
İpler Dolaşınca, Veysel Altuntaş’ın üçüncü eseri. Yazar, öykü türündeki Yaşamak Sandığım ile roman türündeki Adına Romanlar’ı yayımladıktan sonra İpler Dolaşınca adını verdiği on bir müstakil öyküden oluşan bir eser ile selamladı okurunu. Bu eser, okuyucuyu metaforik derinliği olan güzel bir isim ve etkileyici bir kapak ile karşılıyor. Kurguya hasredilmiş üçüncü kitap, bir yazarın üslubunun oturduğu; dilinin, anlatımının iyice kıvam bulduğu bir eser özelliği taşır genellikle. İpler Dolaşınca, daha ilk kitabında olgun örnekler ortaya koymuş bir yazar tarafından kaleme alınan bir eser olunca bu beklentimiz artmış olarak çeviriyoruz sayfalarını. “İyilere…” ithafıyla açılıyor kitap, ne güzel bir ithaf bu.
İpler Dolaşınca’ya bir bütün olarak baktığımızda dikkati çeken ilk özellik şu oluyor: Yazar, alışılmışın dışına çıkmak, farklı hikayeler anlatmak istemiş. Farklı bir dilin, farklı öykü atmosferlerinin, değişik anlatım tekniklerinin, kısacası eskimemiş bir üslubun peşinde. Bunu yapmaya gayret ederken belli sınırları gözettiği çok açık: Absürt, uçuk, avantgarde bir dile sapmaktan imtina etmiş. Kalbî olanın peşinde, okuyucuyu yormayan şiirsel bir derinlik, hislerle kurulan güçlü bağ, öykülerin karakterini belirliyor.
Bu eserdeki öyküler, birbirinden bağımsız olmakla birlikte belli ortak özelliklere sahip. Şehir öyküleri bunlar, şehirli bir yazarın kaleminden çıktığı belli öyküler. Köye dair, kasabaya dair, bir toplumun en geleneksel damarına dair izler belli belirsiz yer alıyor bu öykülerde. Şehir sosyolojisinin hâkimiyetine rağmen güçlü aile bağları dikkat çekiyor. Öykülerdeki ana karakterler genellikle toplumun orta sınıfına mensup insanlar olarak karşımıza çıkıyor. Ana karakterden bir önceki neslin geleneksel toplumun içinden çıktığı; kırsal ile, köy ve kasaba kültürü ile hemhâl olduğu belli edilmiş birçok öyküde. Çoğunlukla çekirdek aile düzeyinde kalsa da güçlü aile, dost, arkadaş bağlarına vurgu yapan, bu bağların zayıfladığı yerlerde düğümlenen hikâyeler anlatmış yazar. Anne baba ile, eş ile, sevgili ile, dost ile bağların zayıfladığı noktalarda çiçeklenen hikâyeler… Öykülerin kahramanları genellikle ince ruhlu, hassas insanlar. Bu öykülerin kadrajına, iyi insanların dünya hayatının zorluklarıyla baş etmeye çalıştıkları sahnelerin görüntüleri giriyor çoğunlukla. Veysel Altuntaş genç bir yazar, doksanlı yıllarda dünyaya gelip çocukluğunu bu yıllarda idrak edenlerden. Kendi neslinin öyküsünü yazmış aslında; bu neslin gördüklerinin, tanık olduklarının, hissettiklerinin… Derinliği kendi tecrübelerinde, kendi neslinin tecrübelerinde aramış ki bu yeni bir pencere, dünyayı yeni bir algılama açısı açıyor biz okurlara. Görece yeni bir dünyanın seslerini duyma, renklerini görme imkânı buluyoruz böylelikle.
Bu kitaptaki hikâyelerin aile ilişkilerine bakan tarafında özellikle “baba” figürü çok belirgin bir yer tutuyor. Belli ki yazarın ruh ve zihin dünyasında babalık kavramının yeri çok mühim. Hikâyelerdeki baba-evlat ilişkileri öyle büyük çıkmazlara girmiş ilişkiler değil; yaralar var elbette, yazar yaralanmış baba-evlat ilişkilerine de ışık tutuyor zaman zaman ancak bu ilişkilerde iyileşmeye giden yolu açık tutmayı tercih ediyor; umuda, iyiliğe açılan kapıyı kapatmıyor. Yazarın bunalımdan, acıdan beslenen bir dili, bakışı tercih etmediği besbelli. Her ne kadar maddeciliğin ağır yüküyle zedelenmiş şehir insanının ruh dünyasını yansıtan öyküler kaleme alsa da bu toprakların değerlerine güvenen, bu değerlerin imlediği güzelliklerin hayatın karmaşası içinde zayıflayan sesine dikkat çeken tavrını daima koruyor yazdıklarında.
Veysel Altuntaş’ın yayıncılık ve sanat dünyası içinde uzun zamandır üstlendiği editör kimliğinin öykülerindeki karakter inşasında etkili olduğu açıkça fark ediliyor. Edebiyatın yanı sıra görsel sanatlarla ilgilenen, grafikle sanatın birleştiği noktalarda da çalışmalar yapan yazarın hikâyelerinde ressam, görüntü yönetmeni, senarist, redaktör, öykü yazarı, blog yazarı, şair, müzisyen gibi sanatçı kimlikleri taşıyan kahramanlar kimi zaman baş karakter kimi zaman yan karakterlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bir fotoğraf, bir resim, bir müzik aleti, bir kitap üzerinden bazen bir şairin şiir dosyasından veya bir kameranın kadrajından neşet edip büyüyor hikâyeler. Sosyal medya, yapay zekâ kavramları da tabii bir şekilde yerini almış kimi öykülerde. Yitik Ezginin İzinde adlı öyküden masalsı ve şiirsel bir hava alırken Ciğeri Temiz Edebiyatçı’da mizah ve yergi unsurlarıyla karşılaşıyoruz. Bir İp İzleği ve Satıh adlı öykülerde mistik olana açılan metaforik anlatım hâkimken Bir Kapı Aralığı’nda realist ancak derin bir hikâyeyi okuyoruz. Bir Şirket Etkinliği öyküsü modern yaşamın sanatı dahi kuşatıp kirleten tarafına ayna tutuyor. Bir Fotoğraf Makinası Serencamı, çerçeve anlatı içine yerleştirilmiş bir geçmiş zaman öyküsü olması dolayısıyla ayrılıyor diğer öykülerden. Parmaklar öyküsünde ise “delilik ve histeri” fantastik bir kıvamda ele alınmış. Bütün öykülerde gerçek üstüne yönelen bir taraf var ancak yazar öykülerin bu yönünü kontrol altında tutmayı tercih ediyor. Veysel Altuntaş öykülerinde anlatıma dair hiçbir teknik özellik veya biçim öne çıkmıyor; yazar, geleneksel ve modern anlatım teknik ve imkânlarının hepsini ölçülü biçimde kullanma gayretinde. Hep bir hareket peşinde olduğu; durağanlıktan uzaklaşma, okuru daima yeniye ve farklı olana taşıma amacını taşıdığı görülüyor öykülerine dikkatle bakınca. Tabii, büyüteç hep insanın iç dünyasına yöneliyor, “ruhun hikâyesi” ön planda tutuluyor. Öykülerde diyaloglar az, olaylar bir kahramanın gözünden genellikle “ben” diliyle anlatılıyor. Bu durum bu kitaptaki öykülerin en önemli ortak özelliklerinden. Dikkati çeken ortak noktalardan biri de hatıralar çok önemli öykülerdeki kahramanlar için. Anılar, hatıralar, kahramanların içinde bulundukları ruhsal yapı ve kimlik üzerinde çok etkili. Kitaptaki öykülere durum öyküleri demek mümkün değil; görece az hareketli, kompleks olay örgülerine dayanmayan, duygusal ve düşünsel derinliğe yaslanmış olay öyküleri bunlar.
İpler Dolaşınca, dolaşık olan her şeyin açılabileceğini, aslolanın karmaşa değil düzen, kötülük değil iyilik olduğunu ima eden öykülerden oluşuyor. İnsanın umuda ve iyiliğe her zamankinden çok muhtaç olduğu bu çağda, edebiyatın en önemli işlevi insanın ruhundaki iyi tarafa ışık tutmak ve iyiliğin gücünü ortaya koymak değil midir?
1977 yılında İzmir'de dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini İzmir'de tamamladı. 1999 yılında Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümünden mezun oldu. 2011 yılında “Eşref Edip Fergan (hayatı, eserleri ve edebî kişiliği)” başlıklı teziyle yüksek lisansını, 2018 yılında ise “17. Yüzyıl Divanlarında Nasihat” başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. Yaklaşık 20 yıl devlet okullarında edebiyat öğretmeni olarak görev yaptı. Hâlen edebiyata dair araştırma-inceleme yazıları ve şiir yazmakla iştigâl eden yazarın 2023 yılında Uzam Yayınları bünyesinde yayımlanmış olan “Kuşlarla Bir Hatıra” adlı bir şiir kitabı bulunmaktadır. Ankara'da ikâmet etmektedir. Evlidir, iki çocuk annesidir.