İstanbul Birnokta, Dil ve Edebiyat, Temmuz, Hayal Bilgisi…” dergilerinde yayınlanmaya devam etmektedir.1993’te Cahit Zarifoğlu Şiir Birinciliği, 1995’te Altın Koza Dadaloğlu (Altın Koza Film Festivalinde şiir dalında) Özel Ödüllerini aldı. “Atlılar” dergisi tarafından en iyiler –şiir dalında- arasında gösterildi. Çeşitli mecralarda köşe yazıları yazdı. Şiirleri 2015 yılında “Ten ve Gölge” ismiyle kitaplaştı. “ SON BİSKÜVİ” adlı öykü kitabı da, Ötüken Neşriyat tarafından Kasım 2016’da yayımlandı. Yazar, “Son Bisküvi” kitabıyla Hayal Bilgisi dergisi, 2017 Öykü Ödülüne layık görüldü. İstanbul’da yaşamaya ve yazmaya devam etmektedir.