Menu
KADİR TANIR'A RAHMET
Haberler • KADİR TANIR'A RAHMET

KADİR TANIR'A RAHMET

Öykücü ve romancı Kadir Tanır 14 Aralık 2011 tarihinde Hakkın rahmetine kuvuştu. Kadir Tanır’a rahmet, kederli ailesine, dostlarına, arkadaşlarına başsağlığı ve sabır diliyoruz.

www.edebistan.com

Kadir Tanır, 1953’te Kahramanmaraş’ta doğdu.
İlk ve orta öğrenimini Kahramanmaraş’ta tamamladı. İstanbul Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi Mimarlık Bölümü’nü bitirdi (1976).
Kahramanmaraş Belediyesi’nde memur, il imar müdür muavinliği, il imar müdürlüğü, park ve bahçeler müdürlüğü, Kahramanmaraş Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü’nde mimar ve şube müdür vekili olarak çalıştı, emekli oldu (1998), serbest mimar ve müteahhit olarak çalıştı.
Edebiyat hayatına 1976’da Mavera dergisinde yayınlanan bir öyküsüyle başladı. Öykü ve yazıları Mavera, Kaşgar, Alkış ve Yedi İklim dergilerinde yer aldı.
Alagün (Akabe, Ankara 1982); Güz Yağmurları (Ukde, Kahramanmaraş 1998); Savaş İmparatorluğu (İz, İstanbul 2004); Küskün (anı-öykü) adlı öykü kitapları; Şeytan Sarmalı (2006), Sonsuz Uzun Ölüm (2008), Suikast Selamlığı (2009) adlı romanları bulunan Kadir Tanır 14 Aralık 2011 tarihinde vefat etti.

Rasim Özdenören, Kadir Tanır’ı “Ah, Kadir Ah” başlıklı şu yazısıyla uğurladı:

Yüreği iyilik ve sevgi dolu insan...

Hayatı boyunca belki hep yazar olmak, yazar olarak kalmak, ekmeğini yazarlıktan yemek istedi. Ancak hayatın zorunlulukları onu -Türk yazarlarının nerdeyse ortak kaderi halinde- yazarlık dışındaki işlerle didişmeme durumunda bıraktı. Sürekli hastalıklarla boğuştu. Ondört yaşındayken yakalandığı menenjit hastalığı kulağında arıza bıraktı. Bir süre hiç duymadı. '90'lı yılların başlarında Eskişehir'de geçirdiği bir operasyondan sonra bir cihaz sayesinde yeniden işitmeye başladı. Öykülerindeyse ses betimlemelerine ayrıntılı olarak yer verdi.



Çocuk yaşta -onüçünde- şiirler, öyküler yazmaya başladı. Onaltısında bir roman denemesi oldu. 1980'li yılların başlarından itibaren Mavera dergisinde öykülerini yayınlamaya başladı. Erdem Bayazıt, onu Maraş'tan tanıyordu. Mavera'ya yazmaya başladığında, biz onu acemi bir yazar olarak karşılamadık. Tam tersine, öyküleri, belli bir deneyimin süzgecinden geçmiş ürünler

olarak yayınlandı. Nitekim kısa bir süre sonra ilk öykü kitabı Alagün hepimizin kitaplarının yayınlandığı Akabe Yayınevi'nin listesinde göründü (1982). O münasebetle kendisiyle yaptığım bir konuşma Mavera'da yer aldı. Uzunca bir süre Mavera'da yazdıktan sonra birdenbire sustu, yazmayı bıraktı.

Sonra Güz Yağmurları adını taşıyan öykü kitabıyla yeniden ortaya çıktı(1998). Birkaç yıl sonra, 2004'te Savaş İmparatorluğu öykü

ve 2006'da Küskün anı-öykü kitabını yayınladı. Bu kitaptan sonra da Şeytan Sarmalı (2006), Sonsuz Uzun Ölüm (2008), Suikast Selamlığı (2009) adlarını taşıyan romanlarını yayınladı.

Ben, onun öykülerinde olsun, romanlarında olsun, bir mimarın hendese dikkatini görmüşümdür. Ancak bu cümlemizin kuru, geometrik bir yapı bağlamında anlaşılmamasını isterim. Ondaki duyarlık yer yer sınır noktalara ulaşır.

Romanlarında giderek denemeye çalıştığı fantazya unsuru ön almaya başladı.

Bense, onun Yediiklim dergisinde yayınladığı anı-günlük karışımı olan yazılarında sözünü ettiği Maraş insanını anlatmasını istiyordum. Maraş ziyaretlerimde yaptığımız görüşmelerimizde bu hususu sürekli vurguladım. Ve nihayet bir Maraş romanı -Maraş insanını anlatan bir romanı- kaleme alacağını söylemişti.

Sonsuz Uzun Ölüm romanını yayınlanmadan önce okuduğumuzda, kendisine gönderdiğimiz, bilahare kitabın arka kapağında yer alan değerlendirme yazımızda şunları söylüyorduk:

"Sağlam bir mantık, titiz bir kurgu, dikkat ve özen, kelime işçiliği... Bütün bunlar Kadir Tanır'ın metinlerinde belirgin olarak görünen özellikler. Aynı titizliği ve usta örgüyü onun bu son çalışmasında da gözlemliyoruz. Tanır'ın mimar bakışı ve kılı kırk yaran ayrıntı dikkati romanın ana örgüsüyle buluşuyor. Gerilim, entrika, duygusallık, bilim-teknik.. işini bilen bir ustanın elinde harikulade bir titizlikle harmanlanıyor. Edebî-gerilim, Türkçede Tanır'ın kaleminden yeni bir tür halinde fışkırıyor. Yazar, çağının gerçeklerini dile getirirken bu gerçeklerin altına tanıklığının imzasını atıyor. Türkçenin son yıllardaki en nitelikli çıkışlarından biri..."

Keza Sadık Yalsızuçanlar'ın da aynı kitap hakkındaki şu değerlendirmesini buraya almak isterim:

"Yazar, bilim ve teknolojinin geldiği noktadan sık yardım alarak yazdığı bu kitapta, yanı başımızda yaşanan insanlık dışı suçlara karşı hassasiyetini, yine faillerinin de anlayabileceği bir söylemle dile getiriyor. Meraklı bir konunun, sade, akıcı ve tempolu bir üslûpla bir şimşek hızıyla önümüzden geçip gittiğini kanlı ayak izlerinin eşliğinde izliyoruz. Okuru hayrete düşürecek, bu kadarı da olamaz dedirtecek, fakat o kertede de inandırıcı bir roman... Kadir Tanır, modern anlatı diline, kendi öykü ve roman birikiminin sınırlarını da genişleterek yeni katkılarda bulunuyor."

Maraş'a her gittiğimde mutlaka ziyaret ettiğim birkaç isimden biri olan Kadir Tanır, beni edebiyat konusunda mutlaka konuşturmak ister, sorular sorar, çoğu kez konuşmalarımızı bant kaydına da alırdı. O kayıtların kaybolmadığını tahmin edebilirim.

Tekraren söyleyeyim. Kadir Tanır, maddî açıdan olmasa da manevî açıdan çileli bir hayat yaşadı. Ömrünün her döneminde farklı sıkıntılar geçirdi. Ancak hiçbir zaman halinden şikâyetçi olduğunu görmedim. Her defasında yumruğunu sıkıp biraz havaya kaldırarak: "Bomba gibiyim" derdi. Geçirdiği son 1 ayı, bir hastane odasında yalıtılmış halde geçti. Ancak eşinin refakatine müsaade ediliyordu. 14 Aralık 2011, Çarşamba günü, bir ikindi sonunda dünyaya gözlerini yumdu. 16 Aralık Cuma günü Kahramanmaraş'ta toprağa verildi. Onu her zaman rahmetle ve özlemle anacağız (Yeni Şafak, 18.12.2011)