Menu
OKUMAYI OKUMAK
Deneme/Eleştiri • OKUMAYI OKUMAK

OKUMAYI OKUMAK

Evrensel değerler, temel bir olgu olarak birlik ve barışın ortak noktası, birlik ve barışı sağlamanın mümkün olduğu insanlık ortak paydasıdır. Değerlerini farklı kaynaklardan almış olsalar bile, toplumlar, temel değişmez değerlerin aynılığında birleşirler. Bu birlik, İlahi veya insani hangi kaynaktan olursa olsun küresel barış ve anlaşma  için verimli bir alanı oluşturur.

Müslümanların bunu ne derece gerçekleştirebildiği sorgulansa da, İlahi değerlerin temel bilgi kaynağı olan Kuran’ın, söz konusu ortak paydayı oluşturmada, Yaratıcı tarafından bütünüyle insanlığa armağan edilmiş olmasının özel bir önemi ve katkısı olmalıdır.

Ayrıca, konuyla ilgili olarak Kuran, İlahi kitaplara inanan Ehli Kitap/Kitap Dostu/Kitap’lı toplumları “Aranızdaki ortak kelimeye gelin!” diyerek temel değişmez değerler birliğine çağırırken, Müslümanları, -özel olarak değerlere kin ve nefretle düşmanlık yapmadığı sürece- her insanla insani paylaşım çerçevesinde kaynaşmaya teşvik eder. Bir de Kuran’ın ilk ilahi sayfalardan başlayarak, farklı insan topluluklarının  değerlerine ölçü aldığı Tevrat ve İncil’in tahrif edilmemiş içeriklerini doğrulayan, onları yerellikten evrenselliğe çıkarıp, çağlar üstü değişmez değerler yetkinliğine ulaştırarak – tamamlayan son hali olduğu düşünüldüğünde, söz konusu ortak paydada nasıl önemli bir yere sahip olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Bu da Kuran’ı hayat kitabı olarak benimsemiş Müslüman halkların kitaplarını anlama ve dünyayla paylaşarak dünya uygarlığını olgunlaştırmada ne kadar sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır.

Ne var ki bir hayat kitabı olan Kuran’ın öğretiminde pek çok sorunlar gözlemlenmektedir. Kuran’ın teorik olarak ele alınması ve içinden bir hayat çıkarılacak kitabın gerek hayat algısı gerekse o algının uygulanma biçimlerinin temel anlamda belirlenmesi işini şimdilik bir tarafa bırakalım.Müslüman halkın Kuran’ı, – çoğunlukla anlaşılmaksızın- Arapça orijinal lafzının tecvitle(Arap dili okuma yöntemi/diksiyon/fonetik) seslendirilmesi okuma sayılan ve namazda anlamaksızın kısa surelerini, namaz dışında belirli gün ve gecelerde “aşır” adıyla seçilmiş bir takım sure ve bölümlerini -yine anlamaksızın- seslendirdikleri, bir de ölüm uğurlamalarının vazgeçilmez kitabı olarak kullandıklarını görürüz. Bunun sorumlularının; kitaplarını bilimsel anlamda derinlemesine incelemekle sorumlu bilginler olduğu kadar, okuma olarak değerlendirilen seslendirme eylemini eleştirmeyen,sorgulamayan ve okumanın hakikatine ulaşmayan halk ta olduğu ortadadır.

Bu durumda- Kitab’ın adeta yeniden inecek olduğu- şu özel günlerde, hayatımızı daha anlamlı kılma adına, onu doğru okuyarak inmesini sağlama adına tekrar tekrardüşünüp taşınmamızgereken konular var.

Kuran’ı okuma algımızdaki eksiklikler ve çözümler nelerdir?

Kuran öğretimi ne anlama gelmektedir?

Kuran’ın orjinalini telaffuz etmeyi öğretmek Kuran okumayı öğretmek midir?

İnsana Yaratan’ından armağan edilen ve ona insan olma eğitimini veren, hayat bilgisi ve bilinci aşılayan bir kitabın

anlamaksızın seslendirilmesi onun öğretimi açısından yeterli bir okuma çabası mıdır?

Bu yapıldığı zaman kitap okunmuş takdir ediliyorsa fakat hayata dönüştürebilecek kadar gerçekte okunmuş, anlaşılmış olmuyorsa sorun nerededir?

gibi konulara değineceğimiz bir zaman dilimini yaşıyoruz.

Toplum olarak geç kaldığımızı kabul etmekle birlikte,bilinçli ve hızlı çabalarla sorunlarımızı telafi imkanına kavuşabiliriz.

Ramazan dinginliği okuma eyleminden önce okuma bilinciyle başlatılabilir. Okumayı okumakla…Bütün bir yıl ve ömre yayılası bir duyarlılıktır zaten bu.

Kitab’ın ayrımsız her insana inmesi için.

Çağ insanının ilahi değerlerden başka değerler aramasının, -ilahi değerlerin niteliğinin ve yaşama dahil olma yollarının belirtildiği- Kuran’ı anlayamamış olmalarıyla yakından ilgisi vardır. İnsan eğer Yaratanın kendisine ve hayatına verdiği değeri anlayabilse, başka bir yerde kolay kolay değer aramaz. Ancak  ne Yaratanının,ne O’nun kendisine verdiği değeri, üstün görevi, onuru anlayamadığı için başka kapılarda kendisini, hayatını anlamlandırmaya koşmuştur.

Nitekim bunca asır anadilinde telaffuz edilen, belirli gün ve gecelerde sürekli seslendirilen, sayısız hatimler edilen, hafızların ezberlerinde tutulan bir kitabın, neden hayatı anlamlandırmada, mutlu bir hayatı tüm dünyaya yaşatmada, hayatı daha iyiye değiştirme ve dönüştürerek olgunlaştırmada bekleneni gerçekleştirmemiş  olduğu iyiden iyiye sorgulanmalı ve yanıtlanmalıdır.

Herşeyden önce bir metni okumuş olmak için, onu anlamış olmak gereklidir. Halk arasında -yüzünden okuma veya cüze geçme- deyimiyle dillendirilen; Kuran’ı Arapça orijinalinden telaffuz edebilmek, alınası soyut bir hazzı bir kenarda tutacak olursak, nihayet, anadili dışında yabancı bir dille yazılmış metni, anlamaksızın seslendirme olduğundan tam okuma olarak değerlendirilemez.

Kuran’ı anadilinde okuyan bir Arap insanının okuyuşu, -kabaca- anlayarak okumak olduğundan tam okuma sayılabilir. Öyle olsa bile Kuran’ın hayata dair mesajlarını tam olarak anlamadığı varsayıldığında, onun okuması dahi tam okuma olmayabilme ihtimalini koruyacaktır. Çünkü Kuran hayat bilgisi ve bilinci veren bir kitaptır ve hayatı anlamlandıracak derecede güncel bir anlayışla anlaşılmadığı sürece tam anlamıyla okunmuş olmaz.

İlahi olmayan yabancı dildeki bir başka metinle, ilahi metnin kaynak dilde seslendirilmiş olması arasındaki farka gelince, o da okuyucunun Kuran’ı telaffuz ederken Allah kelamı bilinci içerisinde, saygı ve sevgiyle okumuş olması ve bundan dolayı elde ettiği düşünülen manevi hazdır. Yanı sıra söz gelimi Sheskpeare’nin bir şiirini İngiliz dilinde okuyan bir şiir sevdalısı da anlamaksızın okuduğu İngilizce bir şiirden benzer bir hazzı alabilir. Bu durumda Kuran’ın salt bu haz için gönderilmiş olmadığı akla hemen gelebilecek ilk sözdür.

Şimdi mesajın mı, o mesajı ileten -aracı kaynak- dilin mi kutsal/ değerli olup olmadığı düşünülmelidir. Anlamın kutsal ve bütün insanlığı ilgilendiren bir anlam olması onun acilen tüm insanlığa ulaştırılmasını gerektirir. Ulaşım tabiiki bir araç olan dille olacaktır. Fakat ulaştırma dil engeline takılıyorsa ve dil bir anlama/anlaşma yolu iken,  anlamama/anlaşamamaya neden kılınıyorsa bu durumda dil engeli aşılmalı ve anlama ulaşılmalıdır.

Dilin Allah’ın ilahi metin için kullanılan dil olmasının, o dili bu kadar değerli kıldığı düşünülüyorsa, anlamın değeri için acaba ne düşünülmektedir, sorusu sorulmalıdır. Seslenilen ve tüm dünyaya seslenmekle görevli kıldığı halkın dilini kullanmış olması, o dilin kutsiyetinden çok, o halkın ilahi anlamı çok iyi anlayabilmesi için olduğu açıktır. Doğrusu bir anlam, bu ister bir ilahi cümlede olsun, ister bir edebi metinde, bir şiirde veya şarkıda hangi dilde olduğu çok önemsenmeksizin anlaşılmak ve hayata katılmak ister. Hal böyleyken hele ilahi anlamın hayata katılımını yine bir araçla, dille engellemeye kalkışmak anlaşılabilecek bir durum değildir. Bir şarkı anlaşılmadığında kayıp şarkı kadardır. fakat bütün insanlığı ilgilendiren evrensel bir metnin anlaşılmaması evreni tahrip edecek bir eksikliktir.

Öte yandan bir metni kendi dilinden okurken aynı zamanda anlayabiliyor olmak mükemmel bir durum olsa da, kolayca ve yaygın anlamda ele geçmesi mümkün olmayan bir durumdur. Ayrıca dili zoraki aynılaştırmak, bir çeşit asimilasyona, olağan farklılığı ve zenginliği yok etmeye de götürebilir. Üstelik dil aynılaşsa bile, bu defa yaşam kültürüne  bağlı olarak gerçekleşecek yerel çeşitliliğin evrensel birliğe dönüşmesi umudu hayal olacaktır. Aynılık hiçbir zaman gerçek bir birlik değildir. Aksine farklılıkların barınabildiği bir aynılıkta bir birlikten söz edilebilir.

Okumayı anlamaya çalıştığımız ve sorunların konuşulmaktan korkulmadığı bir süreçte tünelin sonuna ulaşacağımız inancıyla…

Diğer Yazıları