Menu
Henüz Olmamış Olan Olmuş-ve-Bitmiş
Deneme/İnceleme/Eleştiri • Henüz Olmamış Olan Olmuş-ve-Bitmiş

Henüz Olmamış Olan Olmuş-ve-Bitmiş

“Geçmiş olanı değiştirilemezliğin sabitliğine dondurmak.” Nietzsche’nin, intikamı iradenin zamana karşı aksi-iradesi olarak düşünmesi üzerine düşünürken böyle söylüyor, Heidegger: İntikam, geçip gitmeye ve onun geçmiş olanına, zamana ve onun “olmuş olanı”na karşı iradenin aksi-iradesidir. Aksi-irade sadece geçip gitmeye değil bilakis geçmiş olanı artık sadece geçmiş olarak bırakan, onu değiştirilemezliğin sabitliğine donduran geçişe karşı hareket eder

Değiştirilemez olan sadece geçmiş midir? Geleceğin ve şimdinin değiştirilemezliği hakkında ne söylenebilir? Bu sorulara ne kesinliğine “iman” edilmiş determinizm ne de “bengi dönüş” düşüncesi tatmin edici bir cevap verebilir. Böylesi bir sorunun ağırlığı altında ezildiğini ikrar eden biri için “bengi dönüş” düşüncesinin vardığı “amor fati” telkini (buyruğu?) teskin edici olamaz. Olan oldu ve mürekkep kurudu. Olmuş ve bitmiş olanın içinde, büyük değiştirilemezliğin ihatası altında sadece “olmakta olan ezelde şöyle değişmiş olsun” diye dua etmekten başka bir şeye muktedir değiliz. İntikamın geçmiş olanı artık sadece geçmiş olarak bırakan, onu değiştirilemezliğin sabitliğine donduran geçişe karşı hareket ettiği iddiasına katılmakta aceleci davranmamalıyız; çünkü intikam da sadece diğer tüm yapıp etmeler gibidir ve tüm yapıp etmeler değiştirilemezliğin sabitliğindedir. Biz insanlar yani zaten olmuş ve bitmiş olanı YAŞAMAKTA olanlar, sadece olmuş olanın şöyle veya böyle olmuş olmasını ve bunu öğrenmeden ölmüş olmamamızı temenni edebiliriz. Ve biz zaten eğer dua edeceksek çoktan ettik veya etmeyeceksek çoktan etmedik.    

İsrail’in alçakça saldırılarının dünyadaki ekonomik işleyişin gerektirdiği(!), sistemin olmasını istediği ve rıza gösterdiği işler dâhilinde olduğunu biliyoruz. Bilâdü’ş-Şam topraklarında serbest bırakılmış, açığa çıkarılmış hıncı, intikam almanın veya herhangi bir şey yapabilmenin insan denen canlının elinde olduğu zehabına kapılmış bir belleğin, Yahudi belleğinin beslediği “ressentiment” olarak tasvir etmek akıllıca geliyor olabilir. Öte yandan biz intikam diliyoruz ve biliyoruz ki (gerçekten biliyor muyuz?) katledilen çocukların intikamı, “sistem” denilen ekonomik yapının yani kapitalizmin dişlileri kırılmadan alınamaz. Bu fütursuzca yapılan katliamlar, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da devam edip gider. 

Dişliler kırılacak mı, çocukların intikamı alınacak mı? Bu soruya olumlu bir cevap verebilmek için evvela biz, “Bilâdü’ş-Şam” dediğimiz bu toprakların bir kısmına İngiltere’ye bağlı bir mandaya dönüşmesi sebebiyle yeniden verilen “Palestine” (Filistin) ismini reddedecek rüşte ermeliyiz (Diğer kısmına “Syria” deniliyor). Antik dünyaya ait olan bu ölü isimlendirme son yüz yılda yeniden hortlatıldı. Kendilerine “Filistinli” diyen halk ve bunu doğrulayan ve tekrarlayan diğer herkes böyle yapmakla bilerek veya bilmeyerek hangi tezi desteklemekte ve o coğrafyadaki hangi şeyin izini silmeye yardım etmektedir? 

Kudüs meselesinin Türkiye meselesi olduğunu söyleyenler, niçin böyle olduğunu da açıklayabiliyorlar mı? Eğer öyle olsaydı kimse ağzına “Filistin” lafını almazdı. “Bilâdü’ş-Şam”ın bir kısmına “Palestine” bir kısmına ise “Syria” demek, Karadeniz bölgesini “Bitinya, Paflagonya ve Pontus” diye adlandırmak gibidir. Kuzey Doğu Anadolu’ya “Armenia” demek gibidir. Ürgüp-Göreme’nin içinde kaldığı bölgeye unutulmuş bir ismi yeniden vermek, “Kapadokya” demek, diğer hangi bölgelerin antik isimlerinin de (Pontus, Armenia?) yeniden verilebileceğini ima etmekte ve kolaylaştırmaktadır? Filistin ismi bugün bir geçiş aparatı görevi görmekten başka bir işe yaramıyor. Filistin, tıpkı bir zamanlar İberyen yarımadada yapıldığı gibi, bu topraklarda tek bir Müslüman bırakmamacasına bölgenin tamamen katliam ve sürgünle İsrail’e dönüştürülmesi sürecine yarayan geçici bir isim. Boşuna değil İsrail sokaklarından “Artık Filistin yok, her yer İsrail!” haykırışlarının yükseldiği görüntülerin sosyal medya sitelerinde geziniyor olması.  

Olmuş olan olup biterken intikam alabilecek erginliğe ermiş, dişlileri fark etmiş, kapitalizm denilen habis urun icabına bakmış ve intikam almış bir topluluk ortaya çıktı mı ve eğer böyle bir topluluk ortaya çıktıysa biz o insanlar arasında yer alabildik mi endişesi, merakı ve umuduyla o insanlar arasında olmuş olmayı diliyoruz. Bu oldu mu? Henüz bilmiyoruz; çünkü zamanla mukayyetiz. Ama zamanla mukayyet olmayan biliyor, bizim için henüz olmamış olan “olmuş-ve-bitmiş”i. 


1 Martin Heidegger, Düşünmek Ne Demektir?, (Çev.: İlhan Turan), Dergâh Yayınları, İstanbul 2020, 116 s.

2  Bu sözcüğü Nietzsche gibi Max Scheler de Almanca’ya çevirmek istememiş, olduğu gibi kullanmıştır. Ressentiment sözlüklerde Türkçe hınç, kin, kırgınlık, Almanca ise “Groll” (hınç, kin) gibi karşılıklarla tercüme edilmektedir.  


OSMAN NURİ

1977 yılında Erzurum’da doğdu. Yeni Türk Edebiyatı bilim dalında “Modern Türk Şiirinde Felsefe Dışı Düşünce veya Türkçe Düşünmek” isimli teziyle doktora eğitimini tamamladı. Şiirleri Dergâh, Aşkar, Sepya gibi dergilerde yayımlandı. “Şi’r ve Poíêsis Olarak Modern Türk Şiiri” isimli bir kitabı var.