
“Sen şair mi oldun be!”
İsmet Özel, henüz ilkokul üçüncü sınıf öğrencisidir. Kastamonu’da yaşamaktadır. Bir gün “Kış” başlıklı şiirini Ankara’da yayımlanan bir çocuk gazetesine gönderir. Şiiri yayımlanır fakat küçük İsmet’in bundan haberi yoktur. Ta ki bir gün sınıfın kapısı açılıncaya kadar... Gözlüklü, zayıf ve sinirli bir kadın öğretmen içeri girerek İsmet Özel’i sorar. Küçük İsmet karşısına çıkınca onu baştan aşağı süzer ve küçümseyici bir sesle sorar: “Sen şair mi oldun be!” Şairliğine dair aldığı ilk karşılık bir tebrik değil, istihzadır. Üstelik şiirinin yayımlandığını da öğretmeninin bu sözünden öğrenmiştir. Yıllar sonra bu karşılaşmayı anlatırken öğretmeninin tavrından yılmadığını özellikle belirtir. “Kış” şiiri, İlkokul Gazetesi’nin Şubat 1954 tarihli 32. sayısında yayımlanmıştır. Henüz dokuz yaşındadır.[1] İsmet Özel’in hatıraları, yalnızca bir şairin kişisel geçmişini değil, modern Türk şiirinin önemli bir dönemini de aydınlatır. Çankırı Lisesi’nde kırılan laboratuvar camı, Edip Cansever’den gelen ve cebinde taşınan mektup, Turgut Uyar’ın genç bir şairin şiirlerini beğenmesi, Cahit Zarifoğlu’yla yaşanan karşılaşma, askerlikte dinlenen uzun hava, Bodrum’da denizle kurulan yakınlık ve yakılan dosyalar... Bütün bunlar, şiirleri ve düşünceleri üzerine çok şey söylenen İsmet Özel’in hayatındaki başka bir dünyayı görünür kılar. Üstelik bunların bir kısmı, aradan yıllar geçtikten sonra verilmiş söyleşilerde değil, olayların yaşandığı günlerde yazılmış mektuplarda karşımıza çıkar.
Çocukluk, Kitaplar ve İlk Dostluklar
İsmet Özel’in edebiyatla ilişkisi aile ortamında başlar. Kendisinden büyük kardeşlerinin bulunması, küçük yaşta kitaplara ulaşmasını kolaylaştırır. Evlerinde kitap vardır ve okumak, aile hayatının yabancı olduğu bir uğraş değildir. Özel, çocukluğunu anlatırken kitaplarla doğal bir ilişki kurabildiğini belirtir. Büyük ağabeyinin resim yapmak için çıktığı kır gezilerine katılması da unutmadığı ayrıntılar arasındadır. Ağabeyi tabiatın resmini yaparken küçük İsmet çevresindeki dünyayı seyretmektedir. Kastamonu’da yazdığı “Kış” şiiri, kitaplarla, resimle ve tabiatla iç içe geçen bu yılların ürünüdür.[2] Şiire ilgisi ortaokulda da devam eder. Okuduğu antolojiler sayesinde dönemin şairlerini tanımaya başlar. Lise yıllarında katıldığı bir şiir okuma yarışmasında Halide Nusret Zorlutuna’nın kendisine söylediği söz hafızasında yer eder: “Sen şair olacaksın çocuk!” İlkokulda küçümseyici bir öğretmen sesiyle karşılaşan İsmet Özel, bu kez tanınmış bir şairin teşvik edici sözünü işitmiştir.[3]
Çankırı Lisesi yılları, ileride edebiyat hayatında önemli bir yere sahip olacak Ataol Behramoğlu’yla tanışıklığının da başlangıcıdır. Ancak iki genç başlangıçta yakın arkadaş değildir. Behramoğlu, İsmet Özel’in ablası Aysel’le aynı sınıfta okumaktadır. İsmet ise Ataol’un kardeşi Namık’la sınıf arkadaşıdır. Özel’in bu yıllardan hatırladığı küçük bir olay vardır. Namık’la fizik laboratuvarında itişirken dolaplardan birinin camını kırarlar. Camı yaptırmak İsmet’e kalır. Çingene Arastası’na giderek yeni bir cam kestirir ve yerine taktırır. Namık’la yakın arkadaşlıkları da bu olaydan sonra başlar. Ataol Behramoğlu’nu daha uzaktan tanımaktadır. Onun şiirle ilgilendiğini ve Varlık dergisini okuduğunu bilmektedir. Hafızasında kalan ayrıntılardan biri, Ataol’un bir kış günü babasının Amerika’dan getirdiği mavi ekose gömlekle, üstelik ceketsiz olarak okula gelmesidir. Çankırı yıllarında kurdukları hafif müzik topluluğu da unutmadığı hatıralar arasındadır. İsmet Özel solisttir. Akordeon ve baterinin bulunduğu toplulukta Ataol’un zaman zaman marakas çalmış olabileceğini anlatır; ancak bundan emin değildir.[4] İki şairin gerçek anlamdaki yakınlaşması Ankara’da gerçekleşir. İsmet Özel, Gazi Lisesi’nde okurken yazdığı beş-altı şiiri ablası Aysel aracılığıyla Ataol Behramoğlu’na gönderir. Behramoğlu şiirleri okur ve değerlendirmelerini yazılı olarak bildirir. Ne var ki bu ilk yazılar daha sonra kaybolur. Bir süre sonra ikisi de Ankara’da üniversite öğrencisidir. Ataol Behramoğlu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinden arkadaşlarıyla Siyasal Bilgiler Fakültesinin kantinine gelir. Yanında Egemen Berköz de vardır. Özel, gerçek anlamda tanışmalarının bu ziyaretle başladığını söyler. Behramoğlu ayrılırken Egemen Berköz’ün Turgay Gönenç’ten daha iyi bir şair olduğunu belirtir. Özel, bu karşılaştırmayı da unutmaz. Bir süre sonra Ataol’a iadeiziyarette bulunur. Çankırı’da başlayan tanışıklık, Ankara’da şiir üzerinden kurulan bir dostluğa dönüşür.[4]
Ankara’nın Şairleri: Turgut Uyar, Edip Cansever ve Sezai Karakoç
İsmet Özel’in gençlik yıllarının en unutulmaz olaylarından biri, Turgay Gönenç aracılığıyla dönemin önemli şairleriyle tanışmasıdır. Gönenç, bir gün genç şaire şiirlerini Turgut Uyar’la birlikte okuduklarını ve beğendiklerini söyler. Özel için bu haberin önemi büyüktür. Çünkü Turgut Uyar, o yıllarda dikkatle okuduğu şairler arasındadır. Gönenç, ardından Edip Cansever’in de bulunacağı bir buluşmaya onu davet eder. Buluşma, Ankara’daki Kareli adlı meyhanede olacaktır. Fakat İsmet Özel böyle yerlere alışık değildir. Ne yapacağını, nasıl davranacağını bilemez. Çareyi subay olan ağabeyine danışmakta bulur. Ağabeyi, içeri girince bir bira almasını ve uygun bir yere oturmasını tavsiye eder. Özel de söyleneni yapar. Meyhaneye girer, birasını alır ve oturur. Ne var ki içerinin loş ışığına gözleri alışıncaya kadar buluşacağı şairlerin zaten orada oturduklarını fark etmez. Bir süre sonra onları görüp yanlarına gider. O gün birkaç meyhane dolaşırlar. Mülkiyeliler Birliği’nde Cemal Süreya’yla da karşılaşırlar. Ayrılırken İsmet Özel, Edip Cansever’e şiirlerini göndereceğini söyler. Gerçekten de gönderir. Bir süre sonra Cansever’den övgü dolu bir mektup alır. Cansever, kendisine çok sayıda kişinin şiir gönderdiğini fakat herkese böyle karşılık vermediğini belirtmektedir. Genç şair mektuba çok sevinir. Sürekli yanında taşır, fırsat buldukça çıkarıp yeniden okur. İki şair arasındaki yazışmalar da böylece başlar. Özel, yıllar sonra bu karşılaşmayı hayatının en önemli olaylarından biri olarak anlatacaktır.[5]
Gençlik yıllarında Turgut Uyar, Edip Cansever, Ülkü Tamer, Sezai Karakoç ve Ahmet Muhip Dıranas’ı dikkatle okuyan İsmet Özel, sonraki yıllarda bu şairlere ilişkin değerlendirmelerini zaman zaman değiştirmiştir. 1970’lerde İkinci Yeni’ye sert eleştiriler yöneltirken daha sonra hareketin Türk şiirine kazandırdığı imkânları daha açık biçimde teslim eder. Turgut Uyar’ın Çıkmazın Güzelliği başlıklı yazısını ve Tel Cambazının Kendi Başına Söylediği Şiirdir adlı şiirini önemle anar. Sezai Karakoç’un Balkon şiirini de 1950’lerde Türk şiirinin ulaştığı yeni seviyenin belirleyici örnekleri arasında sayar. Karakoç’un Ruhun Dirilişi ve Yitik Cennet adlı eserleri, değer verdiği düşünce kitapları arasındadır. İki şairin sonraki yıllarda İslam, medeniyet ve toplum meselelerinde farklı düşünceler geliştirmesi, Özel’in gençliğinde Karakoç’un şiirinden ve düşünce eserlerinden yararlandığı gerçeğini değiştirmez.[6]
Cahit Zarifoğlu’yla Karşılaşma: “Allah Korusun!”
İsmet Özel ile Cahit Zarifoğlu’nun karşılaşması, dönemin edebiyat ortamındaki fikrî ayrılıkları göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Özel sosyalist dünya görüşünü benimsemekte, Ataol Behramoğlu’yla birlikte Halkın Dostları dergisini çıkarmaktadır. Cahit Zarifoğlu ise İslami duyarlılığını şiirine ve hayatına yansıtan bir şairdir. Memet Fuat’ın düzenlediği bir şiir toplantısında karşılaşırlar. Toplantı bir Alman kültür merkezinde yapılmaktadır. Zarifoğlu’nun yanında Rasim Özdenören de bulunmaktadır. Toplantıdan sonra İsmet Özel, Zarifoğlu’yla konuşurken onun şiirlerini çok beğendiğini söyler. Ardından kendi siyasi çevresini kastederek Zarifoğlu’nun da onların safında bulunmasını istediğini belirtir. Zarifoğlu’nun cevabı kısa ve kesindir: “Allah korusun!” Bu sırada konuşmaya başka biri karışır ve böyle bir meseleye Allah’ın karıştırılmaması gerektiğini söyler. Zarifoğlu ise “Yalnız O karışır.” diye karşılık verir.[7]
Bu olayın anlatıcısı İsmet Özel değil, Cahit Zarifoğlu’dur. Yaşamak adlı eserinde yer alan karşılaşma, sonraki yıllarda iki şairin hayatındaki gelişmeler düşünüldüğünde ayrıca dikkat çekicidir. İsmet Özel, 1970’lerin ortalarında İslami düşünceyi benimseyecektir. Fakat karşılaşmanın yaşandığı tarihte aralarında açık bir dünya görüşü ayrılığı vardır. Buna rağmen Özel, Zarifoğlu’nun şiirini beğenmekte ve bunu kendisine söylemekten çekinmemektedir. İki şairin ilişkisi bu karşılaşmadan ibaret değildir. İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu’nun ölümünden sonra kaleme aldığı yazıda onu 1966 yılında tanıdığını, ne söylediğini bilen ve yaptığı işi ciddiye alan bir insan olarak gördüğünü belirtir. Üniversite yıllarında farklı şehirlerde ve farklı siyasi çevrelerde bulunduklarını, buna rağmen şiirin saygınlık alanında bir araya gelebildiklerini anlatır. Sonraki yıllarda ise hem düşünce çevreleri hem de yaşadıkları şehirler ortaklaşmıştır. Özel’in hatırladığı bir başka ayrıntı, Ankara’da kendi evlerinde gerçekleşen ilk karşılaşmalarından biridir. Zarifoğlu, üzerinde Kıbrıs haritası bulunan ve içinde iki Kıbrıs parası taşıyan küçük bir bozuk para çantasını ona armağan etmiştir. Yıllar sonra Zarifoğlu’nun ölümünün ardından yazarken bu hediyeyi de hatırlar. İstanbul’da bir dönem birbirlerine yakın evlerde oturduklarını da belirtir. Şair dostunun ardından hafızasında beliren şeylerden biri, üzerinde Kıbrıs haritası bulunan o küçük para çantasıdır.[8]
Askerlik Gecesi ve Bir Uzun Hava
İsmet Özel’in askerlik hatıraları arasında sanatın insan üzerindeki etkisini gösteren unutulmaz bir olay vardır. Bir gece taarruzundan dönmektedirler. Askerleri taşıyan REO marka araç alaya doğru ilerler. Hava soğuktur. Yaklaşık yirmi asker açlık ve yorgunluktan bitkin düşmüştür. Kimsenin konuşacak hâli yoktur. Gidecekleri yerde kendilerini sıcak bir yemeğin veya rahat bir yatağın beklemediğini de bilmektedirler. Yol uzadıkça askerlerin sessizliği ağırlaşır. Tam bu sırada içlerinden biri uzun hava söylemeye başlar. Bir süredir konuşmayan askerler canlanır. Türküyü söyleyen arkadaşlarına seslenir, onu tebrik ederler. Soğuk ve açlık devam etmektedir. Fakat insanların ruh hâli değişmiştir. Birkaç dakika önce içine kapanmış askerler, türküyle birlikte yeniden konuşmaya başlamıştır.
Özel, bu olayı Ataol Behramoğlu’na yazdığı mektupta anlatır. Sanatın insan üzerindeki etkisini daha önce bu kadar somut biçimde görmediğini belirtir. Şiirin ne olduğu, insan hayatında nasıl bir yer tuttuğu üzerine düşünen genç şair, o gece sanatın gücünü bir askerin söylediği uzun havada görmüştür.[9] Askerlik dönüşünde şiirle ve edebiyat çevreleriyle ilişkisi yoğunlaşır. Ataol Behramoğlu’yla birlikte Halkın Dostları dergisini çıkarır. Mart 1970’te yayımlanmaya başlayan dergi, Eylül 1971’de kapanır. Behramoğlu, derginin başlangıçtaki mimarının ve adını koyan kişinin İsmet Özel olduğunu belirtir. Özel ise yıllar sonra derginin kuruluşunu değerlendirirken edebiyatın dar bir okumuş çevresinin himayesinde kalmaması düşüncesinden hareket ettiklerini anlatır.[10]
Yakılan Dosyalar ve Denizin Keşfi
İsmet Özel’in 25 Şubat 1972 tarihinde Ankara’dan Ataol Behramoğlu’na yazdığı mektup, hayatının güç bir dönemine ilişkin önemli bir belgedir. Uzun süredir kimseye mektup gönderemediğini anlatır. Bunun sebebi işlerinin yoğunluğu değildir. İçinde bulunduğu ruh hâli, eskiden severek yaptığı mektup yazma işini bile güçleştirmiştir. Mektubunda 10 Eylül sabahı yaşadığı bir olayı da anlatır: O sabah kitap hazırlıklarını yakmıştır. Özel, geride yarım kalmış çalışmalar bırakmak istemediğini belirtir. Yedi yıl önce yaşadığı ağır ruhsal bunalımın benzerini yeniden geçirmektedir. Mektubunda kendisine zarar verme düşüncelerinden de söz eder. Ablası Aysel’in Ankara’da bulunmasının önemini özellikle vurgular. İşinden istifa etmiştir. Üniversiteye yeniden girmeyi düşünmektedir. Bunun kendisine birkaç yıl boyunca bir meşguliyet sağlayacağını umar. Aynı mektupta dostlarından uzak kaldığını, kimseyi görmediğini ve kimseyle yazışmadığını anlatır. Tutuklu bulunan arkadaşlarının durumunu öğrenmeye çalışmaktadır.[11]
Bu dönemin mektuplarında şiir çalışmalarına ilişkin açıklamalar da vardır. Özel, şiirlerini kolay kolay bitiremediğini, tamamladığını düşündüğü metinlere yeniden döndüğünü anlatır. Sevgilime İftira adlı şiirini sevmesine rağmen yeterince olgunlaşmadan yayımlandığını düşünmektedir. Yeni şiirlerinde yalnızca kendi beğenisini ölçü almaya çalışır. Tamamlanmamış bölümleri Ataol Behramoğlu’na göndermek istemez. Çünkü şiirin bütünü ortaya çıkmadan parçalarının yanlış anlaşılabileceğini düşünür. Daha hızlı ve daha rahat yazmayı denese de bunu başaramaz. Yazdığı her şey kendisini derinden ilgilendirmektedir. Yazmak istediği meselelerin şiir biçimini kazanması ise uzun zaman almaktadır.[12]
Mektuplarından öğrendiğimiz bir başka hatıra, Akdeniz kıyılarına yaptığı yolculuktur. Yıllık izninin bir bölümünü deniz kıyısında geçirmek ister. Bunun için çeşitli sahil kasabalarına uğrayan bir gemiye biner. Mersin, İskenderun, Alanya, Antalya, Finike ve Fethiye üzerinden Marmaris’e, oradan Bodrum’a ulaşır. Bileti İzmir’e kadar geçerlidir. Fakat Bodrum’da gemiden ayrılır. Üç gece burada kalır. Ardından İzmir’e geçer, dört gün de orada geçirir ve Ankara’ya döner. Yolculuğunu Ataol Behramoğlu’na anlatırken neden böyle bir geziye çıktığını, kendisi için ne anlama geldiğini açıklamakta zorlanır. Gördüğü kıyı kasabalarının güzelliği üzerinde durmaz. Onun için önemli olan denizle kurduğu yeni ilişkidir. Özel, bu yolculuk sırasında denizin hayatına girdiğini ve onunla kendisi arasında önemli bir ilişkinin bulunduğunu fark ettiğini belirtir. Deniz, daha önce bildiği bir varlık olmaktan çıkarak kendi hayatında yeni bir anlam kazanmıştır.[12]
Kendi Hayatını Masal Gibi Anlatan Şair
İsmet Özel’in gençlik hatıraları arasında on altı-on yedi yaşlarında okuduğu bir kitabın kendisinde bıraktığı etki de vardır. Dirilen Şehir adlı eserde insanın tükettiği şeylerin karşılığını topluma vermesi gerektiğini savunan bir düşünceyle karşılaşır. Bu söz onu derinden etkiler. Yıllar sonra aynı düşünceyi hâlâ önemsediğini anlatır. Ardından haksızlık karşısında insanın nasıl davranması gerektiği üzerinde durur. Haksızlığı yapan tarafta bulunmak yerine haksızlığa uğramayı göze almayı tercih ettiğini belirtir.[13] Özel, sosyalist düşünceyi benimsemesinin arkasında bulunan sebeplerle daha sonra İslam’ı benimsemesine yol açan sebepler arasında süreklilik bulunduğunu söyler. Hayatındaki bu değişimi kendi içinde büyük bir kopuş olarak görmez. Başkalarının onun hayatını farklı dönemlere ayırarak anlatmasını da her zaman benimsemez.[14]
Waldo Sen Neden Burada Değilsin? adlı eserinde kendi hayatının başkaları tarafından nasıl anlatıldığını ironik bir masala dönüştürür. Masalın kahramanı İsmet Özel adında bir şairdir. Önce iyi şiirler yazmaktadır. Sonra komünist olur ve yine iyi şiirler yazmayı sürdürür. Ardından düşünceleri ve inançları değişir, Müslümanlığı hayat yolu olarak benimser. Fakat iyi şiirler yazmaya devam etmektedir. Özel, hayatının yalnızca siyasi tercihlerindeki değişimlerle açıklanmasına bu yolla itiraz eder. Şiirinin sürekliliğini hatırlatırken başkalarının onun hakkında oluşturduğu hayat hikâyesini de sorgular.[15] İsmet Özel’in kendi hayatına ilişkin açıklamalarında dostluk ve yalnızlık meselesi de önemli yer tutar. Düşünme biçimine yakın bir dost bulmakta zorlandığını anlatır. Bazen yalnızca konuşabileceği değil, kendisini anlayabilecek bir insan aradığını söyler. Böyle zamanlarda uzun açıklamalara ihtiyaç duymamaktadır. Karşısındaki kişinin bakışı, tavrı veya susması bile yeterli olabilecektir.[16]
İsmet Özel, ilk şiirinin yayımlandığını kendisini küçümseyen bir öğretmenden öğrenmişti. Yıllar sonra Edip Cansever’in övgü dolu mektubunu cebinde taşıyan genç şair de aynı İsmet Özel’di. Aradan geçen yıllar boyunca şiirleri, düşünceleri ve hayatı üzerine çok şey söylendi. Fakat onun hatırladıklarında bütün bu tartışmaların gerisinde kalan başka bir hayat vardır: Kırılan bir laboratuvar camı, loş bir meyhanede tanışılan şairler, soğuk bir askerlik gecesinde söylenen uzun hava, Cahit Zarifoğlu’nun armağan ettiği küçük para çantası, yakılan dosyalar ve denizin karşısında duyulan şaşkınlık. Bazen bir şairi anlamak için onun hakkında söylenenlerden çok, kendisinin neleri unutmadığına bakmak gerekir.
Dipnotlar
İsmet Özel, Tavşanla Randevu, Şule Yayınları, İstanbul, 1999, s. 81; İlkokul Gazetesi, sayı 32, Ankara, Şubat 1954.
İsmet Özel, Sorulunca Söylenen, Şule Yayınları, İstanbul, 2000, s. 80;
İsmet Özel’in hayatına ilişkin biyografik incelemeler bu ayrıntıyı zaman zaman ihmal etmektedir.
Ataol Behramoğlu – İsmet Özel, Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar, Oğlak Yayınları, İstanbul. Çankırı ve Ankara yıllarına ilişkin hatıralar.
İsmet Özel, Gerçek Hayat, 6–12 Ocak 2006, s. 21–36.
İsmet Özel, Sorulunca Söylenen, s. 63, 296; Şiir Okuma Kılavuzu, Çıdam Yayınları, İstanbul, 1991, s. 113–114; Çenebazlık, Şule Yayınları, İstanbul, 2006, s. 72.
Cahit Zarifoğlu, Yaşamak, Beyan Yayınları, İstanbul, 24. baskı, s. 176–178; Mustafa Akar, “Türkiye’de Çocuk Edebiyatını Kuran Şair: Cahit Zarifoğlu”, Fikriyat, 22 Şubat 2025.
İsmet Özel, “Sevgili Cahit Zarifoğlu”, Zarifoğlu’nun vefatının ardından kaleme alınmış yazı. Metin, daha sonra “İsmet Özel’in Bilinmeyen Bir Yazısı: Sevgili Cahit Zarifoğlu” başlığıyla yeniden yayımlanmıştır.
Ataol Behramoğlu – İsmet Özel, Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar
Ataol Behramoğlu, Edebiyat Dostları, Kasım 1987, s. 7; İsmet Özel, Yeni Gündem, 16 Şubat–15 Nisan 1985; Erdal Doğan, Edebiyatımızda Dergiler, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1997, s. 94–96.
Ataol Behramoğlu – İsmet Özel, Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar, İsmet Özel’in 25 Şubat 1972 tarihli mektubu.
Aynı eser, İsmet Özel’in şiir çalışmaları ve Akdeniz yolculuğuna ilişkin mektupları; ayrıca Tavşanla Randevu, s. 251.
İsmet Özel, Sorulunca Söylenen, s. 55.
Aynı eser, s. 298.
İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin?, Çıdam Yayınları, İstanbul, 1988, s. 15–16.
Selahattin Yusuf, Bir Masal İsmet Özel’i, Şule Yayınları, İstanbul, 2005, s. 37.
Kayseri doğumlu olan Altuntaş, ilk ve orta öğrenimini Kayseri’de, üniversite eğitimini Bursa’da, lisansüstü çalışmalarını ise Yalova’da tamamladı. Yazın hayatına lise yıllarında başlayan yazarın ilk ürünleri çeşitli dergilerde yayımlandı. Üniversite yıllarında yazı, şiir ve makaleleriyle birçok yayında yer aldı; ilk çalışmaları Yeni Dünya, Şehrengiz, Ahenk, Atlılar ve Karagöz dergilerinde okurla buluştu.Yeni Dünya Dergisi yayın kurulu üyesi olan Altuntaş, bir dönem Ahenk Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevini üstlendi. Uzun yıllar Diriliş Postası’nda köşe yazarlığı yaptı. Aşkar, Mahalle Mektebi, Hece, Şehir Kültür, Temmuz, Şiar, Karabatak, Yedi İklim, Yenidünya ve Türkiye Yazarlar Birliği Yıllığı başta olmak üzere birçok dergide ve Dünya Bizim, Sade İmge, Maarifin Sesi, Edebistan gibi pek çok internet platformunda edebî, fikrî ve güncel yazılarını yayımlamayı sürdürmektedir.Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği ile Türkiye Yazarlar Birliği üyesi olan yazar, sözlü tarih çalışmalarına da önem vermekte; farklı isimlerle gerçekleştirdiği söyleşileri ulusal dergilerde yayımlamaktadır. Hâlen Ankara Millî Eğitim Akademisinde görev yapan Altuntaş, evli ve iki çocuk babasıdır.
Yayımlanmış EserleriHuzursuz Rabıta(2014), Ebabil YayınlarıGökyüzü Kundağı(2018), Ebabil YayınlarıKentin Dindarları(2019), Onto YayınlarıKeşif Bedeli(2022), Ebabil YayınlarıÇözümlemenin Estetiği (2024) Ebabil YayınlarıYüzyılın Öncüleri (2025-Mavi Yayıncılık)Mezarı Yoktu Çocukların (2025), Ebabil Yayınları