Menu
İnsanı Görmek Meselesi: Eriyen Karlar
Deneme/İnceleme/Eleştiri • İnsanı Görmek Meselesi: Eriyen Karlar

İnsanı Görmek Meselesi: Eriyen Karlar

Balıkesir'de Paşa Camii Meydanı'ndaki Efendi'de oturuyorduk. Masada Cemal Şakar ve Akif Hasan Kaya vardı. Onlar laflıyorlardı; ben daha çok dinleyen taraftaydım. Konuşulanların çoğunu unuttum bugün. Hangi kitaptan söz edildiğini, hangi yazardan bahsedildiğini hatırlamıyorum. Fakat aklımda kalan bir şey var: Cemal Şakar dönüp dolaşıp insana geliyordu.

Bir zaman sonra Eriyen Karlar'ı okurken aynı duyguya yeniden kapıldım.Kitabı okuyup bir kenara koyduktan sonra düşününce fark ettim ki öyküler değişiyor, karakterler değişiyor, mekanlar değişiyor ama merkezde hep insanlık halleri duruyordu.
Eriyen Karlar'ı okumaya nasıl bir niyetle başladım; zaman zaman sohbetlerine tanık olduğum bir yazarın kurmaca anlayışının metinlerdeki karşılığını görmeye çalışmaktı niyetim.

Bazı öykücüler ki öykücüler arasında bu oran az uz değildir, çoğu zaman anlatma iştahına fazlasıyla yenilir. Bir duyguyu açıklamak, bir sahneyi büyütmek, okurun anlamayacağından korkup her ayrıntıyı görünür kılmak isterler. Cemal Şakar'ın öykülerinde ise bunun tersini görürüz. O, eksiltmeyi bilen yazarlardandır. Fazlalıkları ayıklar. Gereksiz ayrıntıları dışarıda bırakır. Bu yüzden metinleri bittiğinde okurun zihninde olaylardan çok insanlar kalır. Bir bakış, yarım kalmış bir cümle, gecikmiş bir pişmanlık ya da uzun süre unutulamayan bir yalnızlık...

Bana kalırsa Şakar'ın Eriyen Karlar kitabının öykülerinin merkezinde tam da bu vardır: İnsanı ideolojilerin, sloganların ve büyük anlatıların önüne koymak. Onun metinlerinde inanç, siyaset, tarih ve toplumsal meseleler elbette vardır; ancak bunların hiçbiri insanın önüne geçmez. Karakterler bir düşüncenin temsilcisi değil, yaşayan insanlardır.
Kitaptaki öykülerin ortak başarısı da burada ortaya çıkar. Metinler bağırmaz. Büyük sözler söylemez. Okura ders vermeye kalkmaz. Buna rağmen uzun süre etkisini korur. Çünkü Şakar öykünün gücünü olayların büyüklüğünde değil, öyküde yarattığı boşluklarda ortaya koyar.

Kitabın dikkat çekici öykülerinden biri olan “Yaslı”, Ankara'dan İstanbul'a gelen bir insanın umutlarıyla hayatın gerçekleri arasındaki mesafeyi görünür kılar. İlk bakışta bireysel bir hikâye gibi görünse de modern insanın yalnızlığına ve aidiyet arayışına dair güçlü bir anlatıdır. Şakar'ın lirizmi burada hissedilir; fakat bu lirizm hiçbir zaman öykünün önüne geçmez. Yerel dili (mısmıl) kullanışındaki doğallık da bu öykünün dikkat çekici yönlerinden biridir. Ve bu öykü eksiltmenin, fazlalıklardan arınmanın öyküde şiire yaklaşmanın net bir örneğidir Öyle ki okur bazen şiir okuduğunu düşünebilir.
Bu öyküde de görüldüğü üzere kimi öykülerde Ankara ve İstanbul arasında görünmez bir karşılaştırma hissedilir. Ankara daha çok gençliğin, ideallerin ve başlangıçların mekanı olarak belirirken İstanbul yalnızlığın, kayboluşun ve yabancılaşmanın mekânına dönüşür.

“Kravat” öyküsünde edebiyat çevrelerine ve ödül mekanizmalarına yönelik ince bir eleştiri vardır. Bu eleştiri nobranca değildir. Okur onu satır aralarında hisseder. Şakar'ın önemli özelliklerinden biri de budur: Hüküm vermek yerine göstermeyi tercih eder. Kaldı ki onun bireysel sohbetlerinde ödüller konusuna yaptığı eleştiriler de yer alır. Yani yazarın eserine yansıttığı tutum sahicidir.

“Sizi Gidi Yaramazlar” kitabın en çarpıcı öykülerinden biridir. Toplumun şiddete ittiği çocukları merkeze alan bu metin, bireysel suçun arkasındaki toplumsal zemini görünür kılar. Şakar burada sonuçlardan çok sebeplerle ilgilenir. Bu nedenle öykü yalnızca çocukları değil, onları o noktaya getiren dünyayı da anlatır. Zaten ithaf olarak Agota ismini kullanması da boşuna değildir; meşhur üçlemeye yapılan bu gönderme günümüz çocuklarının da büyük savaş olmasa da kapitalist düzende nasıl bir süreç içerisinde yer aldıklarını gösterir.

“Nesne Sözlüğü” biçimsel açıdan kitabın en özgün metnidir. Nesneler ve anlamları bize insanlığın büyük dramını anlatır. Terlik, bot, tel örgü, çadır ve battaniye gibi nesneler üzerinden mülteciliği, evden ayrılmanın zorluğunu/zorunluluğunu gözler önüne serer. Büyük insani trajedileri sloganlara başvurmadan aktarabilmek çağdaş öykücülüğün en zor işlerinden biridir. Şakar bunu başarır.

Kitaba adını veren “Eriyen Karlar” ise belirsizlik duygusunu ustalıkla kullanan bir öyküdür. Gerçek ile söylenti arasındaki sınır giderek silinir. Okur bir süre sonra olayın kendisinden çok insanların korkularını takip etmeye başlar; ve öykünün karakterleriyle birlikte bir tereddüte düşer. Öykü biter ama o tereddüt zihinde kalır.

Bugün dönüp baktığımda, Cemal Şakar'dan öğrendiğim en önemli şeyin teknik bir mesele olmadığını düşünüyorum. Bu, bir bakış meselesidir. Dünyaya nasıl bakılacağı, insanın nasıl görüleceği ve öykünün merkezine neyin yerleştirileceği meselesi... Şakar'ın metinleri bana büyük hikâyelerin çoğu zaman küçük insanların hayatlarında saklı olduğunu öğretti. Şunu vurgulamam gerekli: Cemal Şakar bu kitabında biçimsel olarak da önemli işler yapmıştır. Bunu ayrıca ele alabiliriz. Benim buradaki niyetim Cemal Şakar’ın bir öykücü olarak onunla tanıştıktan sonra benim kurmacaya olan bakışımı nasıl değiştirdiğinin kanıtı olan bu kitabı bu yönüyle vurgulamak.

Eriyen Karlar yalnızca başarılı öykülerden oluşan bir kitap değildir. Aynı zamanda bir kurmaca anlayışının ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Cemal Şakar'ın onu tanıdığım, sohbetine tanıklık ettiğim zamanlarda savunduğu öykü düşüncesi bu kitapta somutlaşır. Ona göre kurmaca metin insanı ıskalamamalıdır. Öykücü de kendi iç dünyasından çıkıp etrafına bir bakınmalıdır.

Belki de kitabın asıl değeri burada yatıyor. Eriyen Karlar, okuruna yalnızca iyi öyküler sunmuyor; aynı zamanda yeniden insana bakmayı öğretiyor.

Ali

1987, Ceyhan.İngiliz Dili ve Edebiyatı Lisans,Yeni Türk Edebiyatı Yüksek lisans.Doktora terk…Bir süredir muallim, Işılay’ın eşi; Güneş ve Güney İbrahim’in babası.Ne olursa olsun Demirsporlu.Öykü, yazı ve şiirleri çeşitli dergi ve platformlarda yayımlandı.
Kitapları:Dinozorların Son Günü, Ketebe, 2020Cumhur’un Ölüm İlanı, Ketebe, 2024

Daha fazla görüntüle