Menu
Abdüssamed Yeşildağ ile Söyleşi
Söyleşi • Abdüssamed Yeşildağ ile Söyleşi

Abdüssamed Yeşildağ ile Söyleşi

Kıymetli hocam, son yıllarda dünyada Modern Arap Edebiyatı’na artan bir ilgi var. Necip Mahfuz, Halil Cibran gibi klasik isimlerin dışında, Arap yazarlar artık daha geniş bir okur kitlesine ulaşmaya başladı. Ülkemizde de kitapları Türkçe’ye çevrilen önemli yazarlar var. Ancak sizce yeterli mi? Türkiye’de Arap edebiyatına olan ilgiyi nasıl buluyorsunuz? 


Merhaba Hacer Hanım. Arap baharı öncesinde, Doğu toplumlarına bakış biraz siyasi idi. Sonrasında da göç hareketleri ve siyasi değişimlerle dünyada farklı dalgalanmalar oldu. Bunlardan birisi de edebiyat alanı. Türkiye’de Arap romanına bakış, artık olumlu yönde. Arapça’dan Türkçe’ye çevirilen kitaplar gitgide artıyor. Son yıllarda farklı yayınevlerinden çıkan Arapça’dan Türkçeye çevrilmiş pek çok eser var. Hatta Zafer Ceylan Hocanın “Kaptan” çevirisi çeviri ödülü aldı. Bunlar, güzel şeyler. Doğuda Uman körfezinden, batıda Büyük okyanusa dayanan, 23 ülkeden oluşan toplam 13.868.171 km2’lik alana dahip bir coğrafya. Haliyle de bu kadar geniş bir coğrafyayı birkaç yazarla sınırlandırmamak lazım. Fransızlara karşı şanlı mücadeleler veren Tunus ve Cezayir gibi Kuzey Afrika ülkelerine de bakmak ve bu mücadeleler eserlere nasıl yansımış, onları da görmek gerek.



Modern Arap Edebiyatı’ndan çeviriler, kısa bir süre öncesine kadar İngilizce ve Fransızca gibi Batı dillerinden yapılıyordu. Ancak artık çok sayıda genç, Arap Dili Edebiyatı ve Arapça Tercümanlık bölümlerinden mezun oluyor. Siz Kırıkkale Üniversitesi Arapça Mütercim Tercümanlık Bölümü’ndesiniz ve aynı zamanda Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğünü de yürütüyorsunuz. Öğrencileriniz arasından, ileride muhakkak ki Arap edebiyatının ülkemizde tanıtılmasına katkı sağlayacak pek çok isim çıkacak. Gençlerimizi, Arapça’dan edebi tercüme yapmaya yönlendiren en büyük motivasyon kaynakları nedir sizce?

Bu soruya, “Arapça’dan Türkçe’ye çevirileri neler etkiledi?” sorusu ile başlamak istiyorum. Eskiden, yayınevleri Arapçadan yapılan bir tercümeye satış konusundaki tereddütlerinden dolayı mesafeli duruyordu. Arapça ile ilgilenenlerin zihninde, Arapça’nın sadece din ile ilgili olduğu, yani neredeyse konuşulmayan bir dil olduğu algısı var. Göç dalgası ile ülkemize gelen Araplar bize, Arapçanın konuşulan bir dil olduğunu hissettirdiler. Bu da çeviri hareketini tetikledi. Kırıkkale Üniversitesi Arapça Mütercim Tercümanlık Bölümü’ndeki öğrencilerimize, yaptıkları çevirilerin bir amacı olması, bir gayeye hizmet etmesi gerektiği yönünde telkinler veriyoruz ve çeviri derslerinin ağırlıklı olması, öğrencilerin içindeki cevherleri ortaya çıkarttı. Öğrencilerim Merve Yaylacı’nın “Sürgün Topraklarda Bir Suriye Hikayesi”, Tuğbanur Akyol’un “Kalıcı Hüzünler Diyarında Anlık Bir Kahkaha” ve Aleyna Kaya’nın “Aljamiado” adlı tercümeleri Farabi Kitap’tan yayınlandı ayrıca bitmek üzere olan çeviriler de var.


Edebi tercümede dikkat edilmesi gereken başlıca hususlar nelerdir?


Öncelikle, tercümenin yetenek gerektiren bir iş olduğunu belirtmek isterim. İyi bir çeviri salt bilgiden ve dil öğrenmekten ibaret bir iş gibi görünebilir ama tercüme için dil bilmek yetmez. Aynı zamanda dilin barındırdığı sosyal, kültürel, ekonomik, terminolojik kavramları da bilmek gerekmektedir. Bu nedenle tercüme oldukça derin bir konudur. Ciddiyet istediği kadar dikkat de istemektedir. Her edebi eserin, kendi dilinde daha farklı anlamlar, düşünceler, söz oyunları, mecazlar, yerel söylemler, şiveler ve kültürel kodlar taşıdığını her daim hatırlamak gerekir. Edebi eserlerin, yazarlarının hayal dünyasını ve düşünce dünyasını yansıttığı fikri bir yere kadar doğru; bu noktadan ilerisine baktığımızda yazarın ortaya çıkarttığı bu eserde kültürünün özelliklerini, dilinin yapısını ve toplumsal normlarını görmekteyiz. Bu durumda, edebi eserlerde kelimeleri birebir şekilde çevirmek, sığ bir tercüme olur. Cümlenin, duygunun, düşüncenin anlamı ve eserin dünyasının da çevrilmesi gerekir. Yani, dilin zihnini okumak lazım.


Sizin Arap Dili ve Edebiyatı Araştırmaları adından bir de kaynak eseriniz bulunuyor. Bu detaylı müktesebattan yola çıkarak Türkçe’nin Arapça ile ontolojik bağını tarif eder misiniz? Birçok açıdan etkileşim ve ortak din dili kullanımının sağladığı mozaik çeşitlilik iki dil arasında nasıl bir ünsiyet imkanı sunuyor?


Bu eserden başka “Modern Arap Romanına Sosyolojik Bir Bakış Denemeleri” ve “Edebiyat Kültür Çalışmaları” adlı iki çalışmamız daha var. İnternetten indirilebiliyor. İslamiyetin, yayıldığı yerlerde dillere kaçınılmaz bir etkisi olmuştur. Osmanlı ile beraber aynı coğrafyayı, ekmeğimizi paylaşmışız. Bu da ruhen bir bağ kurmuş aramızda. Filistin, derken bizim mahalleden bahsediyoruz, uzak bir yer değil orası bizim için. Türkçemize, Arapça kelimeler girmiş, hatta, edebiyatlardaki usluplara ve sosyo kültürel, ekonomik etmenler da etki etmiştir. Mesela bu eserde, ilk konumuz, en ortak noktalarımızdan olan Kıraat alanında mahreç mehfumu. Kıraat, gündelik görevlerimizden biri olan namazın olmazsa olmazı. 


Edebiyat bir toplumu tanımanın ve yaşananları anlamanın en doğru yolu olduğu için, Filistin ve Suriye gibi mazlum coğrafyalardaki yazarlara öncelik verilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?


Üçüncü soruda dilin ve edebiyatın sosyal, kültürel, ekonomik, terminolojik kavramlar barındırdığından bahsetmiştik. Bizler, mazlum coğrafyaları genel olarak medyada bize yansıtıldığı şekilde ve kadarıyla biliyoruz. Mazlumun kendisinden dinlemiyoruz. Bu coğrafyadaki yazarlar bize, durumlarını en yaşanmış hali ile anlatmaktadırlar. Biz örneğin, Filistindeki olayları görüyoruz ama işgal askerlerinin eline düştükten sonrasını görmüyoruz. Peki, bundan sonrasını bize kim anlatacak. Artık söz, yazara düşüyor. Sosyal medyada çoğumuzun izldiği bir video var. Suriyeli yazar Michel Kilo, hapisteyken başına gelen bir olayı anlatıyor. Gardiyan, kendiğinden, hücrenin birinde annesiyle kalan küçük çocuğa hikaye anlatmasını istemesiyle başlayan bir hikaye. Masum genç bir kızın başına gelen gelen korkunç şeylerden bahsediyor.  Sevgili öğrencim Merve Yaylacı’nın tercümesini yaptığı “Sürgün Topraklarda & Bir Suriye Hikayesi” adlı eserde Müfid Necm, Suriye’den Almanya’ya uzanan yolculuğu ve Almanya’da yaşadıklarını dile gitirmiş. Yine Suriyeli İbtisâm Şâkûş’un “Vak’ul-Huta (Ayak Sesleri)” adlı romanında 2011 sonrası yaşadıklarını okuyucularna anlatmıştır. Geniş bir açıyla baktığımızda edebiyat, sesi kısılmaya çalışılanların gür sesi oluyor. Yayınevlerine ve tercümanlara bu sesi, başka bir dilde de yükseltmek için önemli bir görev düşüyor. Bu sesi, daha gür bir sada ile yaymak.


Hocam, son tercümeniz Filistin edebiyatının en önemli isimlerinden olan ve yakın zaman önce vefat eden Faruk Vadi’den oldu. 1949 senesinde Ramallah’ta doğan ve sayısız kitaba imza atan Faruk Vadi, uzun yıllardır Portekiz’de sürgünde yaşıyordu. Saudade; Bir Ceylan Uçurumu, neredeyse Arap dünyasıyla eş zamanlı olarak yayınlandı Türkiye’de. Bu romana ve Faruk Vadi’ye dair izlenimlerinizi bizimle paylaşabilir misiniz? 


Yazar, romana “Saudade” adını vermiş ve romanın ilk sayfalarında da bu kelimenin anlamını açıklamış. Bu kelime “bir şeyin ya da aşık olunan bir kimsenin yokluğunda hissedilen derin duygusal durumu, özlemi ifade etmektedir.” Bir de romanda Yasemin ismi öne çıkıyor. Yasemin, Farsça “Allah’ın hediyesi” anlamına geliyor. Peki neden başka bir isim değil deözellikle Yasemin? Çünkü çağlar boyunca Filistin, Ürdün, Lübnan ve Suriyeyi içine alan Şam bölgesi’nin sembollerinden biridir Yasemin. Aşkı, romantizmi, güzelliği, temizliği temsil eder, Arap aşkının çiçeğidir düşlerin balkonlarında. Bu romanda özellikle Filistini temsil etmektedir Yasemin.


Filistinli genç Yasin’in ilk aşkı. Ama kavuşamayan bir aşk. Sonrasında çıkarttığı çocuk dergisinin adı da Yasemin. Kızı olduğunda da adı yasemin olacaktı. Yasemin, burada büyük hayaller ve hedefler. Bu romanda Arap tarihine gönderme de var. İslami fetihler önce Doğu’ya, İran’a doğru; sonra da Batı’ya Endülüs’e doğru oluyor. Arap ve İspanyol kültürleri birleşip yeni bir kültür oluşturuyor. Sonrasında her iki taftaki devletler çöküyor ve birleşemiyorlar. Roman kahramanımız da önce Doğu’ya Kuveyt’e gidiyor. Sonra Batı’ya, Endülüs’e gidiyor. İspanyol bir kızla takılıyor adı Gizela ve ona hayallerini anlatıyor. Sonrasında ayrılıyorlar. Gizela, Yasinden bir kız dünyaya getiriyor, adını da Yasemin koyuyor. Kız büyüyünce, ona babasını bulmasını söylüyor. Yasemin, amcasına ulaşıyor, ama babasına ulaşmak nasip olmuyor. Yasin de hem gençlik aşkı Yasemin, hem de kızı Yasemin’in adını sayıklayarak tek başına yaşadığı evinde ölüyor. Burada da iki tarafın kavuşamadığını görüyoruz.


Faruk Vadi’nin şöyle bir sözü var: “Yazmak özgürlükse, ben de özgürlüğümü yazarak elde ediyorum. Ve özgürlüğün açık alanında, deneyimlediğim ve olmasını arzuladığım, hatta olmasını unuttuğum olayları yeniden formüle ederek, telafi etmenin hakkım olduğunu düşündüğüm ve böylelikle yeniden şekillendirdiğim diğer olayları yazıyorum. Ve gerçeğin dehşetinden hayale sığınıyorum.” Bu ifadeye atıfla kurguyla gerçeklik arasındaki paradoksu kendi pencerenizden nasıl görüyorsunuz?

Richard Feynman’ın bir sözü var: “Paradoks dediğiniz şey, gerçeklik ile sizin gerçeğin neye benzemesi gerektiğine dair hissiniz arasındaki çelişkiden ibarettir.” Faruk Vadi de bu sözünde gerçeğin neye benzemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Kurgu, dediğimiz kavram aslında hayatta var olan olaylardır. Diğer bir tabirle kurgu, içinde bulunduğumuz dünyaya tutulan aynadır, gerçeğin yeniden yaratımıdır.

Nitelikli üretim için nitelikli okumalar yapmak isteyen genç arkadaşlarımız için Arap Edebiyatı özelinde bütün bir Doğu klasikleri arasından okunmasını tavsiye ettiğiniz kilometre taşı diyebileceğiniz yazar ya da eserler var mıdır?

Doğu’nun Balzac’ı olarak adlandırılan Necip Mahfûz, Cezayir’den Ahlâm el-Musteğânemî, Filistin’den İbrahim Nasrallah ve Gassan Kenefânî, genç yazarlardan Kuveytli Saud es-San‘ûsî’yi tavsiye ederim. Ayrıca, her yıl düzenlenen Arap roman ve hikaye ödülleri var. “https://arabicfiction.org/” adlı siteden oradaki kazananlar da takip edilebilir.


Medeniyetimizin birikimini hem anlamak hem de çağın teçhizatıyla yeni nesillere aktarabilmek adına dile dair almamız gereken önlemler sizce nelerdir? Sürüp giden kültürel miras tartışmalarında dikkat etmemiz gereken unsurları bir de sizden duymak isteriz.

Dil, insanın ana ihtiyaçlarından biri. Zamanla, nasıl insan değişiyorsa, teknoloji değişiyorsa bunlara bağlı olarak dil de değişiyor ve bu değişimi kontrol edemiyorsunuz. Miras, büyükten küçüğe kalan şeyler. Biz büyüklere bu anlamda büyük görevler düşüyor. Aile içinde, eğitim kurumlarında ve medyanın tüm kanalarında medeniyetimizi ve kültürel mirasımızı küçüklerimize aktaracağımız etkinlikler yapılmalı. 


Son olarak, hepimizin kanayan yarası ve en mühim gündemi olan Filistin meselesine dair sizin bakış açınız nasıl? Toplumsal, evrensel ve kardeşlik hukuku çerçevesinde meseleyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olaya, Arz-ı Mevud kavramı üzerinden baktığımızda, meselenin Filistin meselesi olmadığı açıkça görülecektir. Tüm müslümanlar olarak sahip çıkmamız gereken bir mesele. İslam kalelerinin düşmemesi için sahip çıkılmasıgereken bir msesele. 

İslam inancında üstünlük sadece takvadadır. Bu, aslında Toplumsal, evrensel ve kardeşlik hukukunu en iyi özetleyen bir ifade. Prof. Dr. Oliver Leaman’ın bir sözü var: “Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik Fransız Devriminin sloganıdır fakat gerçek olmaktan çok halkın zihnindedir”. Yani bu kavramların resmi bir geçerliliği yok demek istiyor. Resmi olarak 1948’de başlayan hareketleri, bunu destekleyen milletleri, BM’nin bu konudaki söylemlerini ve eylemlerini irdelediğimizde Prof. Dr. Oliver Leaman’ın bir sözünün ne kadar doğru olduğu ortaya çıkmaktadır.


HACER

1983’te Konya’da doğdu. Ortaokul eğitimini Konya Maarif Koleji (Meram Anadolu Lisesi)’nin ortaokul bölümünde, lise eğitimini Konya-Meram Fen Lisesi’nde tamamladı. 2008’de İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldu. Kentsel Dönüşüm ve Çevre Kontrolü alanındaki iki yıllık yüksek lisans eğitiminden sonra kurumsal şirketlerde ve çeşitli tasarım ofislerinde çalışmaya devam etti. 2018- 2023 yılları arasında Dünyabizim Kültür ve Sanat Portalı’nın genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Çeşitli edebiyat dergilerinde ve şehircilik/kültür yayın organlarında; deneme, makale, öykü türlerinde metinleri yayınlandı. Hâlen aktif mimarlık ve edebi yazın faaliyetine devam etmektedir.

Daha fazla görüntüle