Menu
HER ŞEY BİR DUAYLA BAŞLADI
Deneme/Eleştiri • HER ŞEY BİR DUAYLA BAŞLADI

HER ŞEY BİR DUAYLA BAŞLADI

Affa kavuşabilmek için yapılan bir yakarışla başladı her şey… Hz. Adem ile Hz. Havva’nın duasıyla başladı...

“Ey Rabbimiz. Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve rahmetinle bize muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayanlardan oluruz.”

Rahman’ın rahmetinden sağanak sağanak nasiplenmek istenilen bir zamandı. Rahim olana ihlasla bağlandılar. Rahmetinden ve korkulardan emin olmakla başladı her şey… Adanmıştı hayatlar. Adananlar bundan sonra aldanmayacaktı.

“Kim Allah’a güvenirse, O ona yeter.”

Rahman olandan gönlüne genişlik vermesini isteyen Yakup gibi teslim olmaktı samimiyet… Beklemek ihlasla… Gözünün yaşını silmeyi unuturcasına beklemek…  Hasret kor olup yaksa da beklemek bir gün sevdiğine kavuşacağının umuduyla…Gözlerini feda etmekti Yakup için samimiyet… İnanmaktan vazgeçmemekti yaratıcıya…

Yusuf’un teslimiyetindeydi samimiyet… Kör bir kuyudan yüreklerin sultanı olmaya erişmekti.  “Dünyada da ahirette de ey göklerin ve yerin yaratıcısı benim Yarim sensin” diyebilmekti samimiyet…

Hz. İbrahim gibi bir duruşla başladı her şey… Esirgeyen ve bağışlayan Rahman O’nun samimiyetiyle ateşleri gül eyledi.

Hz. İbrahim gibi bir güvenle başladı her şey…Merhametlilerin en merhametlisi olan, O’nun samimiyetiyle ekinsiz bir vadiyi cennet eyledi.

Hz. İbrahim’in Rabbine verdiği bir sözle başladı her şey...  Oğlunu kurban etmeye hazırlanan bir babaya Rahim olan, O’nun samimiyetiyle koçu kurban eyledi.

Hz. Musa’nın yakarışı ile başladı her şey… “Rabbim beni şu zalim milletten kurtar. Bana indireceğin her hayra muhtacım.”Hz. Musa’nın yakarışındaydı samimiyet… Kızıldeniz O’na yol, Firavun için mezar olurken gerçeği görebilmekti samimiyet…

Hz. Muhammed’e inanmakla başladı her şey… Güçsüzlerin dayanağı olan Rabbe samimiyetle bağlanmasıyla başladı her şey…

Dilinin Rabbi anmamasından endişe duyan, kalbinin Rabbi unutmasından korkan Nebi’nin yanında binler… O’na inananlar her gün yıldızları düşürdüler yüreklerine… Varlık bir hiçti Nebi’nin varlığı yanında… Dünyadan yüz çevirenler, yerlerin ve göklerin nuruna samimiyetle bağlandılar.

Samimiyet, bağlanmaktı.

Samimiyet, adanmaktı.

Bir sığınaktı aranan… Sığınılacak olana adananlar her gün bin gönülle çıkacaklardı en kutlu yolculuğa… Kimseden yüz çevirmeyecek olan Rabbin sevgisiyle,  ihlasın en güzeli ile çıkılacaktı bitmesi istenmeyen yolculuğa… Teslimiyet ihlasla başlamıştı.

Her şeyini kaybedene bir teselli sunmakla başladı her şey… Kalplerde olanı  bilene teslim olmaktan öteye yol olmadığını anlatmakla başladı her şey… İman, kazanmaktı. Yüreği elem içinde bırakmamaktı iman… İçindeki kötülükleri dışa vurmamaktı. Acıtan sözleri söylemekten uzak durmaktı iman …

Teslim olanlar vardı. İhlası ile diz çökenler… “Bizi de aranıza alın, inananların safında olalım” diyenler vardı. O safa katılanlar dünyanın en şanslı, en mesut insanlarıydı.

Ashab-ı Suffe olmakla başladı her şey… İhlas kalkanını kuşananlar zincirlerini kırmış olmanın zaferinde, affa layık olma ümidindeydi. Onlar güzel olana vurgun, onlar Efendiler Efendisi’nin ahlakına talipti.

O’nu sevmekle ve O’na inanmakla başladı her şey… O yanındakilere ve bize ihlası öğretti.

Ve dedi ki:

Din samimiyettir.

Din samimiyettir.

Din samimiyettir.

“İnananlar Allah’a dayansınlar.”

Önce Allah’a karşı samimiyeti öğretti bize Efendiler Efendisi…  Namaz kılarken, oruç tutarken, zekat verirken, haccımızı yaparken ve Yaratanın varlığına şahitlik ederken samimi olmayı O’ndan öğrendik.

Kalbimizin söylettikleri ile dilimizi kenetledik. Hz. Yusuf’u Hz. Yakup ile buluşturan Rabb’e, Hz. Eyyup’a sabrı ihsan edene, Hz. İbrahim için ateşi güle çevirene içten bağlanmayı O’ndan öğrendik. Samimiyet, sevdiğini Allah için sevmekti.

***

Kur’an’a karşı samimi olmayı öğretti bize Kainatın Efendisi… Kur’an, sure sure ruhumuza işleyendi. Ayet ayet bedenimizi süsleyendi. O’nu okumamak dilimize ihanetti. O’nunla amel etmemek ihsanı geri çevirmekti.

Hayatın kitabı Kur’an…

Hayatı anlamlandıran kitap Kur’an…

Nuruyla nurlanacağın kitap Kur’an…

Bize kitaba samimiyetle inanmayı O öğretti.Samimiyet, Kur’an’ı hayatımıza dahil etmekti.

***

Allah’ın peygamberine karşı samimi olmayı öğretti bize Kainatın güneşi...  O’nun sözlerinde bulduk esenliği… O’nun ikliminde bulduk selameti… O’nunla çıktık tevhid yolculuğuna… O’nunla ulaştık korkunun yok olduğu mekanlara…

Hiç kimse sevilmedi O’nun kadar ve özlenmedi O’nun kadar hiç kimse… Dilimizin bağını çözmeyi O’ndan öğrendik… Çoklukta hiç olmayı… Hiçlikte sır olmayı O’ndan öğrendik. Severken ihanet etmemeyi, içimize düğümlenmiş yalnızlıkları çözmeyi, çalınmış masumiyetin izini sürmeyi O’ndan öğrendik.

O, kurtuluş müjdesi,

O, ruhumuza değen nur-u ilahi…

O samimiyet rehberi…

Samimiyet, O nurla aynı yolda yürümekti.

***

Yöneticilere karşı samimi olmayı öğretti bize Nebiler Nebisi… Hz. Ebubekir’e sadakati, Hz. Ömer’e adaleti, Hz. Osman’a hayayı, Hz. Ali’ye cesareti nakşeden Rahman’ın en güzel emanetçileriydi Onlar…

Açın halinden anlayandı Onlar…

Yetimin hakkını gözetendi.

İslam’a hizmette öncü, ülkesini sevmekte öndeydi Onlar…

Toplumun kanayan yarasına merhem, sesi kısılanlara gür bir seda idi onlar…

“Nasıl olursanız öyle yönetilirsiniz” hitabını işitip,  emanete sahip çıkmakta birinciydi onlar…

Samimiyet, sırrı ifşa etmemekti. Samimiyet, halk ile el ele vermekti. Samimiyet, yönetilenin de yönetene ihanet etmemesiydi.

***

Müslümanlara karşı samimi olmayı öğretti bize Havz-ı kevserin sahibi…  O’nunla kurtulduk zaaflarımızın ateşinden… O’nunla öğrendik fakiri hor görmemeyi… O’nunla başladı özgürlükler… O’nunla bitti ruhların köleliği…O’nunla öğrendik ölçülü davranmayı… İlişkilerimize fesat karıştırmamayı, hasedi, ara bozmamayı O’ndan öğrendik.

O’ndan öğrendik kin tutmamayı… İnsanlığı… İnsanlığın onurunu ayakta tutmayı… O’ndan öğrendik sevmeyi, adaleti… O’ndan öğrendik merhameti ve söz vermeyi…

Sahipsiz kalmış bir eli tutmayı, öfkeyi sabırla yenmeyi, kardeşi kardeşe tercih etmemeyi O’ndan öğrendik.

O, samimi olanların en güzeli… Biz samimi olmaya çabalayanların en acizi…

Samimiyet, O’nun safında ilerleyebilmekti.

***

Ey gönül saraylarının yegane sultanı!

Bütün samimiyetimizi kuşanarak sesleniyoruz sana…

Ey ellerinden hayata tutunduğumuz sevgili…

Ne olur bırakma ellerimizi!

Ne olur bırakma ellerimizi!

Ne olur bırakma ellerimizi!