Menu
RİTİM
Deneme/Eleştiri • RİTİM

RİTİM

Lügatte "ritim"e şu mânalar veriliyor: 1- Zamanla mukayyed düzen, intizam. 2- henk.

Bir de "ritim sazı" var. Musiki eserlerinin usul ve temposuna göre icra edilebilmesi için kullanılan kudüm, def (hatta davul) vb. gibi sazların ortak adı.

Cenab-ı Hak kainata mucizevî olarak bir ritim (âhenk) bahşetmiştir. Bunu keşfetmek, kainat kitabının anahtarını elde etmek demektir. Bu âhenge katılan kaniatın kitabını, sanatla-bilimle-zikirle okur. Gezegenler kendilerine tayin edilen yörüngede yüzmektedir. Dünyanın, ayın hareketleri bunun gibidir. Mevsimler dahi öyledir. Gece olur, gündüz olur, yağmur yağar, güneş açar; bunların her birinin bir hikmeti vardır. henk atomun içinde de devam eder. Biz bu mucizeyi ne kadar anlar, ne kadar ölçeriz? Bize nasip olduğu kadar. Cenab-ı Hak kalb-i selim ile tefekkür edene, bilimle uğraşana, sanatçıya bu hususta sayısız kapılar, işaretler, yollar bağışlamıştır. Bunların birinde merhale kateden bir icat yapar, bir şey bulur, bir eser vücuda getirir. Sevinip şükretmesi gerekir. O bulmamış, ona cehtinin mükafatı olarak buldurulmuştur. Hayretten hayranlığa uçar. Yunus Emre bu durumu şiirlerinde çok dile getirmiştir.

Bazı dinî eğilimli bilimsel dergiler sanki şartmış gibi kainatın sonsuzluğuna, insan vücudunun esrarına, gıdaların mucizevî gücüne vb. işaretle meseleyi zora sokuyor. Oysa basit dediğimiz her şeyde bunu görebiliriz. Devenin yürüyüşü, aruz kalıpları, musiki makamları hep bu âhenge iştirak için bizi uyandırır. Kalbin atışı, kuşun kanat çırpması da böyledir. İlla ki adını şimdi hatırlayamadığım bir küçük kuş var; uzun gagası ile kaktüs çiçeğindeki nektarı almak için saniyede bilmem kaç kez kanat çırparak helikopter gibi havada durmasını örnek göstermek gerekmez. Bu bazan saftirik adamların bal peteğinde veya yeni doğmuş bir dana vücudunda Allah lafzı görmeye kadar götürür ki, fevkalade yersizdir.

Ben üç-beş aylık bir bebeğin yüzüne bakarım. Az sonra gözleriyle, yüzüyle bana gülümser. İşte bu bir mucizedir (Kalbi kapalı olanlara ne söylesen ne göstersen uyanmaz, inanmaz). Bir tomurcuğun açması, çiçeklerin ardından meyvenin görünmesi, meyvenin olgunlaştıktan sonra neslin devamı için çekirdeğin toprağa düşmesi, orada yeni bir meyve ağacının filizlenmesi, dairenin tamamlanması bir âhenktir, bir ritimdir. Mevlevilerin dönmesi, dairevî bir hareket çizmesi belki bundan mülhemdir. Biliyorsunuz bizim öz musikimiz dinîdir. Yani irfanîdir. Ama insanoğlunda nefis diye bir şey var. Ona tabi olursa bu nizamı eğlence için de kullanabilir. O musikide dahi aynı âhenk bulunur. Daha ileri gidelim. Bu âhenk, bu daire devlet için Hududullah'a (Adalet) uygun olarak tanzim edilmiştir. Belki kadimden bu yana vardır. Osmanlılar buna "Daire-i Adalet" diyor ki, aslı şudur:

Adldir mûcib-i salâh-ı cihan
Cihan bir bağdır dîvarı devlet
Devletin nâzımı şeriattır
Şeriata olamaz hiç hâris illâ mülk
Mülk zapt eyleyemez illâ leşker
Leşkeri cem edemez illâ mal
Malı cem eyleyen râiyettir
Râiyeti kul eder pâdişah-ı âleme adl.

(* Mülk kelimeleri "melik" diye de okunabilir)

Bakınız metin "adl" ile başlıyor, "adl" ile bitiyor. Yani başı adalet, sonu adalet. Öteki unsurlar çemberin neresinde olursa olsun, dönüp dolaşıp gelecekleri yer adalettir.

Şimdi gelelim açıklama faslına.

1. İnsanoğlu tek başına yaşayamaz. (Yalnızlık Allah'a mahsus). Çünkü insan medeniyyün-bit'tab'dır. Yani yaratılış itibarı ile cemiyet halinde yaşaması gerekir. Ve öyle de yaşar.

2. Cemiyet halinde yaşayan insana bütün fertlerin tâbi olacağı bir mevzuat lazımdır. Bu töre olabilir; kanun, örf, şeriat olabilir.

3. Bu mevzuatı ayakta tutacak (ona uyulmasını sağlayacak) bir organizasyona ihtiyaç vardır. Bu padişahtır, devlettir, hükümettir.

4. Fertler cemiyet halinde yaşayabilmek için, yani medeni olabilmek için kanuna, örfe, padişaha, devlete, hükümete itaat etmek zorundadırlar.

5. Padişaha (devlete-hükümete) itaati mümkün ve zaruri kılan padişahın (devletin-hükümetin) âdil olmasıdır.

6. Çünkü adalet mülk ve devletin salâhının teminatıdır (Adalet mülkün temelidir).

7. Mülkü korumak için askere ihtiyaç vardır.

8. Askerin varlığı için mal (toprak-mahsul-üretim) ve para lazımdır.

9. Üretimi yapan, toprağı ihya eden ve parayı sağlayan (vergi veren) râiyettir (yani halktır).

10. Vergiyi adaletle toplamak ve adaletle harcamak padişahın (devletin, hükümetin) görevidir.

11. Cihanın ayakta durmasının (yani nizâm-ı âlemin) asıl sebebi adalettir.

Bu dairenin her bir cihetine bir unsur (padişah, mülk, ordu, para) konur. Her neresinden başlanırsa başlansın bu unsurlar birbirine muhtaç olduğu için birbirine bağlanır ve daire tamam olur.

Dairenin âhengi ve mantığı bozulmaz. (Şu günlerde yeni bir Anayasa yapıyoruz. Yapanlar umarız Daire-i Adalet'ten ilham alır).

Nereden nereye geldik.

Musikide ritmi sağlayan saza bu sebeple mi "daire" deniyor.

Her işin aslını bilen Cenab-ı Hak'tır. Bize düşen teslimiyet.

(YENİ ŞAFAK, 01.08.2012)