
Kuramsal kitapların, çoğu zaman bilgiyi açığa çıkarmaktan çok onu kavramsal yoğunluğun içinde tutan; ağır bir terminoloji ve felsefe diliyle okuru metnin eşiğinde bırakan eserler olduğu konusunda yaygın bir görüş vardır. Gerçekten de anlamın çoğalması ve karmaşıklaşması, sanki sadece kuramsal düşünen okurlar içindir. Belki bu yüzden birçok okur, kuramın eşinde kalır.
Mehmet Narlı’nın Çoğul Açı -Bir Şiir Çözümleme Kuramına ve Yöntemine Doğru- adlı kitabı ise bu yerleşik kuramsal yazma geleneğin biraz farklılaştırıyor gibi. Kuramın derinliğinden ödün vermeden okuruna yeni bir kapı aralayan kitap, onu kuramın en yoğun ve en çetin ormanından geçirirken metinle daha rahat ve daha özgür bir ilişki kurmasını sağlar. Böylece yerleşik şiir çözümleme yöntemlerini ve kurumsallaşmış yaklaşımları sarsmakla kalmaz, okuru, onları yeniden düşünmeye davet ederek eleştirel bir okuma bilinci de inşa eder.
Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, okuru edilgen bir alıcı konumundan çıkarıp anlamın kurucu öznesi hâline getirmesidir. Okurun üstlendiği bu yeni konum, okuma eyleminin niteliğini de dönüştürür. Artık okuma, hazır ve tamamlanmış bir anlamı devralmanın ötesine geçerek her okumada metnin yeniden yorumlandığı ve anlamın yeniden üretildiği etkin bir sürece dönüşür. Bu yaklaşım, “açı” kavramını da tek yönlü bir bakışın sınırlarının dışına taşırır. Açı, öznenin metne yönelttiği bakışı aşarak metnin farklı anlam olanaklarını okurun yorumuyla görünür kılan çoğul bir yorum zemini hâline gelir. Dolayısıyla “çoğulluk”, yazarın kurduğu metin ile okurun yorumu arasında sürekli genişleyen, her okumada yeni anlam katmanları üreten dinamik bir anlam alanı oluşturur.
Kitap, “Kuramsal Çerçeve” ve “Çözümlemeler” olmak üzere iki ana bölümden oluşur. Narlı, kuramsal çerçeveyi oluştururken şiir çözümlemelerinde yerleşmiş ve çoğu zaman değişmez kabul edilen yaklaşımları sorgular. Şiiri belirli teknik ölçütlere, biçimsel unsurlara ya da yüzeysel anlamlara indirgeyen anlayışların şiirin bütünsel yapısını açıklamakta yetersiz kaldığını savunur. Bu nedenle ses, ritim, görsel yapı, söyleyen özne, söylenen varlık ve anlam katmanlarını birbirinden bağımsız başlıklar olarak değil, şiirin anlam üretim sürecini birlikte kuran ilişkili sistemler olarak değerlendirir. Bu doğrultuda şiirin biçimsel unsurlarını teknik özelliklerle sınırlayan yaklaşımlara karşı çıkar. Ona göre ses, ritim ve görsel yapı, şiirin dış görünüşünü oluşturan ayrıntılar olmanın ötesinde, anlamın kuruluşunda etkin rol oynayan temel yapılardır. Bu nedenle vezin, kafiye ve ses tekrarlarını kuru biçimsel kalıplara indirgemediği gibi görselliği de görsel şiir örnekleri ya da metne eşlik eden şekilsel düzenlemelerle sınırlandırmaz. Şiirdeki görüntünün, kelimelerin hafıza, çağrışım ve hayal gücüyle birleşmesi sonucu oluşan dinamik bir anlam alanı olduğunu ortaya koyar.
Narlı’nın şiir çözümlemelerine getirdiği önemli katkılardan biri de “söyleyen özne” kavramı üzerinden şiirdeki konuşan sesi yeniden değerlendirmesidir. Şiir tahlillerinde konuşan sesin tek boyutlu ve nötr bir anlatıcı olarak ele alınması, şiirin çok katmanlı yapısını görünmez kılan yaklaşımlardan biridir. Narlı ise bu indirgemeci anlayışın karşısına “söyleyen özne” kavramını yerleştirerek şiirdeki sesin belirli bir bilinç, bakış ve deneyim alanı içinde değerlendirilmesi gerektiğini savunur. Söyleyen özne, şiirde konuşan lirik ya da şiirsel öznedir. Bu öznenin yaşı, cinsiyeti, ideolojik konumu ve entelektüel düzeyi, şiirdeki göstergelerin farklı anlam olanakları kazanmasında belirleyici unsurlar olarak öne çıkar.
Narlı, şiir çözümlemelerinin hazır yorumlara, ezberlenmiş yargılara ve kelimelerin sözlük anlamıyla sınırlı okumalara yaslanmasını da eleştirir. Ona göre şiir, tek ve değişmez bir anlam taşıyan kapalı bir yapı değildir. Nitekim anlam, gündelik düzeyden simgesel katmana, ardından imgesel alana doğru genişleyen çok katmanlı bir süreç içinde kurulur. Bu nedenle şiir tahlili, yerleşik yargıları yineleyen mekanik bir çözümleme olmaktan çıkar. Metnin anlam katmanlarını görünür kılan ve yorum imkânlarını çoğaltan dinamik bir okuma pratiğine dönüşür.
Narlı, “Çözümlemeler” bölümünde kuramsal çerçevede geliştirdiği yöntemi farklı şiirler üzerinden somutlaştırır. Nazım Hikmet, İsmet Özel, Ahmet Hamdi Tanpınar, Asaf Hâlet Çelebi, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Attila İlhan, Sezai Karakoç, Behçet Necatigil, Cemal Süreya ve Hilmi Yavuz’un şiirleri bu yöntem doğrultusunda çözümlenir. Böylece Narlı, okuru kuramın en yoğun ve en çetin ormanında tek bir yola mahkûm etmez, anlama ulaşmak için farklı patikalar önerir. Bu patikalardan hangisini izleyeceği ise bütünüyle okurun özgürlüğüne bırakılmıştır.
1992 yılında Bursa'da doğdu. İlkokul ve lise öğrenimini Balıkesir'in Gönen ilçesinde tamamladı. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladı. Hâlen Balıkesir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı alanında doktora eğitimini sürdürmektedir. Deneme ve kitap değerlendirme yazılarını Hece, Karabatak, Kayıp Kayıt, Muhit ve Yitiksöz gibi çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlamayı sürdürmektedir.