Menu
GAZZE ÜŞÜYOR
Deneme/Eleştiri • GAZZE ÜŞÜYOR

GAZZE ÜŞÜYOR


“ Doğrul ve kalk ayağa

Kemiklerinle etin arasında

Sonsuz güç topla korku ve muştuyla

Mucize muştusuyla

Fırtına yaprak yaprak dökülüyor

Gecenin tüğleri dökülüyor havaya “> 

Sezai Karakoç


>
Savaşın, suskun ve acımasız yüzüdür geriye kalan. Fosfor ve misket bombalarının arkasından harabeye dönen Gazze sokaklarında, çocuklar kaybolmuş misketlerini arıyorlar. Yıkıntılar arasında, toz ve duman bulutu altında, kız çocukları, evcilik oynayarak, aidiyetlik duygusunu derinden hatırlayıp, yeni evler kurma telaşıyla oyunlarına dalmışlar.> 

Baba, nasırlaşmış ve soğuktan morarmış elleriyle, zeytin dallarını, yıkıntılar arasından tahta parçalarını bir araya toplayıp, ayaza doğru ateş yakma telaşında. Çocuklar da ister istemez bu telaşa katılıyorlar. Ateşi yakıyorlar da, yüreklerindeki ateşler sönmek bilmiyor. Gidenler hüzünlü çehrelere, acının ve sabrın destanını yazıyor her dem. Gülsüm onbir, Sümeyye altı, Hüseyin üç, Muhammed on yaşında, şahadetin kollarına kendini bırakan cennetin masum çocukları onlar.> 

 

Onlar güneşin masum çocukları, hepsi cennet yolculuğunda. Hava kararmaya yüz tutarken bir hareketlilik başlıyor yıkıntılar arasında. Her an bombardıman olabilir.  Güneşin sıcaklığıyla ısınmış bedenleri titriyor. Ölüm ve yalnızlık korkusuyla sımsıkı sarılıyorlar geride kalanların ellerine. Güneş batarken bir ayaz çıkıyor. Elleri, çıplak ayakları üşümeye başlıyor. Yeniden saldırı olabilir. Sımsıkı yapışıyorlar kalan tek değeri, yavrusu, annesi, ninesi, ablası her kimse onun eline. > 

Şimdi sınırdan uzak bölgelere göç var. Akşam ayazıyla beraber yolculuk başlıyor. Kararıyor hava. Puslu dumanlarla akşam iniyor yıkık sokaklara. Artık sokak lambaları yanmıyor. Pencerelerden mutlu hayatlar yansımıyor.  Göz göz ışıklar akmıyor. Çocuk çığlıkları dökülmüyor gecenin koynuna. Televizyonda spiker hava durumunu vermiyor. > 

 

Ağır hasarlı duvar diplerinden bir barınak buluyorlar göç sonu. Direnmenin ve inancın destansı mücadelesinin kale olduğu her yer onlar için ev olabilir. Hiçbir lüksleri yok, cennetten gayrı. Onlar söyleyeceklerini söyleyip gittiler. Yaşadılar bir nişan, katılaşmış kalplere bir isyan gibi ve gittiler. Geride kalanlar her şeye alışkın. Yürekleri cennete ayarlı. O nedenle yılgınlık, isyan, tükenmişlik yok hiçbirisinin çehresinde. her şeye alışkınlar. Şair diyor ya hani: “ Gecenin doğmayacağını bilsek, gündüzün karanlığına alışırız.” Onların yüreklerine başka güneşler doğuyor, yorgun savaşlardan sonra. > 

Onlar yaşarken, onlar ölümü, şahadeti yaşarken, bizler de ne güzel yazıyoruz. Yazmak istemedim aslında. Gecikmiş bir yazıdır bu. Utandım yazmaktan. Tıpkı çocuklarımı naklen ölümlerin, çocuk çığlıklarının arkasından sevmekten utandığım gibi. Geceyi bölen soylu bir sala gibi Gazze avuçlarımızdaki dualara dökülürken, bir utanç bürüdü her yanımı. Gazete manşetleri, televizyondaki ölüm günlüklerinin arkasından  'Neyi ve nasıl yazabilirsin' diye sordum kendime geceler ve gündüzler boyu, bombalar yağarken, çocuklar ölürken emzikleriyle. Neyi ve nasıl yazabilirsin. Onurlu bir millet, ayakta dimdik, bir avuç ama gönülleri alabildiğine engin, destansı bir mücadeleyle, şehadet ırmaklarına yüreklerini salmışken. Ölüm tuzaklarına, küçük özgürlük sapanlarıyla, yırtık, yamalı elbiseleriyle, karşı karşı koyarken.

 

Utandım yazmaktan. Onlar şerha şerha şahadet ırmaklarında yüzerken utandım. Sayfaları parçalamak, kalemleri kırmak geldi içimden. Ne talihsizliktir ki, onlara yaşamak, bana yine yazmak düşmüştü. Onlar şehid soluklarıyla, cennet makamlarına şahit olduklarında; bizlere dünyalık debelenmeler, kalemşorluklar, meydanlarda naralar düştü.

 

Yıkık camilerin duvar diplerinde, açılmış Mushaflar buldular geride kalanlar. Havası suyu bir başka coğrafyada, zamanlar cennete ayarlı diyorum ya . Selahattin ruhunun dirilişini bir muska gibi yüreklerine takıp gidiyorlar. Mescidi Aksa yürüyüşüdür onlarınki. Onlar gözlerini silip, tüm dünya Müslümanları adına, müstekbirler, şeyhler, hızlı mücahitler, kapitalist muhafazakârlar adına, diyetlerini ödeyip gittiler. Kazanan minik bedenleriyle, şahadet ırmağında yüzen yavrulardır. Geride kalanlara, yıkık mihrapların diplerinde sayfaları açık Mushaf'tan ayetler kaldı. Gerisi laf kalabalığı…> 

 

Âl- i İmran- 166:> 

“ İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelenler Allah'ın izni sonucunda gerçekleşmiştir. Bu da ( Allah'ın) müminleri belirlemesi içindir. > 

 

Âl- i İmran - 169 ; Ve Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın! Aksine onlar diridirler; rızıkları Rableri katındadır.  > 

 

Âl- i İmran - 170: Onlar Allah'ın lütfünden kendilerine bağışladığıyla kıvanç duyarlar. Arkadan gelip de henüz kendilerine kavuşmamış olanlara, geleceğe ilişkin kaygı ve geçmişe ilişkin üzüntü duymayacakları müjdesini vermekten haz alırlar.> 

>
5 Şubat 2009> 

SELVİGÜL

1971 Reşadiye Tokat doğumlu yazar Lise ve Üniversiteyi İstanbul’da bitirdi . Kısa süre muhabirlik ve öğretmenlik yaptı. Bağcılar ve Bahçelievler Kültür Mdlüklerinde görev aldı . Pamuk Şekeri Çocuk Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Edebistan Sitesi’nin söyleşi editörlüğünü bir süre sürdüren yazar İstanbul Yazarlar Birliği Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu.

Daha fazla görüntüle