Menu
GİDEMEDİĞİN YER
Deneme/Eleştiri • GİDEMEDİĞİN YER

GİDEMEDİĞİN YER

Ahmet Turan Alkan, Üç Noktanın Söylediği kitabında yazar olarak imrendiği üç sınıf insandan bahsederken seyahatname yazarlarını da listeye dahil eder. Bu yazarlar (diğerleri spor ve sinemayla hemhal olanlardır) dünyanın en keyifli işini yaparken üstüne itibar kazanmaktadır. Peki, o tatsız söyleyişle küçük bir köy halini alan yerküremizde, bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bu çağda ‘gezgin’liğin bir anlamı kalmış mıdır? Gezmek, görmek midir? Gördüklerimiz bizi ne kadar ilgilendirmektedir? Gezmek sade seyirlik bir durum mudur?

Gezip görmenin ferahlıkla bir ilgisi olmalı. Ekranlarda artık nerdeyse birörnek halini alan gezi programlarının bu talebi karşıladığı söylenebilir: ‘Gezemiyoruz hiç olmazsa görelim.’ Lakin bu tavrımızla, gördüklerimizi seyirlik bir duruma indirgemiş olmuyor muyuz? Seyirlik, yani bizim dışımızda, bizi ilgilendirmeyen ve dönüştürmeyen.

Kayıp Türkler çalışmasıyla adından söz ettiren, Dost Şehirler, Aşina Yüzler ile yirmibeş ülkeden heybesine doldurduklarını önümüze seren Ülkü Özel Akagündüz bu kez bizi, bize anlatıyor: Yarim Anadolu. ‘Allaha sığınıp yollara düşen’ bütün şehirleri bir anda görmek isteyecek kadar telaşlı’ ‘sırtında bir çanta, her sabah başka bir şehirde uyanmaktaki hoşluğa’ meftun bir kalemin yazıları bunlar. Vaktiyle gazete ve dergide yayınlamış lakin orada öylece kalmamalarına gönül razı olmamış yazılar. Yedeğinde hep aynı endişe: ‘Sana Düşmez, haddini bil.’

Gezi deyince akla tarihi yerler, gezilmesi zaruri mekanlar, yenilip içilenler, o şehrin ‘meşhur’unu düşünüyorsanız hata edersiniz. En azından bu kitap böyle değil. işitilmedik insan hikayeleri –ki ekserisi Mustafa Kutlu hikayelerinden çıkmış gibi- parmak ısırtacak cinsten. Birlik beraberliği, sıla-i rahmi canlı tutmak için Tavşanlı’nın Şahmelek Köyünün tertiplediği ‘Şahmelek Buluşmaları’ örneğin. Vaktiyle başka ellere göçenleri toplamak için dörtbin davetiye bastıran köylünün, dana kesip, gözleme-ayran ikram etmesi modern gözlere yabancı gelse de köyün muhtarı bunu alelade bir durum olarak anlatıyor.

Gezi yazılarında öncelikle aranan herhalde aynı dili konuşmaktır. Beraberinizde getirdiğiniz dünya ile karşılaştığınız dünya aynı ise ancak bazı güzellikleri fark edebilirsiniz. Arada doku uyuşmazlığı olmadığı  satıraralarında gizli. Kaç bakış görebilirdi yoksa, torununu okula getirip götürürken vakit çıkacak endişesiyle namazını yol üstündeki bir çınar altında eda eden ismiyle müsemma Yalovalı Hayriye Hanım’ı? Peki, eski mesafeli tavrı unuturcasına şimdi cüzdanlarımızda ve gönlümüzde yer açtığımız, kartlarını fütursuzca kullandığımız bankaların gölgesine dahi girmemeyi tavsiye eden, saatle değil namaz vakitleriyle işini gören İsa Amca’yı.

Duygusal ama gerçekliği örselemeden anlatılan hikayelerin yürek burkanları da var: Anadoluda el sanatlarıyla uğraşan, yerel müzik yapan ustaların yabancılarca keşfedilmesi, ekmek parası için İstanbul’u göç eden, tutunamayacağını anlayınca gerisingeri dönenler, mangal sefalarının ardındaki isli hayatlar, yaylak ve kışlak arasında altı ayda bir dokunan mekikler. Peki ölenlerin ardından ağıt yakmayı kendine vazife bilenlere ne buyrulur? Acıyı tazeleyen her daim hatırda tutan bu insanlar ağıt yakmakla ölüm düşüncesini zinde tutarken, ağıt söyleyerek rahatladıklarını itiraf ederken ‘acıyı bal eylemiş’ mi oluyorlar?

Kitapta pekala bir romana konu olabilecek kahramanlar da var. Binbir ihtimamla kurduğu ormanı korumak uğruna adam bıçaklayıp hapis yatan, deli ve paşa lakaplı Kemal Amca sizce de bu sıfatı hak etmiyor mu? İnsan canı pahasına bir ormanı niye kurar: ‘Gelen giden nasiplensin, geride bir hayır dua bıraksın, gerisi boş. Ya da yarım asırdır yerin altındaki su kanallarını cerrah titizliği ile açan ve tek duası‘: Yeryüzündeki bütün çeşmeleri açmak istiyorum.’ olan Mardinli Şeyhmus Erginoğlu. Üstelik bunlardan bekledikleri ne bir dünyalık ne de alkışlanmak arzusu. ‘Her şey parayla olmaz zira bu dünyada parayla yapılan işler bu dünyada kalır.’

Hemen her bölümün terapi niyetine bile okunabileceği hasbilik, misafirperverlik, aza kanaat etmek gibi nicedir unuttuğumuz değerlerin göz kırptığı, değme edebiyatçılara taş çıkaran diliyle Yarim Anadolu.